BULANLAR ARAYANLARDIR

Gülşen ÜNÜVAR

Ey arayan!

Bugün sana selam sabah etmeden önce bir sitemde bulunmak isterim. Üstelik bunu, hâl hatır sormadan, bir merhaba bile demeden yapıyorum. Çünkü sana sitemim büyük! “Arayan” diye seslendim fark ettiysen. Nicedir mektupların adresini aradığın geldi kulağıma. Aramak, araştırmak, sormak soruşturmak iyi şeylerdir evlat. İnsan, aradıkça var olur. Aradıkça sorularının cevabına varır. Aradıkça kendini tanır, bulmayı umduğu şeyden daha da fazlasını bulur. Aramakta bir beis yoktur yani.

Dilerdim ki beni zahirde değil, bâtında arayasın. Mektuplarımda mesela, yazdıklarımda, cümlelerimde, sözlerimde, hatta küçücük harflerde. Verdiğim örneklerde, ettiğim nasihatlerde, imalarımda, nüktelerimde, noktalarımda ve dahi virgüllerimde. Emelin ve aradığın anlamsa şayet, ancak ve ancak mektuplarımın içinde erişebilirsin ereğine.

Sitemime alınmayacağını biliyorum. Hürmetkârlığına olan inancıma güvenerek yazıyorum bunları. Bil ki amacım, anlama ulaşmakta harcadığın çabaya katkıda bulunabilmek. Sen buna yol göstermek de, yol açmak de, kılavuzluk de… Her ne dersen de, kabulümdür. Ara! Aramaktan asla vazgeçme ancak doğru yerde ve doğru zamanda olmasına dikkat et.

Şimdi hâl hatır sormanın vaktidir. Sağlığının sıhhatinin yerinde olduğunu duyarım gelip geçenlerden. Ümit ederim ki huzurun ve rahatın da ganidir. Bunlar olmazsa gayesiz bir canlıya dönüşür insanoğlu, bilirim. Sen de fark ettin mi bilmem evlat, sıklaşan mektuplarımın hacmi de giderek genişlemekte. Ne kadar çok şey söyleyebilirsem o kadar iyi olacakmış gibi bir his var içimde. Hemen hemen her insanda olduğu gibi; bilmek ihtiyacına karşı gayriihtiyari bir kapı aralama dürtüsü.

Bilmek dedim de evlat, arayanlar bilir ancak, bunu sana daha önce de yazmıştım. Okuduğunu, özümsediğini ve bu bilgiyi heybene attığını tahmin ediyorum. Aklını kullanan insan arar, bulur ve bilgiye ulaşır. Bilgili insan ise aklını kullanmayı ve arayıp bulmayı âdet edinir. Bu böyle bir döngüdür evlat. Akıl ve bilgi, genişçe bir çemberin etrafında peş peşe döner dururlar. Bilgiye merak, akıldan, akla hürmet, bilgiden gelir.* Anlayacağın, her ikisi de aynı yol üzeredir.

Yol demişken, birkaç cümleyi hak eden bir konudur bu. Yolunu belirleyen insan nereye gideceğini, hangi istikamette ilerleyeceğini iyi bilendir. Kendine güvenen, inanan, adımlarına değer verendir. Bu hususta sana şunları demeden geçemeyeceğim; doğru bildiğin yoldan sakın şaşmayasın, kendini yine kendin takdir edesin, kendine değeri yine kendin veresin. Aklı başında tek bir kişiyi kuru kalabalıklara tercih edesin. Nezaketi zinhar elden bırakmayasın. Namını masumiyetinin önüne geçirmeyesin. Elinin birini kalbinde, diğerini daima kalemde tutasın. Yaptığın hizmetten fayda ummayasın. Vefakârlık, fedakârlık ister, unutmayasın. Görüyorum ki kıvançlısın! Büyüklenmeye doğru gitmedikten sonra ziyanı yok. Hisler ki birbirlerine köprüdür. Nereden ve nelerden geçeceğini iyi bilesin. Yolunu dosdoğru çizesin ki aklı kendine yetmeyen, sana istikamet göstermeye kalkmasın.

En ufak bir açıklıktan sızmaya çalışan yel gibidir bilmezlik. Önlemini alamazsan giriverir içeri. Sonrasını kim bile, kim söyleye? Kim dur diye, kim telafi ede? İş sana düşer evlat! Gafil olma, her işte ihtiyatlı ol.* Bilmezlik yelini ustaca savuştur. Sonra geç karşısına, bilmenin gururu ile kollarını kavuştur.

Gururun ölçüsü mühimdir yalnız, bunu bilip ona göre hareket edesin. Terazini ve dirhemini yanı başına koyup itina ile ölçesin. Ya da alıp makasını, kumaşını eline kırk ölçüp bir biçesin. Bir tüy hacminde bile kaçarsa şayet kantarın topuzu, adı kibir olur bu duruşun. Açasın gözünü evlat, gafil olmayasın!

Gaflet dediğin derin bir uykudur, gecesi de gündüzü de aynı. Hiç uykuya dalma demem, insan hâli, hangimiz dalmadık ki? Ancak zamanında uyanmasını ve ders almasını bil. Zaten dersini aldın mı bir daha ne öyle derin uykuya dalarsın ne de tedbirsiz gözlerini kaparsın. Böyle böyle alışırsın, terazinin kefelerini eşit ağırlıkta tutmaya. Böyle böyle anlamaya başlarsın, dirhemin özündeki adaletli ağırlığın dilini.

Bilmek evlat, bilmek! En değerli hikmet. Hele heybene at bildiklerini, dolaş diyar diyar. Bak nasıl da alıcısı çıkar. Alıcı dediysem öyle rastgele değil elbet; değeri değerine eş, özü özüne denk, sözü sözüne bent. İşte şu cümlenin tam da yeri gelmişken söylemek isterim, kolayca görebileceğin bir yere yazasın; bilginin sattığı bilgiyi de bilgili alır.* Çünkü bilginin kıymetini bilgili bilir.*

Kıymet ver evlat, kıymet ver ki kıymet de göresin. Bilgiye kıymet verenlerle oturup kalk ki heybende biriktirdiklerin çoğalsın. Bilgi çoğalırsa alıcı da çoğalır, yol çoğalırsa adım da çoğalır. Attığın her adımda farklı yerlere varırsın. Bilgini yayar, eksiklerini alırsın. Yok, kendime saklayayım diyen hata eder. Bildiğini gördüğünü paylaşan insan, arif insandır. Her şeyi kendine saklayan ise nobran. Ariflik sezgi ile olur. Akıl ile anlayış ile… Arifi, yine başka bir arif kolayca bulur. Nasıl mı? Çünkü aklın kıymetini yine akıllı bilir.*

Ara evlat! Aklı ara, anlamı ara, iyiyi, güzeli, doğruyu, vefayı ara. Ama sözün sahibini arama. Buna hacet yoktur çünkü sana fayda sağlayacak olan sözün sahibi değil, sözün ta kendisidir. İstedim ki başladığım gibi bitireyim mektubumu. Beni can kulağı ile dinlediğini bildiğim evladıma/evlatlarıma bir yadigâr olsun yazdıklarım. Kulaklara küpe, gönüllere iz. Gözlere fer, kirpiklere giz.

Sözlerime son verirken seni Allah’a emanet eder, çalışmalarında muvaffakiyetler dilerim. Selametle…

*Kutadgu Bilig