Bir neslin ağabeyi olarak da tanımlanan ülkemizin önemli yazarlarından biri babanız Erdem Bayazıt’ın sizin hayatınızdaki yeri nedir?
Babam; çok çalışan, sürekli daktilo başında olan, etrafı daima kalabalık bir insandı. Küçük bir çocukken onunla hayvanat bahçesine gitmek çok zevkliydi, onunla oyun oynamayı severdik. Ancak bunun için çok uzun zamanlarımız olmazdı.
İlerleyen yıllarda onun fikir dünyasına, sanatına aşina olduk. Onun bir dava için mücadele verdiğini, kelimeleri kullanarak Müslüman yürekleri fethettiğini gördük, anladık.
Erdem Bayazıt’ın evladı olmak, Rasim Özdenören’in, Nuri Pakdil’in, Cahit Zarifoğlu’nun yeğenleri olmak büyük bir onur. Onların sofralarında büyümek bir şans. Mevlam bizleri layık etsin, utandırmasın.
Cahit Zarifoğlu, Akif İnan, Alaaddin Özdenören’in de içlerinde bulunduğu “Yeni İslamcı Akım” olarak nitelendirilen şiir hareketinin içinde yer alan Erdem Bayazıt, daha çok dinî ve metafizik içerikli şiirleriyle ön plana çıktı. Buradan yola çıkarak onun şiirleri hakkında neler söylemek istersiniz?
Sanırım bu yeni İslamcı akım tanımlamayı edebiyat tarihçisi büyüğümüz Ahmet Kabaklı yapıyor. Namık Kemal, Mehmet Akif ile başlattığı; yakın dönemdeki en önemli temsilcileri olarak Necip Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç’u gösterdiği bir hareket… Pek tabii Necip Fazıl ve Sezai Karakoç’tan en çok etkilenen, onlarla temas hâlinde olan Cahit Zarifoğlu, Akif İnan ve babam Erdem Bayazıt da bu hareketin temsilcisi olarak sayılıyor.
Erdem Bayazıt’ın şiirini ve davasını en iyi anlatanlardan biri hiç kuşkusuz Hüseyin Yorulmaz’dır. Hüseyin Yorulmaz, onun şiirini şöyle anlatır: “Erdem Bayazıt şiire mesaj yükler. Şiirini bazen kurşun gibi kullanır. Bu yüzden İslam dünyasının sorunlarına şiirlerinde el atar ve Müslümanların acılarını gündeme getirir. Bu yönüyle arkadaşlarının hep önünde yer alır. Mesela Cahit Zarifoğlu’nun şiirleri gibi kapalı değildir onun şiiri. Mesajını açık ve net bir şekilde verir. O, ‘Dünyanın kalbini dinle geliyor adım adım/Dallar meyvaya dursun toprak tohuma dursun/İnsan barışa dursun selama dursun zaman/Sabır savaş zafer! Adım:MÜSLÜMAN!’ diyen bir şairdir. ‘Şimdi siz taşıyorsunuz müjdenin kurşun yükünü/Çatlayacak yalanın çelik kabuğu/Sizin bahçenizde büyüyecek imanın güneş yüzlü çocuğu’ diyerek yıllar öncesinden müjdeyi vermiş bir şair. ‘Beton duvarlar arasında bir çiçek açtı/Siz kahramanısınız çelik dişliler arasında/Direnen insanlığın’ diyen de odur.”
Hüseyin Yorulmaz hocamıza da buradan selam olsun. Emeklerine sağlık…
Erdem Bayazıt’ın kurucusu, genel yayın yönetmeni ve işçisi olduğu Mavera dergisi, yaklaşık 14 yıl edebiyat, kültür ve sanat dünyamıza hizmet verdi. Sizin çocukluk çağınıza denk gelen o yıllarda Mavera’nın Yüksel Caddesi’ndeki yerine çok uğradığınızı biliyoruz. Bize biraz Mavera dergisinden ve tanıklık ettiğiniz anılarınızdan bahseder misiniz?
Mavera dergisinin yakınlarında olan Ergenekon İlkokuluna gittim. O yıllarda Dikmen’de Hürriyet Caddesi’nde Cahit Amcalar ile aynı apartmanda oturuyorduk. Dik bir yamacın eteklerinde yedi katlı bir apartmandı. Bizimkiler, iyi bir eğitim alabilmem için beni Kızılay’daki “Ergenekon İlkokuluna yazdırdılar.
Her sabah babam ile yola çıkar okula giderdik; okul sonrası ise yıllar içinde bir başka eğitim yuvası olduğunu öğrendiğim daha doğrusu anladığım Mavera’ya babamın yanına dönerdim.
Mavera her zaman kalabalık, her zaman hareketliydi.
İki oda hatırlıyorum. Biri daha küçük olan, muhasebe işlerinin yapıldığı oda… Orada çoğunlukla Cahit Amca otururdu. Diğeri salondu.
