BİR KUDÜS YOLCULUĞU
Nimet KESELİ USTABAŞI
Çanakkale Müftü Yardımcısı
“Tur dağını yaşa
Ki bilesin nerde Kudüs.
Ben Kudüs’ü kol saati gibi taşıyorum.
Ayarlanmadan Kudüs’e
Boşuna vakit geçirirsin,
Buz tutar
Gözün görmez olur.”
Nuri Pakdil
Kudüs’te zaman, bizim bildiğimiz vakitlere göre değil, kendi mecrasında akar. Kudüs aşktır, Kudüs hasrettir. İnsanlığın gözünün nuru gönlünün sürurudur. Kudüs isranın ikinci durağı miracın ise ilk basamağıdır. Ümmetin ilk kıblesi ve peygamberler şehri olan Kudüs, tüm Müslümanların harem-i izzeti ve namusudur.
Hani memleketimizle bağımız vardır, orada annemiz babamız, kardeşimiz ya da en azından baba yadigârı bir evimiz, hatıralarımız vardır. Gider geliriz, kopmadan. Şehirleri anlamlı kılan onlarla olan bağlarımız ve bizden birer parça taşımaları. Ziyaretimizi anlamlı hatta gerekli kılan şeyler. Memlekette yakınlarımız artık kalmasa da göçüp gitmiş de olsalar bu dünyadan; oraya gider hiç değilse mezarlarını ziyaret ederiz büyüklerimizin. Anıları tazeler, bizi var eden geçmişi hissederek bugünümüzü de anlamlandırırız.
Bir Kudüs programında Filistinli bir hocadan bir söz duydum: Bir Müslüman için memleket anıları Mekke, Medine ve Kudüs’ten sonra gelmeliymiş. Kudüs; ilk kıblemiz, ikinci mabedimiz ve üçüncü haremimiz olan Mescid-i Aksa şehriymiş. İlginç gelmişti açıkçası bu ifade. Neden o zamana kadar böyle bir farkındalık yaşamadım bilmiyorum. Belki de vakti gelmemişti. O zaman âdeta gönlümde bir Kudüs kapısı belirdi ve bir Akdeniz esintisi o kapıyı araladı. Bu durumda Kudüs’e gitmeliydim.
İnsan niyet edip karar verdiğinde artık niyeti, kavli ve fiili dualarının inşasında temel oluyor. Vakti geldiğinde açan bir çiçek gibi şartlar olgunlaştığında kolaylıkla dileğinize ulaşıyorsunuz. Bu niyetin sonunda ben de çok kıymetli yol arkadaşlarımla heyecan dolu bir Kudüs yolculuğuna çıktım.
Bu kadar da heyecan duyacak ne mi var? Mekke ve Medine’den sonra bir şehrin beni bu denli etkileyeceğini düşünmemiştim. Elbette ki içinde büyüdüğüm evin duvarlarında asılı olan o tabloların çok büyük etkisi var duygularımın şekillenmesinde. Televizyonda gördüğüm tavaf görüntüleri ve yeşil kubbesiyle Ravza-i Mutahhara kadar... Belki de gönlümde başka bir yalnızlığın ve hasret dolu bir uzaklığın temsiliymiş altın kubbe.
İnsanın karnı her yerde doyar, bedensel ihtiyaçlarını her yerde karşılayabilir. Fakat zihnin ve ruhun, bilmek, öğrenmek, farkına varmak, hissetmek ve huzur duymak gibi maddeden bağımsız ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağız? Farklı mekânlarda tarihin, kültürün, medeniyetin en önemlisi de inancın inşa edildiği yer ve mekânlarda bu manevi ihtiyaçlarımıza bir cevap arayacağız. Bir olan Allah’a imanın, inanç için verilmiş mücadelenin kutsiyetinin anılarla pekiştirildiği mekânlarda arayacağız. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) isra ve miraç mucizelerine tanıklık eden mekân, bizim için elbette ki en kutsal ve mübarek mekânlardan olacak.
