BİREYSEL TEKÂMÜLÜN MUKADDİMESİ:
ÖZ ELEŞTİRİ

Kaan H. SÜLEYMANOĞLU

Miladi on birinci yüzyıldayız. Kariyerinin zirvesinde bir âlim. Adına nispet edilen kitap sayısı 400 küsur. Kelam, fıkıh, felsefe, tasavvuf alanlarında yazdıklarının haddi hesabı yok. Öyle ki vefatından sonra hesaplandığında hayatının her bir gününe kırk sayfa düşüyor. Nizamiye Medreselerinin güneşi, Selçuklu sarayının itibarlı bilgini, aylardır yaşadığı iç sorgulamalar ve ruhsal bunalım sonunda kararını veriyor ve 1095 yılında görevinden ayrılıyor. Görevinden ve görevinin getirdiği bütün imtiyazlarından ayrılmasını ileriki yıllarda yazacağı otobiyografisinde şu ifadelerle dile getiriyor: “Daha sonra ders vermedeki niyetimi düşündüm. Niyetim hâlisane ve Allah rızası için değildi; aksine beni ders vermeye iten sebep ve harekete geçiren şey makam arzusu ve şöhretimin yayılması idi. Dolayısıyla yıkılmak üzere olan bir uçurumun kenarında bulunduğumu kesinlikle anladım. Eğer durumumu hemen düzeltmeye girişmezsem cehennem ateşine yuvarlanmak üzereydim.” (İmam Gazzâli, Hakikat Arayışı: El-Münkız Mine’d-Dalâl, Çev. Abdurrezzak Tek, İstanbul: Ketebe, 2022, s. 58, 59.)

Evet, kulağa biraz tuhaf gelebilir ama yüksek dozda öz eleştiri ve kişisel hesaplaşma ihtiva eden bu ifadeler Hüccetü’l-İslam İmam Gazali’ye ait. Gazali, bu iç muhasebeyle birlikte kariyerinin zirvesini, devlet katındaki itibarını ve ilim meclislerindeki şöhretini terk etmiştir. İslam tarihinin en çarpıcı öz eleştiri örneklerinden olan bu tavır, Doğu toplumlarında ve İslam kültüründe öz eleştiri olmadığını iddia eden oryantalistleri şaşkına çevirmeye devam etmektedir. Görevini bırakıp Bağdat’tan ayrılan; Şam’a, Kudüs’e ve Hicaz’a giden, daha sonra memleketine dönen İmam Gazali, on bir yıl süren halvet ve riyazet döneminde kendi ifadesiyle “saymakla bitirilemeyecek hâller” keşfedecektir. Nitekim dünyaca ünlü eseri İhya’yı da bu inziva döneminde kaleme almıştır.

İslam düşüncesi, dürüstlük ve öz eleştiri üzerine bina edilmiştir. Yeryüzünde ilk öz eleştiri yapan kişi, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem’dir. Eşiyle birlikte cennette kendilerine yasak kılınan meyveyi yediklerinde yaptıkları büyük hatayı anlamış ve “Dediler ki: ‘Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.’” (A’râf, 7/23) demişlerdir. Kur’an-ı Kerim’de bir diğer öz eleştiri örneği Hz. Yusuf kıssasında yer alır. Hz. Yusuf, masum olduğu ve iftiraya uğradığı hâlde, “Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Yûsuf, 12/53) demek suretiyle nebevi bir öz eleştiri örneği ortaya koymuştur. Yüce Yaradan karşısında bir öz eleştiri olarak düşünülmesi gereken tövbe, bütün peygamberlerin hayatında geniş yer bulur. Kur’an-ı Kerim bize Hz. Âdem’in, Hz. İbrahim’in, Hz. Musa’nın ve Hz. Muhammed’in tövbelerinden haber verir (Bakara, 2/37; 128; A’râf, 7/143; Tevbe, 9/117; Hûd, 11/112). Bütün peygamberler gibi “ismet” sıfatıyla günahlardan berî olan Resul-i Ekrem Efendimiz de bizzat kendisinin günde yüz defa tövbe ettiğini söyleyerek müminleri bu müspet haslete davet etmiştir (Müslim, Ẕikir, 41-42; Ebu Davud, Vitir, 26).

Ruhun Gelişim Mektebi

İnsan hata yapabilir. Önemli olan hatalarda ısrarcı olmamak, yapılan yanlışları kör bir inatla savunmamak, gerektiğinde onlarla hesaplaşmak, değişime dönüşüme açık olmaktır. Bu da ancak öz eleştiriyle mümkündür. Öz eleştiri, insanın kendisiyle yüzleşmesidir. Yaptıklarını, yapmadıklarını, söylediklerini, söylemediklerini sorgulaması; inandığı değerlerle yaşadığı hayatı ölçmesi, bir sonuca bina olacak şekilde gözden geçirmesidir. Bu bakımdan öz eleştiri kişisel tekâmülün mukaddimesidir, denebilir.

