BURÇLARIN İNSANA ETKİSİ VAR MIDIR?

Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ


Burçlar nedir? İnsan üzerinde etkisi var mıdır? Burçların etkisine inanmayı nasıl değerlendirmek lazım?
Burç, “güzel olmak veya yükselerek görünür olmak…” anlamına gelen Arapça “berec” kelimesinden gelmektedir. Bu anlamı dolayısıyla gökteki yıldızlara burç denildiği gibi dağların zirvelerine, kalelerin kulelerine ve yüksek gökdelenlere de burç denilmektedir. Astrolojide burç, güneşin bir yılda takip ettiği düşünülen yörüngenin sembollerle gösterilen on iki takımyıldızdan her birine verilen isimdir. Bu anlayış dünyanın sabit, güneşin ve yıldızların onun etrafında döndüğüne inanılan eski uzay bilgisine dayanır.
Bu anlayış nereden geliyor?
Eskiden uzay bilginleri sayılan müneccimler bazı yıldızlar tespit etmişler, bunlara çeşitli isimler vermişler. Bu yıldızların dünya etrafında dairesel bir felekte bulunduğu ve onunla birlikte hareket ettiği varsayılmış. Bu anlayış doğrultusunda gökler âlemi küreden meydana gelen, daima dönen, ruha sahip, canlı ve akıllı varlıklar alanı olarak düşünülmüş. Bu düşünce ayaltı ve ayüstü şeklinde ikili âlem anlayışını doğurmuş. Sözde bilim astroloji, bu eski bilgilerden hareketle yıldızların konum ve hareketlerinin işaret sistemi oluşturduğu ve bu sistem sayesinde gelecek, şimdi ve geçmişe dair bilgi elde etmenin mümkün olduğu iddiasındadır.
Eskiden bu anlayışa karşı çıkanlar olmamış mı?
Tabii ki olmuş. Örneğin, bundan bin yıl önce yaşamış tarihçi Makdisi, yıldızları ve gezegenleri ruh sahibi, akıllı ve etkin güçler olarak görmek hem bilim hem de din açısından yanılgıdır, demiştir. Ünlü kelam bilgini Bakıllani, müneccimlerin iddia ettiklerinin aksine hiçbir gök cisminin akıllı ve iradeli olmadığını söylemiştir. Çünkü burçlar ve yıldızlar yaratılmış olmak bakımından evrenin diğer unsurlarından farklı değildir. Bunların diğer varlıklara etkisi, cansız cisimlerin birbirine etkisi gibidir.
İslam açısından değeri nedir?
Yıldız falcıları ve astrologların iddialarının İslam açısından bir geçerliliği ve değeri bulunmamaktadır. Nitekim gök cisimlerinin yaratılması da hareket etmesi de Allah’ın iradesi ve kudretiyledir. Söz gelimi, ateş yakıcı, su rutubetli kılınmıştır. Ateşin yakması veya suyun ıslatması, onların ruh sahibi canlı varlıklar olduklarını göstermez. Yüce Allah’ın âdetullah denilen doğa kanunları, evrenin her yerinde aynı şekilde geçerlidir.
Müslüman düşünürler bunu nereye dayandırmaktadır?
Kur’an’da, “O, geceyle gündüzü, ayla güneşi hizmetinize verdi; yıldızlar da O’nun emrine boyun eğmişlerdir. Bunda aklını kullanan bir topluluk için önemli ibretler vardır.” (Nahl, 16/12.) ayeti buna delildir. İmam Matüridi’ye göre evrende bulunan her unsur Allah’ın varlığına işaret eder. Evren bütün unsurlarıyla hikmet sahibi bir yaratıcıya muhtaçtır. Var olmaları ve varlıklarını sürdürmeleri O’na bağlıdır. Gökte ve yerde hiçbir şey O’nun gücünün dışına çıkamaz. Bu kanun yeryüzündeki insan, hayvan, bitki ve cansız varlıklar için geçerli olduğu gibi gökteki yıldızlar ve gezegenler için de geçerlidir. (Matüridi, Kitabü’t-Tevhid, s. 170-175.)
Burçların hiç etkisi yok mu?
Burçların insan karakterine etki ettiğini söylemek dağların etki ettiğini söylemek gibidir. Yakın olmaları hasebiyle dağların etkisi yıldızlara göre belki daha fazladır. Kaldı ki uzmanlara göre burçlar aslında birbirinden son derece uzak yıldızlar olup bakış açımıza göre bize yıldız kümesi şeklinde görünmektedir. Tıpkı Üsküdar’dan bakıldığında Süleymaniye Camii’nin minarelerinin tek sıra görünmesi gibi…
Bu konuda Peygamberimizden gelen bir bilgi var mıdır?
