BİR KITA VE KAYIP HALK: KIZILDERİLİLER

Yusuf YILDIZ

Amerika’nın Yanlışlıkla Keşfi!

Kristof Kolomb, Cenevizli, gözü kara bir denizcidir. 1485 yılında Portekiz kralına gidip, “Bana büyük ama çok büyük yelkenli gemiler verin de sizi denizden Hindistan’a ulaştırayım. Belki daha önce hiç bilmediğiniz kıtalar da keşfederim.” der. Portekiz kralı, Kristof Kolomb’a pek güvenmez ve teklifini reddeder. Denizcilerin yılmama gibi bir özelliği vardır, Kristof Kolomb da yılmaz tabii.

Kolomb, bu sefer İspanya’ya gelir. Kral ve kraliçe ile görüşür. Bu görüşmeden tam altı yıl sonra Kraliçe İsabella ve Kral Ferdinand kendisine inanırlar. Büyükçe bir gemi ve bolca da yiyecek verirler. Tabii yanına güçlü kuvvetli yardımcılar vermeyi de ihmal etmezler. Hedefleri Hindistan’a denizden ulaşıp ticaret yapmaktır.

Kristof Kolomb, 1492 yılında büyük yelkenlisiyle uçsuz bucaksız okyanusa açılır. Günlerce o büyük gemiyi yüzdürür. Bazen rüzgârı alırlar arkalarına bazen küreklere asılırlar. Derken bir adaya varırlar. Hindistan’a ulaştıklarını düşünürler. (Bugün bile bu adalar Hint Adaları olarak anılmaktadır.) Orada yarı çıplak yerli halkla karşılaşırlar. Onları da Hintli zannederler. Batı dillerinde Kızılderililere “Indian” (Hintli) denmesinin sebebi de budur zaten. Yerliler önce çok korkarlar ama sonra “Bunlardan zarar gelmez herhâlde!” diye düşünürek gelen yabancılarla konuşmaya başlarlar. (Bu, onlar için yeni bir kültürü tanımaktan ziyade kendilerine doğru gelen felaketin habercisidir.) Yeni gelenler, Avrupa’dan getirdikleri boncukları yerlilere altın karşılığında verirler. Yerliler daha önce görmedikleri boncuklara bayılmışlardır. Avrupalılar da altınlara tabii. Kristof Kolomb yanına birkaç yerli alıp gerisin geri İspanya’ya doğru yola çıkar.

Kristof Kolomb’dan sonra Amerigo Vespucci de Amerika kıtasına gider ve buranın farklı bir kıta olduğunu anlayıp bugünkü adını verir. Daha sonra 1520 yılında ise Hernan Cortes Amerika kıtasına gitmiş ve artık Amerika sürekli gidilip dönülecek bir yer hâline gelmiştir.

Avrupalılar, 1492 yılında Kristof Kolomb ile Amerika kıtasını keşfettikten sonra İspanyollar, Portekizler, Fransızlar ve İngilizler buradaki yerli halktan daha fazla toprak sahibi oldular. Kendi ülkelerinden pek çok göçmen aile getirip bu kıtaya yerleştirdiler. Her gelen kafile bir koloni kurdu. 18. yüzyıla gelindiğinde ise tam on üç koloni olmuştu. İşte bu on üç koloni, bugünkü Amerika Birleşik Devletleri’nin kökenini yani temelini oluşturdu.

Günümüzde ABD’nin bulunduğu bölgede, ilk Avrupa kolonilerinin kurulmaya başladığı sıralarda 18 milyon Kızılderili’nin yaşadığı tahmin ediliyor. Orta Meksika’nın bulunduğu bölgedeki Kızılderililer tarıma öncülük ettiler; mısır, kabak ve fasulye yetiştirdiler. Bu konuda edinilen bilgi ve deneyim yavaş yavaş kuzeye doğru yayıldı.

Bir görüşe göre de Kristof Kolomb’dan çok daha önce Amerika kıtasına gidilmiştir. Norveçli Vikinglerden Kızıl Erik’in oğlu Leif Erikson, Grönland tarafından ilerleyerek Amerika kıtasına ayak basan ilk Avrupalıdır.

