BİN ACI, BİN İBRET,
BİN MERHAMET…

Saliha ÖDEMİŞ
Giresun Piraziz Müftülüğü Kur’an Kursu Öğreticisi

Yaşadığım o üç günü sayfalara sığdırabilir miyim, bilmiyorum.

Canım yurdumun her insanı gibi güzel bir hafta sonunu tamamlayıp yeni bir haftanın iş planını yaparak uyudum. Sabah olduğunda ise deprem felaketi haberine gözümü açtım. Büyük bir deprem olduğunu haberlerden az çok hissedebiliyordum. Kursuma gittim. O sabah sınıfımda bütün miniklerimin dilinde deprem vardı. Evime döndüğümde okulların süreli tatil edildiğini öğrendim. Evde iki gün boyunca her insanın yaşadığı huzursuzluğu yaşamaya başladım. Hâlbuki geçen haftalar biz ülkece ümitle kar yağmasını bekliyorduk, kar yağmaya başlamıştı. Fakat şimdi kahroluyordum. Tatili seviyorduk, okullar tatil olmuştu. Fakat kahroluyordum. Evimde çay koyup içmeye, çocuklarıma yemek hazırlamaya bile suçluluk hissediyordum. Bir süre sonra WhatsApp gruplarından deprem bölgesinden hoca hanımların mesajları ulaşmaya başladı. Huzursuzluğum giderek katlandı. O an içimden, “Keşke gidebilsem!” dedim. Ama bu kadar büyük felakete doğru gitmeme, ailem ve yakınlarım razı olmaz, diye düşünüyordum. Bir yandan da “Gidersem göreceklerime, yaşayacaklarıma dayanabilir miyim?” diyordum. O akşam içime bir his doğdu. Namaz kılıp büyük bir heyecanla, “Allah’ım! Sana imkânsız yok! Eğer oradaki insanlara benden bir fayda olacaksa oraya gitmeyi bana nasip et.” dedim.

Hemen kurs arkadaşım olan meslektaşımı aradım. O da benim gibi hislerle dolup taşıyormuş. Müftümüzü aradım, niyetimizi söyledim. İnsani görevimizi yerine getirmek için, kadın din görevlilerine ihtiyaç var dendiği an gidebileceğimizi söyledim. O gece gideceğime dair bir his oluştu bende. Sabahın erken saatlerinde Müftüm beni arayıp bir saat içinde ilde olmamız gerektiğini söylediğinde her işi bir kenara bırakıp valizimi hazırladım. İki arkadaş, bir bilinmeze gidiyoruz deyip yollara düştük. Korku ve heyecan dışında başka bir duygu yaşadığımı hatırlamıyorum.

Giresun Müftülüğü bünyesinde hazırlanan araçla bir müftümüzün refakatinde imamlarla birlikte yola çıktık. Gideceğimiz rota, yolculuğa çıkmadan önce Adıyaman sonrasında ise Malatya olarak belirlendi. Minibüsteki herkes duygusal bir gerilim yaşıyordu. Çadırda kalacağımız bile meçhuldü. Gittiğimiz yerde ne ile karşılaşacağımızı bilmemenin üzerimizde yarattığı o müthiş gerilimi yaşarken imamlar sıra sıra Yasin suresini okumaya başladılar. Yasin suresi bitince hep beraber tekbirler getirdik. İlahiler okunduktan sonra biraz daha sakinleştiğimizi hatırlıyorum.

Malatya Şehir Mezarlığında çalışacağımız haberi geldi. Şehre girdiğimizde gece olmuştu. Yanımızda götürdüğümüz kefenleri mezarlığa bıraktık. Gece olmasına rağmen cenazeler geliyordu. Yıkanıp kefenlenip defne sevk ediliyorlardı. Sabah kalkar kalkmaz görev yapacağımız yere gittik. “Bugün buraya çocuk cenazeleri de gelecek. Biz bu göreve hazır mıyız?” diye birbirimize soruyorduk.

Hayatımda ilk kez bir gasilhaneye giriyordum. İçeriye girerken ölümün kokusunu duydum, irkildim. Hemen gasilhaneye giremedim. Yan taraftaki kefen odasına geçtik arkadaşımla. Bir de ne görelim: İçerisi ağzına kadar kefen ve cenaze eşyaları ile dolmuş.