Rahmet Peygamberi, bazı insanların gerçek nimet verici olarak Allah’ı değil de yıldızları gördüklerini, bunun Yüce Allah’a karşı bir nankörlük olduğunu bildirmiştir. (Müslim, İman, 71-73.) O’nun şu uyarısı çok açık ve kesindir: “Kim bir kâhini, arrafı veya müneccimi tasdik ederse Muhammed’e indirileni kabul etmemiş demektir.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 407, 429.) Bu uyarı üzerine Bakıllani; “Nasıl oluyor da Hz. Peygamber’e inanmakla müneccimlere inanmak bir Müslümanın kalbinde bir araya gelebiliyor?” diye hayretini ifade etmiştir. (Bakıllani, Temhid, s. 77.)
Bunları kabul etmenin ne gibi sakıncaları var?
İnanç açısından burçlara inanmanın mutlak güç sahibi Allah inancıyla bağdaşır bir tarafı bulunmamaktadır. İnsan açısından ise bu bir beyin yıkama ve kişiyi duygusal kalıplara sokma girişimidir. Diğer bir deyişle bir kişinin, doğduğu burcun karakterini ve geleceğini etkilediğine inandırılması, psikolojik mühendislik çalışmasıdır. Söz gelimi balık burcu için “alçak gönüllü, şefkatli, sempatik, hassas, adapte olabilir, etkili anlayışlı, nazik sezgili, renkli hayalleri, derin duyguları, sevgiye düşkünlüğü olan, merhametli, güzel sanatlarda başarılı, iyi niyetli, yardımsever…” gibi olumlu özellikler yanında “belirsizlik, ihmalcilik, gizlilik, kolay dağılmak, zayıf arzular taşımak, kararsızlık, mücadeleden kaçmak, karamsar, çekingen, alıngan…” şeklinde olumsuz özellikler sayılmaktadır. Bu durumda balık burcuna inanan kişi, yaptığı iyi şeyleri olumlu özelliklere bağlamakta, başarısızlığına ve hatalarına ise “Ne yapayım, balık burcundanım başka türlü davranamam.” gibi bir mazeret aracı kılmaktadır. Böylece astroloji tarafından belirlenmiş bir duygusal kalıba sokulmak suretiyle iradesi elinden alınmış, beyni yıkanmış bir kişiliğe dönüştürülmektedir. Bu hâliyle astroloji en katı kadercilikten daha aşırı bir determinizm örneğidir. Kişinin sadece kaderini değil, karakterini de belirleme iddiasındadır.
Bunun kader anlayışıyla bir irtibatı var mı?
İslam’ın kader anlayışı kişinin özgürlüğünü ve sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Yüce Allah, insana irade vermiş ve özgür kılmıştır. Bir kişi şartlarını ve imkânlarını gözeterek bir fiil yapmaya niyet ederse Yüce Allah onu engellemez, aksine o işi yapma imkânı sağlar. İyi iş yaparsa mükâfat verir, kötü iş yaparsa cezasını keser. Dolayısıyla kişi, ihtiyari fiillerini kendi özgür iradesiyle yapar, ahlakını kendisi oluşturur, duygularını kendisi yönlendirir, dolayısıyla sorumluluk da kendisine ait olur. İradesini kullanmada insana dıştan ve içten birtakım etkiler olabilir ama son karar kişinin kendisine aittir. Bu etkiler canlı varlıklardan gelebileceği gibi cansız varlıklardan da gelebilir.
Bu takdirde evrende var olan olgu ve olaylara nasıl bakmalıyız?
Nasıl ki yeryüzündeki dağlar, ovalar, ırmaklar Yüce Allah’ın varlığının ve eşsiz sanatının göstergesiyse gökteki gezegenler ve yıldızlar da O’nun kudretinin ve yüceliğinin işaretleridir. Yüce Allah bütün bunları bize etki etsinler diye değil, onlardan yararlanalım diye yaratmıştır. Nitekim bugün insanlar uzay çalışmalarıyla oradaki yıldız ve gezegenlerin akıllı ve etki eden varlıklar olmadıklarını tespit etmişlerdir. Artık geliştirilen uzay araçları vasıtasıyla uzaydan istifade edilmektedir. Gönderilen yapay uydular iletişimde ciddi kolaylıklar sağlamaktadır. Uzayda veya dünyada bulunan bu varlıkların duygu dünyamıza farklı etkileri olabilmektedir. Bu etkiler onların gücünün bir sonucu değil, bizim etkilenmemizin bir sonucudur. Söz gelimi, Bursa’da yaşayan bir kişiyi gökteki yıldızlardan daha çok Uludağ etkilemektedir, ama kimse ona burç muamelesi yapmamaktadır. Mehtaplı bir gecede bir şairin gökyüzüne bakıp duygulanarak şiirler yazması burçların etkisiyle değil; kişisel duygusallığın, kabiliyetin ve çabanın bir sonucudur. (Tevfik Uyar, Astrolojinin Bilimle İmtihanı, s. 179, 186; Cağfer Karadaş, Çağdaş İnanç Problemleri, s. 145-148; Temel Yeşilyurt, Çağdaş İnanç Problemleri, s. 229-233; Diyanet İslam Ansiklopedisi, “Burç”, “Felek” ve “İlm-i Ahkam-i Nücûm” maddeleri.)