BİR FOTOĞRAFIN HİKÂYESİ

Süleyman MALKOÇOĞLU
Trabzon Tonya Merkez Camii İmam Hatibi

Ömrünü Kur’an’a vakfetmiş bir hoca, bir iş adamı, iki müdür ve yedi imam hatip olmak üzere toplam on bir hafız var soldaki fotoğrafta.

Fotoğrafın çekildiği tarihte (1983) bizler 13-14 yaşlarındaydık ve şimdi merhum olan hocamız da 25 yaşındaydı. Bir pazar günüydü hafızlık merasimimiz.

Uzun bir aradan sonra Tonya’da yeniden icazet merasimi yapılacaktı. Büyük bir heyecanla bu günü bekleyen ilçe halkı, cami ve avlusunu tamamen doldurmuştu.

Gür sesli seçkin hafızların okuduğu aşr-ı şerifler aşka gelen cemaatin “Allah Allah” nidaları ile birleşiyor, Tonya’nın dağı taşı Kur’an ile yoğruluyordu. Aşırların arasında birbirinden değerli hocalar beş on dakika da olsa hem cemaati selamlamak hem de günün mana ve önemi ile ilgili konuşmak üzere söz alıyordu. Üç saat, üç dakika gibi geçti.

Nihayet hafızların meclise gelme zamanı gelmişti. İcazet merasimlerinin vazgeçilmezi olan Kur’an-ı Kerim’i ezberden okuyarak hatmetme işi bir gün önceden tamamlanmıştı. Sabah namazından sonra başlayıp ikindiye doğru tamamlanan mukabeleyi takip eden çok kimse yoktu ama şimdi cami ve avlusu hıncahınç doluydu. Son derece heyecanlıydık. Âdeta nefesler tutulmuştu.

Cübbe ve sarıklarımızı giymiş, iki elimiz sarıklarımızın üzerindeki Mushaf-ı şeriflerde, dillerimizde Itri’nin bestelediği tekbir ile hocamızın arkasında tek sıra hâlinde kurs binasından camiye doğru yürüdük. Önceden birkaç prova yapmıştık yapmasına ama yine de o kalabalığı görünce dizlerimizin bağı çözülmüştü.

O hâlimizi gören cemaatin gözleri yaşarmıştı. Sevinç gözyaşlarıydı bunlar. Yaşlıların çocukluk döneminden hatırladığı hafızlık merasimi işte şimdi yeniden yapılıyordu Tonya’da. Ayağa kalkarak karşıladılar bizi. Arş-ı âlâya ulaşan avazlarla eşlik ettiler tekbirlerimize. Mihrap ile minber arasında hafızlar için ayrılan özel bölüme oturuncaya kadar tekbirler devam etti. Kendinden geçenleri, heyecandan bayılanları görüyorduk.

Aman Allah’ım! Ne muazzam bir tablo! Sanki cami cennet bahçesi imiş de biz de orada toplanmıştık. O hazzı tarife kelimeler kifayet etmiyor. Yıllar öncesine dönüp o anı her hatırladığımda tüylerim diken diken olur.

Oturduk. Cemaat de oturdu. Cemaatle göz göze geldiğimizde zaman durmuştu sanki. Kimseden ses çıkmıyor, herkes büyük bir heyecan ve mutlulukla bize bakıyordu. Biz de önümüze…

Yerlerimizi aldıktan sonra ismi okunan her arkadaşımız önceden belirlenmiş sıraya göre heyecandan titreyen sesiyle kısa sureleri okudu. Ben de “Kafirun” suresini okumuştum o gün. İcazet belgemin (hafızlık diploması) manevi mührü “Kafirun” suresi olmuştu. Çocuk denecek yaşta mahşerî bir kalabalığın önünde okumak kolay olmasa gerek. Okuyuşlarımızla kıraate vâkıf oluşumuz tecrübe edilmiş ve onaylanmıştı. Aralarda getirilen tekbir seslerinin gürlüğünden tam not aldığımız anlaşılıyordu.

Merasimin finali sayılabilecek bu bölümden sonra sıra icazet alan hafızlara diploma ve hediyelerin verilmesine gelmişti. Belge ve hediyelerimizi DİB Din Eğitimi Daire Başkanı, Mushafları İnceleme Kurulu Başkanı ile beraber il ve ilçe müftüleri vermişti. Ben de belgemi, o tarihte Vakfıkebir ilçe müftüsü olan Selahattin Fettahoğlu’nun elinden almıştım.

Düşünüyorum da hafızlık diplomamın, benim yerime anneme verilmesine daha çok sevinirdim. Anneme de babaannemin takdim etmesine... Bu iki ananın maddi manevi çok gayretleri var hafız olmamda. Bir yıl hazırlık, iki yıl hafızlık olmak üzere üç sene boyunca her günü ilmek ilmek işleyerek benimle birlikte onlar da hafızlık yapmıştı âdeta. İcazet merasimimizden 8 ay sonra vefat eden babaannemin: “Ya Rabbi! Süleyman’ımın icazetini görmeden ruhumu kabzeyleme!” duası hâlâ kulaklarımdadır. Benden daha çok onların hakkıydı bu şeref.

