BİR ANNENİN KAYITSIZ ŞARTSIZ ADAĞI

Halime KARABULUT

Evlat hasretiyle yüreği yanan İmran’ın karısı Hanne’nin gözüne ağacın dalına konmuş, yavrusunu besleyen bir kuş ilişti. Anne kuşun, yavrusunun ağzına yemeği koyuşuna merhametle bakan Hanne’nin dilinden o an duayla karışık bir adak cümlesi döküldü: “Bir çocuğum olsun, onu mabede göndereceğim. Allah’ın dinine hizmet edecek, halkına fayda sağlayacak bir çocuk…Bir çocuğum olsun onu kayıtsız ve şartsız Allah’a adayacağım.” Hanne bu adağında samimiydi. Nitekim o gebe kaldığında: “Rabbim! Karnımdakini kayıtsız şartsız sana adadım, benden kabul buyur; kuşkusuz sensin her şeyi işiten, her şeyi bilen.” (Âl-i İmrân, 3/35) diyerek gönlünden geçeni söze dökmüştü.

Hanne, evlat sahibi olmak istemişti tıpkı Hz. İbrahim ve eşi Hz. Sare gibi; Hz. Zekeriyya (a.s.) ile eşi Îşâ (Elizabet) gibi... Yüce Allah’tan hayırlı bir evlat isteyişleri aynı amaç doğrultusundaydı. Nitekim Hz. İbrahim de şöyle dua etmişti: “Rabbim! Bana iyilerden olacak bir evlât ver!” (Saffat, 37/100) “Rabbim! Beni ve soyumdan gelecek olanları namazı devamlı kılanlardan eyle; Rabbimiz, duamı kabul et.” (İbrahim, 14/40)

Hz. Zekeriyya (a.s.) ise Hanne’nin duasına şahit olmakla kalmamış bir de doğan kız çocuğunun bakımını üstlenmişti. Yakından ilgilendiği Meryem’in sevimli ve bir o kadar da hikmet yüklü hâllerini görmüş ve çocuk sahibi olma arzusu daha da artmıştı. Hz. Meryem’in yanına her gidişinde Allah’ın (c.c.) bir mucizesine, Meryem’in hesapsız nimetlendirilişine şahit olmuştu. Mabette olduğu bir sırada Hz. Zekeriyya, Rabbine dua edip yalvardı: “Rabbim! Bana tarafından temiz bir nesil ihsan eyle! Kuşkusuz sen duayı işitmektesin.” (Âl-i İmrân, 3/38.)

İster kadın ister erkek olsun, insanın evlat sahibi olma arzusu fıtridir. Çünkü evlat dünya hayatının süsü, göz aydınlığı ve aynı zamanda imtihan vesilesidir. Bu nedenle evlat isterken hayırlısını istemek, salihlerden olması için dua etmek gerekir. Nitekim Hanne, Meryem’i doğurduğunda: “İşte ben onu ve soyunu kovulmuş şeytana karşı senin korumana bırakıyorum.” (Âl-i İmrân, 3/36) şeklinde dua etmişti.

Hanne’den öğrendiğimiz bir diğer husus hadis-i şerifte de zikredildiği üzere müstecab olan dualardan birinin anne babanın çocuklarına duası olduğudur (Tirmizî, Birr ve Sıla, 7). Bunun bilincinde olan her mümin gerek anne babası ve gerekse kendi soyundan gelecek nesli için dua etmeyi ihmal etmez. Ahkaf Suresi 15. ayette kâmil müminin yakarışı şu şekildedir: “Rabbim! Bana ve anne babama lütfettiğin nimete şükretmeye, razı olacağın işleri yapmaya beni muvaffak kıl. Benden gelecek nesli hayırlı eyle. Dönüp kapına başvurdum ve ben şüphesiz sana boyun eğenlerdenim!”

