Bİ KAHVE
Bİ’ KELİME
Surnâme
Surnâme, Osmanlı Dönemi’nde padişah çocuklarının sünnet, düğün ve doğum gibi sevinçli vesilelerle düzenlenen görkemli törenlerini anlatan eserlere verilen addır. Farsça “ziyafet” (sûr) ve “yazılı belge” (nâme) kelimelerinden türetilmiştir. Manzum, mensur veya karma şekilde kaleme alınan surnâmeler aynı zamanda dönemin ziyafet düzenini, esnaf alaylarını, halk eğlencelerini, kıyafetlerini ve müziğini detaylıca kaydeder. Bilinen ilk örnekleri, III. Mehmed’in 1582’de yapılan ve elli beş gün, elli beş gece süren sünnet töreni için Âlî Mustafa Efendi’nin Câmiu’l-buhûr der Mecâlis-i Sûr ve İntizâmî’nin Surnâme-i Hümâyun adlı eserleridir. Surnâme yazarları eserlerini göze girme, mevki ve makam elde etme arzusunun yanı sıra padişahın veya sûr emininin emriyle de kaleme alabilmektedir. Olayları betimleyici ve tarafsız bir dille sunan bu eserler; bugün sosyoloji, halk bilimi ve kültür tarihi açısından paha biçilemez birer kaynak niteliği taşır. Kısacası surnâmeler, Osmanlı toplumunun “neşeli” yüzünü geleceğe aktaran birer aynadır.
(Hatice Aynur, “Surnâme”, DİA, c. 37, S. 565-567)
Bİ’ ESER
Kariye Camii (Khora)
Edirnekapı’da yer alan Kariye Camii, Bizans Dönemi’nin önemli yapılarından Khora Manastırı’nın merkez mabedidir. İsmi, coğrafi olarak “taşra”yı ifade etse de yapının iç süslemelerindeki mistik karşılığı, her türlü çerçeveyi aşan sınırsız bir âlemi temsil etmektedir. Yapı, asıl ihtişamını XIV. yüzyıl başında devlet adamı Theodoros Metokhites tarafından gerçekleştirilen büyük tamirat ve eklenen meşhur mozaik-fresk sanatı ile kazanmıştır.
İstanbul’un fethinden sonra II. Bayezid devrinde Sadrazam Atik Ali Paşa tarafından camiye çevrilen eser, yüzyıllar boyu Osmanlı mimari dokusuyla korunmuştur. Mimar Sinan’ın bir medrese eklediği, birçok büyük depremden sonra Mimar İsmâil Halîfe gibi ustaların onardığı yapı, 1948’de başlayan Amerikan Bizans Enstitüsü çalışmalarıyla kapsamlı bir restorasyon geçirmiştir. Bu süreçte üzerindeki örtüler kaldırılarak dünya sanat tarihinin en nadide duvar resimleri gün yüzüne çıkarılmıştır. Kariye, hem Orta Bizans mimari karakterini hem de Osmanlının koruyucu kültürel mirasını bir arada sunan sembolik bir yapıdır.
Bİ’ SORU
Tembel Deliği Ne İşe Yarar?
Tembel deliği, geleneksel Türk mimarisinde gündelik hayatı kolaylaştırmak adına tasarlanmış, Anadolu insanının pratik zekâsını ve mizahını yansıtan bir detaydır.
Bu mimari unsur, özellikle odalardaki ocakların yan kısımlarında veya duvar yüzeylerinde yer alan, içeriye doğru oyulmuş küçük raflar veya nişlerdir. Kullanım amacı, kişinin, oturduğu yerden kalkmasına gerek kalmadan elinin altında bulunmasını istediği su tası, kahve fincanı, lamba, gözlük veya dinî kitaplar gibi eşyalara zahmetsizce ulaşmasını sağlamaktır. Adı da tam olarak yerinden kalkmaya üşenen veya “tembellik” eden birinin ihtiyacını oturduğu yerden karşılayabilmesinden gelir.
Mimaride “takça” veya “takçagöz” olarak da adlandırılan bu küçük gözler, işlevsel birer depolama alanı olmanın yanı sıra duvar yüzeylerine hareket katarak estetik bir görünüm sağlar. Özellikle kışın ocak başında vakit geçirilirken sıcaklığın ve konforun bozulmaması için düşünülmüş, ergonomiyi odağına alan geleneksel bir çözüm örneğidir.
Bİ’ BİLGİ
Türk Basınının İrfan Ocağı: Tercümân-ı Hakîkat
Ahmed Midhat Efendi tarafından 1878’de kurulan Tercümân-ı Hakîkat, Türk basın tarihinin en uzun soluklu (yaklaşık 46 yıl) ve etkili gazetelerinden biridir. Gazete, bir haber kaynağı olmanın yanında halka okuma alışkanlığı kazandıran bir “mektep” vazifesi görmüştür. Temel misyonu, bilgiyi tabana yaymak ve Batı’daki bilimsel gelişmeleri halka ulaştırmaktır. Ahmed Midhat’ın “yazı makinesi” disipliniyle şekillenen yayın organı; Ahmed Râsim, Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Halide Edip Adıvar gibi pek çok önemli ismin yetiştiği bir “irfan ocağı” olmuştur.
Sosyal sorumluluk projelerine de destek veren Tercümân-ı Hakîkat, yayımladığı 150 civarındaki eserle Türk kültür hayatının modernleşme sürecinde merkezî bir rol oynamıştır.
Bİ’ ALINTI
“İyilik, yola düşen, yoldan toplanan bir şey değildir. Tesadüfen ele geçen bir şey değildir. İnsan iyiliği ancak başka bir insandan öğrenir.”
Toprak Ana,
Cengiz Aytmatov