Merasim, il müftüsü (merhum) Raif Korkmaz’ın yaptığı icazet duasının ardından yemek ikramı ile tamamlanmıştı.

İkram da öyle âdet yerini bulsun cinsinden değildi. Şükür kurbanları kesilmiş, cami avlusunda tencereler kaynatılmıştı. İlave olarak ilçedeki lokantalarda yemekler ücretsizdi. Misafirlere, meşhur Tonya yaprak döneri ile yöremize mahsus lezzetler ikram edilmişti. Her şey mükemmel bir şekilde planlanmıştı. Hiçbir eksik yoktu merasimde. Fotoğrafçı bile görevlendirilmişti.

O gün üç program vardı ilçede. İcazet merasimi ve müftülük binasının temel atma töreni resmî davetiyede zaten vardı. Davetiyeler dağıtıldıktan sonra planlanan 3. program ise dönemin belediye başkanı (Cemil Fazlı Hacısalihoğlu), şimdiki belediye hizmet binasının temelini merasime katılan hocaların atmasını arzu ederek kısa sürede hazırlıkları tamamlayıp buna muvaffak olmuştu.

Alelade çekilmiş bir fotoğraf değildir bu fotoğraf.

Arkasında abidevi şahsiyetlerin azim ve gayretlerinin bulunduğu bir fotoğraftır bu fotoğraf.

Başta Tonya ilçe müftümüz (merhum) Salih Berberoğlu hocam var bu fotoğrafın arkasında.

“Her evden bir hafız” sloganı ile yola çıkan müftümüz, Kur’an kursumuzu hemen her gün ziyaret ederek topladığı bağışlarla bize harçlık dağıtıp gönüllerimizi, güzel nasihatleri ile de üzerimizdeki tembellik tozlarını alırdı. “Kısa süren öğrenme meşakkatine tahammül etmeyen, ömür boyu cehalet meşakkatine tahammül etmek zorunda kalır.” sözü, onun zihinlerimize nakşettiği kelam-ı kibarlardan sadece bir tanesidir. Müftümüz, bütün zorlukları tek başına göğüsleyerek ilçemizde bir de imam hatip lisesi açılmasına vesile olmuştu. Tonya’da yetişen hafız ve hocalardan bahsediyorsak bu, merhum Salih Berberoğlu’nun azim ve kararlılığının neticesidir. Dahası, bir beldenin geleceğe emin adımlarla yürüyebilmesinin kendi dinamiklerinin gayretleri ile olabileceğine inanan müftümüz; hangi alanda olursa olsun kariyer sahibi her Tonyalının -en azından ilmî- hayatına dolaylı veya dolaysız muhakkak bir şekilde dokunmuşluğu vardır. Onun için: “Tonya’nın Şems’iydi.” desek yerinde bir benzetme olur.

İkinci olarak kurs hocamız (merhum) Hafız Mustafa Atalar hocam var bu fotoğrafın arkasında. Dirayeti, kıraati, ahlakı ve çalışkanlığı ile temayüz etmiş hocamız.

Henüz 25 yaşında çiçeği burnunda bir delikanlı iken zaman mefhumu gözetmeden kendini öğrencilerine adayan hocamız. Mesaisi sabah saat 04.00’te başlayıp gece 22.00’de sona eren hocamız. Bir sene içerisinde kursta olmadığı günleri saymaya kalksak bir elin parmaklarını geçmeyen hocamız. Emekli olduktan sonra bile evinin bir odasını sınıfa çevirip hafız yetiştirmeye devam eden “yürüyen Kur’an” hocamız.

Hafız olmamıza vesile olduğu gibi hafız kalmamıza da vesile olmuş hocamız var bu resmin arkasında. Bir hafız babası olmamı da yine hocamızın teşvik ve nasihatlerine borçluyum.

Bu fotoğrafın arkasında; “Bana ne! Görevlisi var, o yapsın!” demeden hocamızın ve talebelerinin etrafında pervane olan nice “Kur’an âşığı” var. Bir kısmının ismini bildiğimiz bir kısmının ismini ise mahşer günü Kur’an’ın şefaat etmesi için çağrıldıklarında öğreneceğimiz pek çok “Kur’an hadimi” var bu fotoğrafın arkasında.

Bu fotoğrafın arkasında:

Anaların “kâsesi”,

Babaların “kesesi”,

Talebelerin “hevesi”

Hocaların “dirayeti” ve

Allah’ın “inayeti” var.

Hafızlık nimet ve şerefine nail olmamızda hizmeti geçenlerden Allah razı olsun! Vefat etmişlerine rahmet, hayatta olanlarına da sağlık ve afiyetler dilerim. (Âmin)