Başkalarına karşı eleştirel ve sorgulayıcı olan insan, sıra kendine geldiğinde alabildiğine iltimasçı ve affedici kesilir. Öz eleştiri ise objektif bir bakış, adil bir muhakemedir. Konumumuz gereği insanlardan bile duyamayacağımız acı gerçekleri kendi kendimize söylemektir. Bazen sesimizi yükseltebilir bazen mırıldanabiliriz.

Öz eleştiri; aklı, mantığı, vicdanı, kalbi devre dışı bırakmadan; bencillikten uzak, alabildiğine nesnel, evrensel, objektif bir konuşma biçimidir. Bu konuşma bizi maskelerden arındırır, gerçek benliğimizle yüzleştirir. Bilgilerimiz, alışkanlıklarımız, saplantılarımız, statümüz çoğu zaman kendimizle yüzleşmemize perde olur. Öz eleştiriyle bu perdeler kalkar ve kendi içimize doğru bir keşif faaliyeti başlar. İnsan sınırlarını, ihlallerini, takatini öz eleştiri sayesinde apaçık görme imkânı bulur. Düşünce ve davranışlarının tutarlılığını değerlendirebilir. Yarına dair mantıklı, dengeli bir davranışlar silsilesi kurgulayabilir.

Öz eleştiri, yapıp ettiklerimizin, sorumluluklarımızın teste tabi tutulduğu bir süzgeçtir. Bu süzgeç, kişiyi iyi insan, olgun mümin mertebesine eriştirir. İlahi emirlere aykırı davranmaktan alıkoyar. Söz gelimi daima ahlaktan dem vurup kişisel kazanç söz konusu olduğunda hak hukuk hassasiyetini bir kenara bırakmak, başkalarına karşı yumuşak davranırken hane halkına karşı kaba ve sert olmak gibi beşeri tutarsızlıklar ancak öz eleştirinin objektif süzgecinde törpülenebilecek davranışlardır.

Öz eleştiri en önemli ruhsal gelişim mektebidir. Bu mektebin hocası vicdan, kitabı akıldır. Akıl ve vicdan sayesinde insan fazlalıklarından sıyrılır, eksikliklerini tamamlar ve yepyeni bir kişilik ortaya koymanın taşlarını dizmiş olur. Değişim, hayatın esasıdır. İnsan daima değişir. Bu değişim ilerleme olabileceği gibi gerileme şeklinde de tezahür edebilir. Değişimin müspet manada yol alabilmesi kişideki öz eleştiri kabiliyetine bağlıdır.

Mevsimi Olmayan Budama

Öz eleştiri sayesinde kendi zaaflarımızı, gücümüzü, neleri takıntı hâline getirdiğimizi, nelerden kurtulamadığımızı, düşüncelerimizdeki bulanıklığı, fikirlerimizdeki yanlışlığı, kararlarımızdaki isabetsizliği görebiliriz. Benliğimize musallat olan hastalıklar öz eleştiri yağmuruyla yıkandığında şifa bulur. Kibirden, gösterişten, bencillikten ancak öz eleştiri sayesinde kurtuluruz. Unutmamak gerekir ki nefsine toz kondurmamayı alışkanlık hâline getirenlerin öz eleştiri yapmaları zordur. Çünkü öz eleştiri doğrudan doğruya nefse karşı bir iyileştirme ameliyesidir. Bu biraz acıdır. İnsan kendini incitmeden bu muhasebeyi gerçekleştiremez. Öz eleştiri utandırabilir, mahcup edebilir, yorgun düşürebilir. Ama ebedî mahcubiyet veya daha büyük dünyevi utançlar yerine kişinin kendini eleştirmesi, budaması daha akıllıcadır.

Bilindiği üzere budama, bitkinin gelişmesini sağlamak, büyümesini hızlandırmak, doğru biçimlenmesine ve çiçeklenmesine olanak sağlamak için yapılır. İnsan da tıpkı ağaçlar gibi budandıkça sağlıklı, gürbüz ürünler verir. Doğada budamanın mevsimi vardır ama insanın kendini budamasının yeri, zamanı yoktur. Yaygın bir yanlış olarak genelde gençler öz eleştiriye davet edilir. Hâlbuki öz eleştiri ne gençlere ne yaşlılara mahsustur. O, hepimizi ilgilendiren, hepimizi tekrar tekrar ilgilendiren bir muhasebe biçimidir.

İnsan başkalarının küçücük de olsa kusurlarını görmeye kendi büyük hatalarını göz ardı etmeye meyillidir. Çünkü bilinç kendi konforuna düşkündür. Öte yandan başkalarının söz, eylem ve düşüncelerinde aradığı tutarlılığı kendinde aramak konusunda tembeldir. Tembellikse esaretin farklı bir biçimidir. Tam da bu sebepten ötürü öz eleştiri özgürlükçü bir davranıştır. Başkalarının bize yaptığı eleştiriden farkı tam olarak burada saklıdır. Gönüllü olması, dönüştürücü bir derinlik ihtiva etmesine imkân sağlar. Güzel ahlaka giden yolda insanın daima kendisini gözden geçirmesi, artılarını eksilerini ölçüp tartması icap eder.