Mescid-i Aksa içinde yer alan pek çok önemli yer ve nokta var aslında. Kadim mescit de bunlardan biri. Öyle ki Efendimizin, “Sizden oraya gitmeye gücü yeten Mescidi Aksa’da namaz kılsın, gücü yetmeyense kandillerinde yakılmak üzere oraya zeytinyağı göndersin.” (Ebu Davud, Salat, 14/457.) hadis-i şerifi mucibince pek çok Müslümanın uzaklardan göndermiş olduğu zeytinyağlarının depolandığı bir mahzeni de içinde barındırıyor. Tabii artık mescitler kandillerle değil modern imkânlarla aydınlatılıyor ve artık zeytinyağı kullanılmıyor. Fakat bugün bile kadim mescidin altındaki bu mahzenden zeytinyağı kokusu hissediliyor. Orada namaz kılmak, Mescid-i Aksa’nın her daim namaz kılınacak bir yer olarak kalması, selam ve barış yurdu olarak kıyamete kadar insanlara huzur ve esenlik yayan bir merkez olmasının önemini, elbette ki sözleriyle Resulüllah vurguluyordu. Ve diyordu ki ya orada gidip namaz kılın ya da oranın aydınlık olması için siz de üzerinize düşeni yapın. Bu bilinci idrak edip taşımanın kıymetini gördük belki de Kudüs yolculuğumuzda. Çocukluğumun geçtiği evin kitaplığında, babaannemin elinde de çokça gördüğüm, İmam Gazali’nin İhya-u Ulumi’d-Din isimli eseri dururdu. Zaman zaman evde konusu da geçerdi ben küçücükken. Mescid-i Aksa’nın bir köşesinin aynı zamanda İmam Gazali’nin bu eserini kaleme aldığı bir çalışma mekânı da olduğunu öğrendiğimde ayrı bir şaşkınlık ve sevinç de yaşadım. Hem üzerimde çok emeği olan rahmetli babaannem hem de bu büyük müellif için dualar ettim Aksa’nın taş bahçesinde. O bahçede Kubbetü’s- Sahra’nın yanında ezan ve kuş sesleri eşliğinde sabah namazlarına yetişme telaşı danefesimize işlemiş dualardan oldu.
Her insanın bir kişisel menkıbesi, bir yolculuğu var. Neticede hepimiz doğumdan ölüme bir yolculuk içindeyiz ve bize kendimizi buldurup bildirecek nice yollardan ve mekânlardan geçiyoruz. Her biri bizi döndürüp dolaştırıp yine kendi bahçemize, kendi yanımıza velhasıl kendimize getiriyor. Mekânın, mekân ziyaretinin önemi anlamı bundan başka ne olabilir ki? Kendine getirmesi, kendini ve nihayet Rabbini bildirmesi. Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın pek çok insanı kendine getirişine ve kaynaklarına şahit olduruşuna tanıklık ettim. Hayretle açılan gözleri ve insanlık tarihi boyunca peygamberler tarafından aktarılan gayb bilgisinin zirvesi miracın, bugüne tesirini izledim. Bir Müslüman için Kudüs’ün ve Mescidi Aksa’nın ne kadar kıymetli olduğunu gördüm. İnsanlığın geleceğini ve ümmetin izzetini ne denli güçlendiren bir yer olduğunu anladım.
Muallaka kayasının altında düşünüyorum şimdi, Resulüllah buralarda mıydı, buradan mı miraca yükseldi, peygamberlerin ruhaniyetleri ile buralarda mı karşılaşıp onlara namaz kıldırdı? Bana beş vakit namaz emrini, gereğince iman edersem cehennem yüzü görmeden cennete gideceğimin müjdesini buralarda mı getirdi. Ben layıkıyla tövbe edip günahlardan uzak durabilirsem, kimse için bir kötülük düşünmez, onun anlattığı gibi bir Müslüman olmaya çalışırsam ideal bir kul olmuş olur muyum, diye soruyorum. Ve içim ümitle doluyor. Elbette, Rabbim öyle vadetmiyor mu? O hâlde kendini doğrulukta ve istikamette aramaya devam etmelisin ve miraçla gelen namazla, günde beş kez bunu doğrulamalısın. Ve bu kaya gibi bir inançla yönelmelisin Rabbine.
Kudüs, Kur’an-ı Kerim’de adı geçen neredeyse bütün peygamberlerden izler taşıyor. Özellikle üç büyük dinin en önemli ziyaret mekânları bu civarda. Örneğin; Hristiyanlar için Hz. Meryem’e Hz. İsa’nın müjdesinin verilmiş olması, Hz. İsa’nın peygamberliğinin son günlerinin Kudüs’te geçmesi ve Allah’ın katına burada yükselmesi bu şehri önemli kılmaktadır. Pek çok gözü yaşlı Hristiyan’ın duasına ve hassasiyetine de şahitlik edebilirsiniz burada. Kudüs, inançlara saygının merkezi olmuş asırlarca. Yine Süleyman Mabedinden gelen bir kutsallıkla Yahudilerin de her daim bu şehre verdikleri önemi fazlasıyla görüyoruz. Eğer inancınız bütünlüğü bozmuyor ve ötekine zarar vermiyorsa saygıyı hak eder.
Ne kadar da bilmezmişim miracın ev sahibi o mucizevi mekânın, gönül dünyamı bu denli bereketlendireceğini. Benim için takvimde bir dönüm noktasıdır o. Kudüs’ten önce ve Kudüs’ten sonra. Peygamberin miracı nasıl bir dönüm noktasıysa tüm insanlık için, benim için de Kudüs’ü görmem ve Mescid-i Aksa’da namaz kılmam öyle bir dönüm noktası oldu. Yanımdan hiç ayırmadığım çantamda âdeta bir kimlik gibi taşıdığım nadide bir mücevher oldu Kudüs yolculuğu. Ve hep duam, yollar hep açık olsun ve Rabbim ne beni ne de sevdiklerimi bu şehre hasret bırakmasın. O şehir ki “…Gökte yapılıp yere indirilen şehir. Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri…”