BİRAZ YAZ BİRAZ KIŞ

Muhammed Kâmil YAYKAN

“O, gökten yere her işi düzenleyip yönetir.”

(Secde, 32/5)

İlkbahar, yaz, sonbahar, kış. Sonra yine ilkbahar. Ardından yine yaz… Tıkır tıkır işleyen bir saat gibi. Yıllardır hatta milyonlarca yıllardır da devam ediyor bu düzen. Peki nasıl?

Yazın ardından sonbahar nasıl geliyor, havalar nasıl soğuyor ve ısınıyor? Günler neye göre uzayıp kısalıyor? Gece gündüz niçin 21 Mart’ta ve 23 Eylül’de birbirine eşit oluyor? Oğlak Dönencesi ile Yengeç Dönencesi bizim için ne ifade ediyor?

Geçen ay Dünya’mızın biricik uydusu olan Ay’dan bahis açmış ve topu bu ayki yazımıza yani eksen eğikliği konusuna atmıştık. Yukarıdaki soruların da vermiş olduğu yetkiye dayanarak serinin devamı niteliğindeki yazımıza başlıyoruz…

EĞLENCELİ BİLİM…

Son olarak eksen eğikliği ile sağ elimiz arasındaki ilişkiyi ele alıp konuyu eğlenceli bir şekilde bitirelim. Şimdi sağ elinizi ileri uzatın ve sosyal medyada bolca kullandığımız “beğeni” işaretini yapın, yani 4 parmak yumruk, başparmak yukarı. Bileğiniz ile başparmağınız arasında bir açı var değil mi? Tam 90 derece değil, biraz dışa eğik. İşte bu eğiklik ortalama bir insanda 23°. Yani dünyanın eksen eğikliği ile neredeyse aynı.

Bu da bonus olsun. Sadece Dünya’nın ekseni eğik değil tabii ki. Şimdi elinizi bileğiniz yukarı bakacak şekilde yan çevirin, yani başparmağınız sola bakacak biçimde. Bu sefer de 97°’ilk bir açı elde etmiş oluruz. Bu da bize dev bir buz misketi olan Uranüs’ün eksenini verir. Son olarak “beğenmedim” işareti yapın, yani başparmak aşağıya baksın. 177°’lik açımız bize tersine tersine dönen Dünya’nın ikiz kardeşi Venüs’ün eksen eğikliğini gösterir.

BİLİYOR MUSUNUZ?

Uzay dediğimiz o muazzam büyüklükteki boşlukta bizim bildiğimiz anlamda doğu, batı, kuzey, güney yok. Çünkü boşluk. Ve boşlukta yön olmaz. Dolayısıyla eksen eğikliği dediğimiz kabaca Dünya’nın bir tarafa doğru hafifçe eğik durmasını nasıl açıklayacağız? Basit. Dünya, belli bir yörünge üzerinde Güneş’in etrafında dönmektedir. Bu yörünge yatay yani sıfır derece olarak kabul edilir. Dünya’mızı tam ortasından ikiye böldüğü varsayılan Ekvator, bu yörünge ile tam olarak çakışmaz. Daha basit bir anlatımla Ekvator çizgisi ile yörünge çizgisi üst üste oturmaz. İşte aradaki bu farka “eksen eğikliği” adı verilir.

Eksen eğikliği, aslında kitaplarda anlatıldığı gibi tam olarak 23° 27’ değildir. Eğiklik, Dünya’nın salınımına bağlı olarak yaklaşık 40 bin yıl içinde (tam olarak 41 bin 40 yıl) 22,1° ila 24,5° arasında değişiklik gösterir. Bu açı günümüzde 23° 44’ civarındadır ve azalma eğilimi ile hareket etmektedir.

Eksen eğikliğinin başlıca sonucu olarak mevsimler karşımıza çıkar. Bugün sonbahardan sonra kışı yaşayabiliyorsak bunun başlıca müsebbibi eğik olan Dünya eksenidir.

Bitmedi; gün uzunluğu, güneşlenme süresi, güneş ışınlarının geliş açılarındaki değişiklikler, gölge boyları, iklim kuşakları ve basınç farklılıkları gibi gündelik hayatımıza yön veren pek çok olayın altında eksen eğikliği yatar.

PEKİ YA DİK OLSAYDI?

Ekvator çizgisi ile yörünge çizgisi mükemmel bir biçimde uyumlu olsaydı, yani eksen eğikliği olmasaydı ne olurdu? Son söyleyeceğimizi başta söyleyelim her şey çok farklı olurdu.

Öncelikle mevsimler olmazdı. Sıcaklık, Ekvator’dan kutuplara doğru sabit bir şekilde azalırdı. İlkbahar ve sonbahar dediğimiz geçiş mevsimleri hiç yaşanmazdı. Bulunduğunuz yerdeki hava sıcaklığı neredeyse yıl boyunca sürekli aynı olurdu.

Güneş, her gün aynı noktadan yani tam doğudan aynı saatte doğardı. Yine her gün doğduktan tam 12 saat sonra aynı noktadan tam batıdan aynı saatte batardı. Yani gece 12 saat, gündüz de 12 saat olurdu. Dolayısıyla ramazan ayında kaç saat oruç tutacağız sorusu hiç sorulmazdı : )

Coğrafya derslerinden aşina olduğumuz Oğlak Dönencesi, Yengeç Dönencesi, kutup dairesi, 21 Haziran, 23 Eylül, gün dönümü gibi kavramlar hiç var olmazdı.

Bu tekdüzelik her şeyden önce canlı yaşamını ve ekosistemi etkilerdi. Yani şu an sayılarını bilemediğimiz binlerce hatta milyonlarca tür canlı belki de hiç var olmazdı. Belki de hiç var olamayacak olan leylekler, kış diye bir mevsim de olmayacağı için göç etmek zorunda kalmazlardı.

Biyoçeşitlilik, şu anki Dünya’mıza nazaran oldukça az olurdu. Bitki örtüsünde çok ciddi değişiklikler meydana gelirdi. Tıpkı hayvanlarda olduğu gibi bitkilerde de varlığına alıştığımız pek çok tür belki de hiç var olmazdı.