Kızılderililer; Maya, İnka ve Aztek imparatorlukları gibi gelişmiş devletler kurmuş, kendilerine özgü medeniyetler inşa etmişlerdir. Mesela 15. yüzyılın sonlarında şimdiki Meksika’daki Aztek İmparatorluğu’nun nüfusu o zamanki İngiltere’nin nüfusundan, başkentleri olan bugünkü Mexico’nun nüfusu Londra’dan fazlaydı. Kızılderililer, İspanyollar ve Anglo-Saksonlar tarafından Kuzey ve Güney Amerika’da sistemli şekilde hayvan avlanır gibi imha edilmişler, birçok Kızılderili ırkı ortadan kaldırılmıştır. Komançi ve Siyu gibi ünlü ırklar da bunların arasındadır. Melez Kızılderililer, tamamen İspanyollaşmıştır, İspanyolca konuşurlar, Katolik’tirler (Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik, Pegasus Yayınları, İstanbul 2018, ss. 71-87).

Mayalar, Aztekler ve İnkalar

Mayalar; Orta Amerika bölgesinde yani bugünkü Guatemala, El Salvador ve Güney Meksika bölgesini kapsayan yerde yaşadılar.

Mayalarda dinî inanış, sosyal hayatlarına ve yapılarına etki etmişti. Onlar; Ay, Güneş ve Venüs’ün hareketlerini gözlemliyor böylece tapınaklarını inşa ediyorlardı. Çiftçilik ve ticaret yapıyorlardı. MÖ 900 yılında Mayalar güçlerini kaybettiler. Mayalara Orta Amerika’nın en meşhur yerli Kızılderili halkı denebilir.

Aztekler; bugünkü orta Meksika bölgesinde 14. ve 16. yüzyıllar arasında yaşamış bir Orta Amerika halkıdır. Mayaların bulunduğu topraklar üzerinde yaşamış, zengin bir mitolojik kültüre sahiptirler. Aztekler bu bölgede önemli bir medeniyet kurmuşlardı. Ta ki beyaz adamlar topraklarına ayak basana kadar.

Aztek takvimi ve inanışına göre 1519-1520 yılında tanrıları Tüylü Yılan dünyaya gelecektir. Sahiden de o yıl denizden beyaz tenli, sakallı bir adam gelir. Bu gelen İspanyol denizci Hernan Cortez’dir. Hernan Cortez’in gelişinden sonra kıtaya ölüm gelir. Birçok insan öldürülür, birçoğu da köle olarak gemilerle Avrupa’ya götürülür.

İnkalar da; Güney Amerika bölgesinde yaşamış bir uygarlıktı. Azteklerle hemen hemen aynı dönemde yaşadılar ve aynı kaderi paylaştılar. Beyaz adamlar geldikten sonra hayatlarıyla beraber topraklarını da kaybettiler (James C. Davis, İnsanın Hikâyesi, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2020, ss. 173-188).

Kızılderili Savaşları ve Kayıp Halk

Kristof Kolomb’un 1492 yılında Amerika kıtasını keşfiyle birlikte, bu yeni keşfedilen kıtanın sakin ve dingin yaşayışı bir anda bozuldu. Asırlar boyunca bu kıtada tekdüze bir hayata alışkın olan Kızılderililer, bir anda beyaz insanlarla karşı karşıya kaldılar. Bu, onlar için büyük bir savaşın başlangıcıydı.

Kızılderili Savaşları, Avrupalı göçmen yerleşimciler ile Kızılderililer arasında cereyan eden ve 1622-1924 yılları arasında belirli aralıklarla devam edip asırlara yayılan Amerikan Bağımsızlık Savaşı öncesi ve sonrası süregelen çatışmalar dizisidir. Bu savaşların temel sebebi, hiç kuşkusuz keşfedildiği andan itibaren Amerika kıtasını doğudan işgal etmeye başlayan Avrupalı sömürgecilerin sürekli artması ve bu artış sonucunda yerlileri batıya doğru iteklemeleridir. Bu savaşlar, Amerika kıtasının doğu kıyısından batı kıyısına kadar genişlemenin kaçınılmaz olduğunu ifade eden “Kader Manifestosu” gibi ideolojiler tarafından teşvik edilmiştir. Kıtadaki yoğun yerli katliamı bu süreç içerisinde görülür (Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik, Pegasus Yayınları, İstanbul 2018, ss. 423-449).