Kur’an’da örnek olarak gösterilen Âl-i İmrân’ın her bir ferdinin sahip olduğu imanın dua ve teslimiyetle harmanlanmış olduğunu görüyoruz. Mucizeye inanmayan insanların yaşadığı bir zamanda, teslimiyet ve tevekkülün zirvesinde olan bir annedir İmran’ın karısı Hanne. O dönemde ekseriyetle gözler gördüğüne hayran kalırdı. Maddi olanaydı rağbet. Zengin ve itibarlılar hiç ölmeyecekmiş gibi mal biriktirir ve bununla şımarırdı. Fakirlere pek değer verilmezdi. Güçsüzler perişandı. Gariban halkın kurtarıcı bekleyişi biraz da bu sebepleydi. Hanne’nin endişesi de heva ve hevesine uyanların bu pervasızca hâlleriydi. Hanne halkın bu hâline üzülen, duyarlı ve sorumluluk sahibi bir kadındı. Hanne’nin çocuk isteme ve çocuğu mabede adama sebebi belki de bundandı. Aslında o, karnındakini adarken toplumun bu gidişatını değiştirecek bir erkek evlat düşlemişti. Lakin Allah’ın muradı başkaydı. Belki de kendisinden daha azize bir kadından dünyaya gelecekti beklenen o kutlu Mesih. Zaten Hanne de evladı için yaptığı duayı bir hayli engin tutmuştu: “İşte ben onu ve soyunu kovulmuş şeytana karşı senin korumana bırakıyorum.”

Hanne’nin duasından evvel doğacak olan evladını mabede adayışı vardı. Kayıtsız şartsız bir adayış... İşte Hz. Meryem böylesi engin bir adayış ruhunun meyvesi olarak dünyaya gelmişti. “Kayıtsız ve şartsız” (Âl-i İmrân, 3/35) demekle Hanne, hayli iddialı bir adakta bulunmuştu. Teslimiyet ve tevekkülle birlikte samimiyet ve kararlılık görüyoruz Hanne’nin evladını adayışında. Onun bu samimi adağını yüce Allah karşılıksız bırakmadı. “Bunun üzerine Rabbi ona hüsnükabul gösterdi ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi. Zekeriyya’yı da onun bakımı ile görevlendirdi. (Âl-i İmrân, 3/37)

“... Ben onun adını Meryem koydum.” (Âl-i İmrân, 3/36) Hanne’nin çocuğuna güzel isim koyması, çocuğa verilecek ismin ne kadar önemli olduğunu günümüz anne babalarına asırlar öncesinden gelen bir öğretidir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de: “Muhakkak ki sizler kıyâmet günü isimlerinizle ve babalarınızın isimleri ile çağrılacaksınız. O hâlde (yavrularınıza) güzel isimler veriniz.” (Ebû Dâvud, Edeb, 61) buyurmaktadır. Hz. Aişe (r.anha) de Peygamber Efendimizin (s.a.s.) çirkin isimleri değiştirdiğini, şirki, küfrü, haramı ve günahı çağrıştıran isimleri çocuğuna verenleri uyardığını rivayet eder. Bilinçli ebeveynler, İmrân’ın karısı Hanne gibi çocuklarına verecekleri isimle ve yapacakları dua ile aslında çocuklarına bir hedef belirlemektedirler. Hanne, çocuğuna Meryem ismini (çok ibadet eden, hizmet eden) koymakla çocuk sahibi olma isteğindeki amacını âdeta somutlaştırmıştır. Ona göre, narin bir çiçek gibi yetiştirilmesi gereken Allah’ın emanetiydi çocuk. Kayıtsız şartsız adadığı yavrusunu, ilim ve ibadetle meşgul olması için Kudüs’teki Beytü’l Makdis’e gönderecekti. Onu yetiştirecek kişi üstün ahlaklı, bilgili olan Hz. Zekeriyya (a.s.) idi. Öğretmeni bir peygamberdi ve o, inandığını yani hakikati aktaracaktı Meryem’e. Adağın sahibi anne, doğması hâlinde evladının eğitimini önceden planlamıştı. Gayesi oldukça netti. Allah’a söz verdiği gibi yapacaktı. O dönem şartlarında kız çocukların mabede kabul edilmeyişine rağmen Meryem’i mabede gönderecekti. Hanne, Allah’ın rızasını kazanmanın yollarını arıyordu. Dünya imtihan yeriydi. İmtihan çetin de olsa Allah’ın ilim ve kudreti dâhilindeydi. Gam ve kedere; korku ve yeise yer yoktu. Allah’tan gelen her şeye razı olmak, her şeyi Allah’tan bilip tevekkül etmek, hamdını sürdürmek nefsini terbiye edenlerin hâlidir. Ancak böyle bir tutum mümini kaygı ve ümitsizlikten uzak tutacaktı. Bu hakikati hep hatırda tutmak için ilim ve ibadet şarttı. Kutsal kitaba kulak verilmeli ve ilahi hükümler tatbik edilmeliydi. İnsan, ancak böyle onurlu bir hayat sürebilirdi. Ölümün nasıl, nerede ve ne zaman geleceğine takılmadan Allah’ı memnun edecek hâl üzere yaşamaktı mühim olan. İster toprağın altına gömülsün ister göğe yükseltilsin fark etmezdi Al-i İmran için. İmran da Hanne de Hz. Meryem ve Hz. İsa (a.s.) da bu hâl üzere yaşayıp ayrılmıştı dünyadan.