Sahte Öz Eleştiri Tuzağı

Öz eleştiri, nefsi, sorgu odasında vicdanın spotları altında hesaba çekmektir. Bu gönüllü hesaplaşma sonrası insan artık eskisi gibi kalamayacaktır. Eğer kalıyorsa ortada bir sorun var demektir. Öz eleştiri yoksunluğundan daha kötü olan şey yapay öz eleştiriyle kişinin kendi kendini kandırmasıdır. İnsan eğer bir vicdan muhasebesi ihtiyacı olarak kendini sorgular, yargılar, eleştirir ve sadece bunu yapmakla yetinirse nefsin başka bir tuzağına düşmüş olmasından endişe edilir. Bunu yapmakla aslında vicdanını teskin edecek bir duygusal tatmin yaşamakta, hiç öz eleştiri yapmayan biri olma ithamından hem kendi gözünde hem başkaları nazarında kurtulmaktadır. Yapay öz eleştiri, insanın gelecekte gerçekleştireceği muhtemel sahici öz eleştirilerin de yolunu tıkayacaktır. Çünkü kişi zaten öz eleştiri yapmaktadır. Daha doğrusu yaptığını sanmaktadır.

İnsanların muhtelif sebeplerin ardına sığınarak ihmal ettiği bir diğer konu ise toplumsal öz eleştiridir. Toplumların çürümesi, öz eleştiriden uzaklaşmayla başlar. Hem bireysel hem toplumsal hatalarımızı sürekli gözden geçirmek durumundayız. Hatalarıyla yüzleşme cesaretini gösteremeyen toplumlar, hamasetin ve koro hâlinde tekrar edilen maskelerin ardında saklanır. Maskelerin ardı körlüktür. Öz eleştiriden mahrum toplumun durumu, toplumsal körlüğün pençesine düşen distopik anlatılara benzer.

Kur’an, kimi zaman şahısları kimi zaman da toplumları eleştirir. Bu demek oluyor ki öz eleştiri bireysel olduğu kadar toplumsal da bir gerekliliktir. Örneğin, “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir.” (Saff, 61/2-3) ayeti hem bireysel hem toplumsal bir eleştiri ve ikazdır.

Cesur toplumlar kendilerini eleştiriye tabi tutmak konusunda gözü pektirler. Korkak ve öz güven yoksunu toplumlar öz eleştiriye kapalıdır. Böylece kendilerini zamana karşı restore edemezler. Değişen şartlar onları eskitir. Eleştirel aklın egemenliği hem bireyi hem toplumu daima aydınlık alanda tutar. Aydınlık alan ise ikiyüzlülük ve bencilliğin hiçbir zaman kök salamayacağı temiz bir toplumsal zemin demektir.

Bizler sadece hatalarımızı arayıp bulmak, ıslah ve ikmal etmekle mükellef değiliz. Aynı zamanda ebeveynler olarak çocuklarımızı, öğretmenler olarak öğrencilerimizi öz eleştiriye açık bir zihinsel tutum içinde yetiştirmeli, bu konuda onları cesaretlendirmeli, davranışlarımızla onlara örnek olmalıyız. Bir toplum için burnundan kıl aldırmayan, öz güven budalası, kibirli, daima kendini temize çıkaran, kendini haklı bulan, yapıp ettiklerinin doğruluğundan hiçbir zaman kuşku duymayan nesiller sonun başlangıcıdır. Böyle bir toplumda ne ahlak ne bilim ne sosyal hayat müspet bir ilerleme kaydedebilecektir. Aydınlık gelecek; eleştiri kültürünün, öz eleştirinin, kişisel muhakemenin, toplumsal muhakemenin gölgesinde serpilip gelişebilir. Bu açıdan çocuklarımızı kişisel analiz ve onarım kabiliyeti yüksek insanlar olarak yetiştirmeyi, salt kişisel gelişim etkinliği olarak değil, toplumsal olgunluğumuzun ve istikbalimizin teminatı olarak görmemiz gerekmektedir.

Yazımıza İmam Gazali’nin muhteşem öz eleştirisiyle başlamıştık, yine onun hepimizi dışımıza değil içimize, eleştiriye değil öz eleştiriye davet eden bir sözüyle son verelim: “İnsan birinde bir kusur gördüğünde, kendine bakmalı, kendini yermeden önce başkasını yermekten utanmalı; kendi kusurunu düzeltmekten nasıl aciz kalmakta ise başkasının da o gördüğü kusurdan arınmakta öylesine aciz kalmış olabileceğini düşünmelidir.” (İmam Gazzâlî, İhyâ, III. cilt, çev. Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, İzmir: DİB Yayınları, 2020, s. 215.)