Bİ KAHVE
Bİ’ KELİME
Şemse
Adını Arapçada “güneş” anlamına gelen “şems”ten alan şemse, sanatta sıklıkla kullanılan yuvarlak veya elips biçimli bir motiftir. Şemse; cilt, tezhip, minyatür, çini ve mimari gibi pek çok sanat dalında görülür. Özellikle kitap sanatında ve ciltçilikte önemlidir. Yazma eserlerin ilk sayfası olan zahriye sayfasında, kitabın adı gibi bilgileri barındıran şemseler bulunur. Kitap ciltlerinin üzerindeki kabartma veya baskı teknikleriyle yapılan göbekler de birer şemsedir.
Şemsenin üst ve altında yer alan, laleye benzeyen süsleme unsuruna “salbek” denir. Şemsenin etrafındaki nokta ve çizgilerden oluşan süsleme ise “tığ” olarak adlandırılır. Şemselerin içleri geometrik veya bitkisel motiflerle doldurulabilir.
Tarihsel süreçte, Abbasiler ve Fatımiler döneminde şemse, halifenin otoritesini ve meşruiyetini temsil eden, altın ve değerli taşlarla işlenmiş bir hükümranlık çelengi olarak Kâbe duvarına da asılmıştır.
Bİ’ ESER
Karanlık Kümbet
Karanlık Kümbet, Erzurum’da, Dervişağa mahallesinde bulunan XIV. yüzyılın başlarına ait iki katlı bir mezar anıtıdır. Kitabesine göre Sadreddin Türkbeg tarafından yaptırılmıştır. Ancak kümbetin adını nereden aldığı ve kimin için yapıldığı bilinmemektedir.
Yapı içindeki sanduka kaybolmuştur. Küfeki taşıyla inşa edilen yapı, kare planlı bir kaide ve on iki yüzlü bir gövdeden oluşur. Üzeri içten kubbe, dıştan ise konik bir külahla örtülüdür. Doğu yönünden inilen çapraz tonozlu kaidede iki mezar yer alır ve bu mezarlar halk tarafından ziyaret edilmektedir. Asıl tarih kitabesi güney penceresinin üstünde mermere yazılan Karanlık Kümbet, Selçuklu ve İlhanlı dönemindeki mezar anıtlarıyla benzer özellikler taşımaktadır. Kitabedeki tarih, benzer türbe-kümbetlerin tarihlendirilmesi açısından önemlidir.
Bİ’ SORU
Taş baskı tekniği Osmanlı ülkesine nasıl girmiştir?
Johann Alois Senefelder taş baskı tekniğinin mucidi kabul edilir. Teknik, hukuk eğitimi almış olmasına rağmen resme ve el yazmalarına düşkünlüğü sayesinde bu sanatı öğrenen Henri Cayol tarafından 1831 yılında İstanbul’a getirilmiştir. Cayol, hızla Türkçe öğrenmiş ve taş baskı sanatının faydalarını devlet adamlarına aktararak Osmanlıca hat sanatının özgün güzelliğinin bu teknikle korunabileceğini göstermiştir. Serasker Koca Hüsrev Paşa’nın pratik desteği sayesinde yaygınlaşmıştır. Paşa, Yeniçeri Ocağının kaldırılmasından sonra kurulan ordunun eğitimi için gerekli olan resimli talimnamelerin acilen basılıp dağıtılmasını istiyordu. Bu amaçla Cayol’e bir atölye kurması izni verilmiş ve ilk basılan eser, tabur talimine dair Nuhbetü’t-ta‘lîm olmuştur. Bu başarının ardından, II. Mahmud’un iradesiyle Henri Cayol’e bir ev verilmiş, 500 kuruş aylık bağlanmış ve ayrıca iaşe bedeli ödenmesi kararlaştırılmıştır. Cayol, bu destekle hükümet emrinde beş yıl çalışmıştır.
Bİ’ BİLGİ
Türk Basınının Öncüsü: Tercümân-ı Ahvâl
Tercümân-ı Ahvâl, Osmanlı Devleti’nde bir Türk vatandaşı tarafından çıkarılan ilk özel Türkçe gazetedir. Türk basınının başlangıcı olarak kabul edilen bu gazete, Âgâh Efendi tarafından 1860-1866 yılları arasında İstanbul’da 792 sayı yayımlanmıştır.
Gazetenin ilk sayısının yayım tarihi 22 Ekim 1860’tır. Gazetenin kimliğini belirleyen kişi, aynı zamanda gazetenin amacını ve yayın politikasını açıklayan “Mukaddime”yi de kaleme alan Şinasi’dir. Tercümân-ı Ahvâl, Türk basınında imzalı başyazı geleneğini ilk başlatan yayın organı olmuştur. Şinasi, gazetede eğitici, faydalı yazılara ve iç/dış haberlere yer verileceğini, bunun yanında herkesin anlayacağı sade bir Türkçe kullanılacağını belirtmiştir. Gazete, kişilerin düşünce özgürlüğü, fikrî tartışmalar, devlet yapısı ve mali sorunlar gibi konuları işlemiştir. Yayın hayatına pek çok yenilik getirmiş, haberleri yorumlayarak Türk gazeteciliğinde yeni bir gelenek başlatmıştır.
Ziya Paşa’ya atfedilen ve eğitimdeki aksaklıkları konu alan bir yazı yüzünden Türk basın tarihinde ilk defa kısa süreliğine kapatılan gazete, altı yıl süren yayın hayatına 11 Mart 1866’da son vermiştir.
Bİ’ ALINTI
İçinde yaşadığımız dünyayı biz seçmiyoruz. Lâkin bu dünyanın bizim için güzel, sevimli ve yaşanmaya değerli veyahut çirkin, karanlık ve ızdırapların kaynağı oluşu bize bağlı bir keyfiyettir.
Varoluş Felsefesi - Hareket Felsefesi, Nurettin Topçu