BİR DURUP DÜŞÜNMEK
Yunus Emre GÜÇLÜ
Ordu Ünye Yazkonağı Mahallesi Merkez Camii İmam Hatibi
İnsanı eşref-i mahlukat kılan en belirgin özellik, düşünme kabiliyetidir. İnsan, bu kabiliyetiyle yapacak olduğu şeyleri tasarlar ve ona göre eylemini gerçekleştirir. Fakat her düşünce eyleme yansımayabilir. Bazı durumlarda tefekkür etmek, başlı başına bir eylemdir. Allah’ın insana bahşetmiş olduğu bu kabiliyet, Kur’an-ı Kerim’in birçok yerinde tefekkür, tedebbür, nazar ve itibar gibi kavramlarla ifade edilmiştir. (İlhan Kutluer, “Düşünme”, TDV İslam Ansiklopedisi, c. 10, s. 53-57.) Hz. Peygamber (s.a.s.), “Bir saat tefekkür etmek, bir senelik (nafile) ibadetten daha hayırlıdır.” (Beyhaki, Şuabü’l-İman, nr. 120, Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya, 6/67.) diyerek tefekkür etmenin önemine vurgu yapmıştır. Yine Allah’ın Elçisi, “Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler vardır.” (Âl-i İmran, 3/190.) ayeti için “Bu ayeti okuyup da üzerinde düşünmeyen kimseye yazıklar olsun.” (İbn Hîbbân, es-Sahîh, nr. 620.) buyurarak mahlukatı tefekkür edip ibret almamız gerektiğinin altını çizmiştir.
Hakikaten kâinattaki nizam hayranlık verici niteliktedir. İnsanoğlu durup düşünmeli. Maalesef ki bizler bir türlü durup düşünmeyi başaramıyoruz. Gündelik hayatımızdaki rutinler bizi sürükleyip götürmekte. Başta sosyal medya olmak üzere birçok meşgale… Dur durak bilmeksizin bir koşturmaca. Elbette salih amel niyetiyle yapılan dünya uğraşıları oldukça kıymetlidir. Ancak dünya uğraşıları arasında bir yerde soluklanmak, bu esnada varlığı ve yaratılışı tefekkür ederek kalbi dünya dertlerinden arındırmak gerekir. Böyle olduğu takdirde tefekkür bir üst boyuta ulaşarak tedebbür hâlini alacak ve yaptığımız her eylemin hakikatine vâkıf bir şahsiyet hâline bürüneceğiz. Niyetimiz her daim kalbimizde hazır vaziyette olacak. Tefekkür, bu çerçeveden bakıldığında maddi âlemden manevi âleme geçişin anahtarı gibidir.
Kalpleri taşlaşmaktan korumanın yolu, her şeyin yaratıcısı olan Allah’a tam manasıyla yönelmededir. Sezai Karakoç’un, “Fizikötesi gerçeklikler fiziki gerçeklikler gibi reel hatta realite ve tabiattan daha reel gerçekliklerdir.” sözü, Müslüman bir insanın düşünce yapısının nasıl olması gerektiğinin güzel bir örneğidir. Bu sözün hakikatini kavramak ancak tefekkür ve amel ile mümkündür. Tefekkür, amel ile yoğrulursa bizlere metafizik âlemin kapılarını aralar, varlığın ve yaratılışın hakikatine vâkıf olmamıza vesile olur. Etrafımızdaki her bir hadiseye hikmet nazarıyla bakmaya başlarız. Böylelikle eşref-i mahlukat olarak tavsif edilen ve bütün kâinatın kendisine amade kılındığı insanoğlu, kendi özünün farkına varmaya başlar. Dünya artık onun için bir dert olmaktan çıkmıştır.
Şüphesiz dünya var olduğu müddetçe imtihan var olmaya devam edecektir. Bu imtihanı acaba hakkını vererek geçebilecek miyiz? Bizler dünyalık işlerimizle ilgili şüphe ya da ikilem içerisinde kaldığımızda sonunu düşünüp tedbir alarak o işin en garanti hâli nasılsa ona göre hareket etmekteyiz. En azından genel olarak böyle. Pekâlâ, ne olacağını bilemediğimiz sonumuz için nasıl bir hazırlığımız var? İşte tefekkür, bize bunun muhasebesini yapmak için bir alan açar.
Durup düşünmeliyiz. Şöyle bir düşünelim… En güzel fikirler, pişmanlık vb. duygular bir yerde durduğumuz zaman zihnimize intikal etmeye başlıyor, öyle değil mi? Çünkü insan durduğu zaman düşünür. İnsan işlediği günahları da düşünür ve bazen öyle pişman olur ki gözyaşı döker. Bazen de gözyaşları mümin kardeşleri için akar. İşte bütün bunlar az ve öz tefekkürle meydana gelir. Güzel işler yapmak, ahlakı güzelleştirmek, hülasa iyi bir Müslüman olmanın yolu tefekkür etmekten geçer.
Müminlik vasıflarımız zannedilenlerle sınırlı değildir. Yine bir durup düşünelim! Gazze’deki soykırım başta olmak üzere birçok hadise bizleri hâlâ durup düşündürmüyorsa, bunlardan üzüntü duymuyorsak ve mevcut duruma alışmışsak müminlik vasfımızı da barındıran birçok şeyden ödün vermişiz demektir. Çünkü hadiste, “Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (Müslim, Birr, 66.) buyrulmuştur. Buradan hareketle ve hepimizin tecrübe ettiği üzere düşüncenin insana fiziki etkisi bir hakikat. Hadiste ifade edilen “bir vücut” olamamışsak, tefekkür dünyamızda Müslüman kardeşlerimize bir yer yoksa önce durup kendi düştüğümüz durumu bir düşünmeliyiz. Neden o acıyı hissetmiyoruz? Bunu bir düşünelim! Belki bir durup düşünmemiz, hayatımızın bütünüyle değişmesine vesile olabilir. Yazının başında zikrettiğimiz hadiste bir saatlik tefekkürün bir senelik nafile ibadetten hayırlı olmasını İmam Gazali bu çerçevede yorumlamaktadır. O hâlde bir soralım kendimize: Neredeyiz? Niye varız? Hayat gayemiz ne? Nasıl yaşıyoruz? Bir durup düşünelim!