İmrân, çocuğunu göremeden vefat etmişti. Hanne çocuğuna henüz doymadan... Ve annenin kabul olmuş duası Meryem, anne ve babası öldüğü hâlde mabette ve Zekeriyya peygamberin (a.s.) terbiyesinde tamamlamıştı eğitimini. Hz. İsa’ya (a.s.) varıncaya değin bu ailenin tüm bireyleri aynı inanç, ibadet hassasiyeti ve sorumluluk bilinciyle yaşamış, terk-i dünya etmişlerdi. İmran’ın hassasiyeti Hanne’ye, ondan da Hz. Meryem’e ve Hz. İsa’ya intikal etmişti. Bir neslin ihyası kendini imar etmiş annelerin gayretiyle mümkündür, bunu Hanne’nin Hz. Hacer misali say-u gayretinde, Allah’a tevekkül ve teslimiyetinde görüyoruz.

Hanne’nin ailesi, her Müslüman ailenin örnek alması gereken, Kur’an’ın övdüğü ailelerden bir tanesidir. Âl-i İbrahim ve Âl-i Muhammed (s.a.s.) gibi... O, dünya kadınları içerisinde seçilmiş, Kur’an’da övülmüş azize ve pak Meryem’in annesidir. “Nerede olursam olayım, o beni kutlu ve bereketli kıldı; yaşadığım sürece bana namazı, zekâtı ve anneme saygılı olmayı emretti; beni zorba ve isyankâr yapmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve yeniden hayata döndürüleceğim gün esenlik benimle olacaktır.” (Meryem, 19/31-33) diyen Meryemoğlu İsa Mesih’in büyükannesidir. Nesilden nesle aktarılan tevhid inancının bir halkasıdır. Geleceği inşa eden nesilleri yetiştiren, geçmişle geleceği harmanlayan annelere evladına duasıyla, samimi adağıyla, halis niyetiyle örnek teşkil eden bir annedir Hanne.

Hanne gibi duaya sarıl ki Rabbin icabet etsin. Kız evladını Allah rızası doğrultusunda eğit ki Hz. Meryem gibi ahlaklı olsun. Duanı engin tut ki Allah’ın rahmeti tüm soyunu bereketlendirsin. İlim ve ibadete yönel ki neslin Hz. İsa (a.s.) misali saygılı ve itaatkâr gençlerle devam etsin.