Şimdi baba dostu kimle karşılaşsam benim küçücük bir kız çocuğu olduğum o yıllar ile ilgili anılar paylaşıyorlar. Onlarca anı dinliyorum. Yaramazlıklarım, sevimliliklerim… Onlarca güzel anıdan oluşan bir nevi anı koleksiyonum var.
Erdem Bayazıt’ın, kendi sanatına olan belirleyici rolünü hiçbir zaman inkâr etmediği Sezai Karakoç, şiirine en çok fikir yönünden tesir ettiğini söylediği Necip Fazıl gibi fikir dünyasında etkili olan kıymetli yol arkadaşları vardı. Babanızın yol arkadaşlarından ve onlarla olan ilişkilerinden bahseder misiniz?
Çok güçlü, kan bağının ötesine geçen bir kardeşlikleri vardı. Özellikle en canlı anılarımız, -Cahit Amca erken göçtü.- Rasim amca ile olanlar sanırım…
Hemen hemen her gece Rasim Amcaların hâlen oturdukları Dedeefendi’deki evlerinde olurduk. Eşler, çocuklar… Kadınlar daha çok mutfakta veya oturma odasında, biz çocuklar ise her yerde… Babamlar derin mevzuları tartışırken dahi bizlerden hiç de rahatsız olmazlardı. Özellikle Cahit Amca sık sık dikkatini bize verir, âdeta soluk almak için bizlerle oynardı. At olur, bizleri tek tek sırtına alır, dolaştırırdı.
Cahit Amca’nın, Alaaddin Amca’nın hastalıkları sırasında babamın çektiği acı öylesine ayan beyan ortadaydı ki. Farklı şehirlerde yaşadığımız hâlde her fırsatta yanlarına koşardı.
Hastalandığında son zamanlarını geçirdiği hastane de en çok andığı isim de Rasim Amca oldu. Her sabah, Rasim mi geldi, diye uyandı. Sabaha karşı 03.00’te 04.00’te Rasim amcayı aradığımızı, dakikalarca telefonla konuştuklarını hatırlarım.
Çocukluklarında başlayan yol arkadaşlıkları son nefeslerine kadar sürdü. Rabbim hayatta kalan son çınarımız Rasim Özdenören’e hayırlı ömür versin. Onu başımızdan eksik etmesin.
Yaklaşık on yıl süren Afganistan-Sovyetler Birliği savaşı başladığında savaşı yerinde görmek ve bunu dünyaya anlatmak için aralarında Bayazıt’ın da bulunduğu iki araba yola çıkıp Afganistan’a gitti. Bize Afganistan yolculuğunu ve Afganistanla ilgili yazdığı kitabını anlatır mısınız?
Projenin mimarı, bildiğim kadarı ile Cahit Amca… Bu seyahat ve çekimler için gerekli paraları yoktu. Afganistan yolculuğunda reklam karşılığı kullanmak üzere bir otomobil firmasından iki adet otomobil araba aldı. Ancak ne yazık ki son anda hastalandığı için bu seyahate katılamadı.
Seyahate Ahmet Bayazıt, Yücel Çakmaklı, Şenol Demiröz, Necdet Taşçıoğlu ve kameraman Çetin Tunca katıldı. Asıl amaçlarının, sesleri tamamen kısılan, kendilerini dünyaya anlatma fırsatı bulamayan mücahitlerin sesini duyurmak olduğunu biliyorum.
Babam, seyahat ile ilgili yazılarını önce Mavera ve Yeni Devir’de yayımladı daha sonra da İpek Yolu’ndan Afganistan’a ismiyle kitaplaştırdı. Bu eseri ile 1983 yılında, Türkiye Yazarlar Birliği Basın Ödülü’nü kazandı.
O, sermayesi olan şiir ve yazılarıyla içinde yaşadığı toplumun sorunlarıyla dertlenip onlara bir şeyler vermeye ömrü boyunca gayret etmiştir. Buradan yola çıkarak Erdem Bayazıt’ı gençler nasıl okumalı?
Babam sanırım en çok özgürlüğüne düşkündü̈, bizleri de hep özgür yetiştirmiştir. Eve giriş çıkış saatlerimiz, okuduklarımız, giyimimiz, arkadaşlarımız konusunda herhangi bir kısıtlama asla yapmadı.
Ama iki önemli nasihati vardı: Birincisi, ne olursa olsun namazınızı terk etmeyin, derdi. Âdeta takip eder, vakit gidecek gibi olursa çeşitli bahanelerle direkt olmasa da hatırlatırdı.
İkincisi, kendisine bir konuda ne yapmamız gerektiğini sorsak bildiği, uyguladığı hâlde, hadi gelin, der ilmihale bakıp cevap verirdi. Sanırım bizim bu alışkanlığı edinmemizi istiyordu.