Derken bir saat içinde Adıyaman’ın bir köyünden toplu cenazeler geldi. Gasilhane bir anda doldu. Hepimize gasilhanelere geçmemiz söylendi. Konuştuğum gassal hanımlardan birinin yanında yardımcı olarak işe başladım. Cenazelerin başında gelen insanların hepsi bir aileden fazlasını yitirmiş kişilerdi. Hatta kimsesiz cenazeler bile vardı. Televizyondaki acı gözümün önünde yaşanıyordu. Bir kısmı acıdan dayanamayıp bayılıyordu. “Allah’ım dayanabilecek miyim? Güç ver!” deyip içeri girdiğimde sekiz dokuz yaşlarında İkra isminde bir kız çocuğunun cenazesi geldi. Gassal hanım İkra’yı hazırlarken onunla konuşmaya başladı: “Hoş geldin İkra! Gözlerin açık, melek mi gördün sen? Cennet kuşu mu oldun sen? Güzel kızım benim.” İkra’yı yıkadı, saçlarını kuruladı. Nazik bir şekilde kefenine sardık. Gassal hanım gül suyunu sürüp alnına tatlı bir öpücük kondurdu.

Gördüğüm manzara karşısında öyle çok duygulandım ki… Gassal hanım, onu tabuta koyarken “Aman incinmesin!” diyordu. Besmele ile koyduk. İkra’yı hazırlayıp kendisi gibi son yolculuğuna hazırlanan ailesinin yanına götürdüler. Bunu sadece İkra’ya değil diğer tüm cenazelere yapıyorduk. “Aman yavaşça koyun, incinmesin.” diyordu...

O günün akşamı nasıl yemek yedim, nasıl uyudum tarifi sayfalara sığmaz. Sabah olduğunda, gasilhaneye vardığımızda yine ilk günkü gibi dağlar kadar yığılmış malzemelerle karşılaştık. Sil baştan yeniden yerleştirdik. Odanın işi hafifleyip de cenazeler çoğalmaya başlayınca yine yıkamaya yardıma geçtik. O gün akşama kadar nelere şahit olmadık ki! İnsanları uğurlarken ebedî istirahatgâhlarına gidenler ve geride kalanlar arasındaki duygular, yaşanan acılar üzerine büyük hesaplaşmalar, üzüntüler dile getiriliyordu.

İkinci günün akşamına doğru bir cenaze daha geldi. O da hafızamda çok yer etti. Bir anne, kızını kaybetmişti. Depremin beşinci gününde kızına ulaşılmıştı. Kapıda pek çok akrabası cenazeyi görmek için ısrarcı oluyordu. Gel gör ki cenazenin yüzü tanınacak hâlde değildi. Hanımefendi diğer kızları ve öksüz kalan torunu ile acıya dayanamayıp bayılıyordu. Ayıldığında ise sadece “Açın yüzünü, ben onu illaki göreceğim.” diyordu. Bu kez de tanıştığım diğer gassal hanım müthiş bir insanlık sergiliyordu: “Teyzeciğim! Ben sana evladının yüzünü gösteremem. Göstermeyeceğim!” diyor, bir yandan da bunu söylerken kadının ellerini tutarak öpüyordu. Bir anneye evladının durumunu anlatabileceği en nazik şekilde anlatmaya çalışıyordu. Hanımefendinin ısrarı hafiflese de feryatlar dinmiyordu. Derken İstanbul’dan gelen hoca hanımlardan birisi çıkıp dedi ki: “Ablacığım! Senin evladın şehit oldu, üzülme!” Hanımefendinin torununa dönüp, “Kardeşim! Senin annen şehit oldu.” dedi. Yakınlarına dönüp, “Sizin cenazeniz şehit oldu.” dedi.

O anda hepsine birden sükûnet geldi. Sakinleşip, cenazenin kefenlenmesini beklediler. Cenazeyi hazırladık. Gassal hanım elini ve ayağını kefenin dışına çıkardı, yakınlarını tek tek içeri aldı. Oğlu, annesi, kardeşleri onunla gözyaşları içinde vedalaştılar.

Akşama doğru gasilhanedeki işler sakinleşti. Gassal hanımlarla ve gelen gönüllü hoca hanımlarla beraber cenaze işlerinin yapıldığı ne kadar alan varsa yıkayıp temizledik. Son kez kefen odasını düzenledik. Akşam olunca diğer gün lojistikte çalışacağımız haberi geldi. Belki size tuhaf gelebilir ama oradan ayrılacağım için hüzünlendim. Keşke bu acıları yaşamasaydık fakat yaşamasak bile bir gün oraya hepimizin yolunun düşeceği bir gerçek. Benim yolum ölmeden önce düştü. En acı günlerinde insanların gözyaşlarıyla “Allah sizden razı olsun.” dualarını işittim. Şükürler olsun! Rabbim insanların hayır dualarını almayı, onlara son vazifemizi yapmayı nasip etti. Birinin insanlardaki iyiye inanma nedeni olan gassal hanımlara sonsuz teşekkür ediyorum. Yollarımızı birleştiren Allah’a sonsuz şükrediyorum. Depremde vefat eden bütün kardeşlerime Allah’tan sonsuz rahmet diliyorum. Yakınlarına ve ülkeme sabırlar diliyorum.