“Kızılderili Soykırımları” olarak adlandırılan bu olaylar, Amerika’nın keşfinin ardından, kıtaya ulaşan Avrupalıların ve ardından Amerikalıların bu kıtada yaşayan Kızılderililere karşı uyguladığı soykırımlardır. 1492’de başlayıp asırlar boyunca devam etmiş, şüphesiz bilinçli bir şekilde ve çeşitli yollarla uygulanmıştır (Jared Diamond, Tüfek, Mikrop ve Çelik, Pegasus Yayınları, İstanbul 2018, ss. 423-449)

Kızılderililerin Maruz Kaldıkları Soykırım ve Yaptırımlar

● Amerika’nın yerli halkı olan Kızılderililer topluca infaz edildiler. Bu infazların bugün katliam ve soykırım olduğu daha net bir şekilde görülmektedir.

● Yerli Kızılderililer, bulundukları topraklardan farklı bölgelere doğru göçe zorlandılar. Bu durum zorunlu tehcir olarak okunabilir.

● Çiçek hastalığı başta olmak üzere Avrupa’dan gelenlerin taşıdıkları bulaşıcı hastalıklar gayet bilinçli bir şekilde Kızılderililere bulaştırıldı. Kızılderililer daha önce tanışmadıkları ve bağışıklık kazanmadıkları bu virüs karşısında zayıf düştüler ve yoğun kayıp yaşadılar.

● Kızılderililerin çocukları, ailelerinden alınarak Kanada ve ABD’nin yatılı okullarında Hristiyan misyonerler tarafından eğitildiler. Bu eğitimler esnasında Kızılderili çocuklara ana dilleri unutturuldu. Ana dilini unutan bir halkın varlığını sürdürmesi uzun vadede neredeyse imkânsızdır.

● Yaşadıkları kıtanın yer altı ve yer üstü kaynakları sömürülen Kızılderililer yoksulluğa mahkûm edildiler. Bu durum, bilhassa Brezilya ve Arjantin Kızılderililerine uygulanmaya devam etmektedir.

● Kızılderililere uygulanan soykırımın başlangıç tarihi 12 Ekim, Kızılderililer tarafından bakıldığında büyük bir yas günüdür. Çünkü sakin ve dingin hayatları 12 Ekim 1492 tarihinden itibaren değişmiştir. Bu tarihten itibaren hayat artık onların alışık olmadığı bir biçimde devam edecektir. ABD ise, bu güne “Kolomb Günü” adını vererek bayram olarak kutlar. 1990 yılında, Kolomb Günü kutlamalarına karşı çıkan Kuzey ve Güney Amerikalı 350 temsilci, Ekvador’un başkenti Quito’ya giderek ilk toplantılarını gerçekleştirmişlerdir. 1992 yılında ise, 12 Ekim gününü “Uluslararası Yerli Halklar Dayanışma Günü” ilan etmişlerdir.

Kızılderililere karşı yürütülen savaşta başkomutanlık yapmış General Sherman’ın Albay William Cody’ye yazdığı mektuptan aşağıdaki alıntıyı okumak, dönemi ve yerlilere bakış açısını anlamak adına faydalı olacaktır: “Tahmin edebildiğim kadarıyla 1862’de Missouri ile Rocky Dağları arasındaki ovalarda yaklaşık dokuz buçuk milyon bizon vardı. Hepsi yok oldu; etleri, derileri ve kemikleri için öldürüldüler. Aynı tarihte, yıllık besinleri bu bizonlara bağlı yaklaşık yüz altmış beş bin Pavni, Siya, Şayen, Kiyova, Apaçi bulunuyordu. (Bunlar Kızılderili kabile isimleridir.) Onlar da artık yok ve yerlerine bu toprağı bir bahçe hâline getiren, doğa ve uygarlık yasalarına göre sayımı, vergilendirilmesi ve yönetilmesi mümkün olan, onların iki ya da üç katı kadar beyaz ırktan kadın ve erkek geldi. Bu değişiklik yararlı oldu ve sonuna kadar sürdürülecek.”

Kızılderililere uygulanan bu katliamlar tüm dünya tarafından bilinmektedir. Bu nedenle ABD’nin Kızılderili İşleri Bürosu Başkanı, Avrupalıların yapmış olduğu bu soykırımlardan ötürü 8 Eylül 2000 tarihinde Kızılderililerden özür dilemiştir. Bütün bu yapılanları bir özür affettirebilecek midir? Ya da bir “pardon” sözü milyonlarca insanın gözünden akan yaşı silmeye kâfi gelecek midir? Hiç sanmıyorum…

Cümlelerimi Kızılderililere ait oldukça meşhur ve manidar şu sözle bitirmek istiyorum: “Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”