BESTAMİ YAZGAN İLE ŞİİR VE EDEBİYAT ÜZERİNE…
Söyleşi: Mahir KILINÇ
Şairliğinizi, yazarlığınızı ve öğretmenliğinizi birbirinin mütemmimi olarak görüyorsunuz. Öğretmenlik mesleğinin şairliğinize, yazarlığınıza yansımalarından kısaca bahsedebilir misiniz?
Lise yıllarında şiir okumayı, ezberlemeyi ve arada sırada yazmayı severdim. Bu sebeple üniversitede ilk tercihim edebiyat fakültesi oldu. Yeniden sınavlara girsem ve tercih yapmam istense tercihim yine edebiyat fakültesi ve öğretmenlik olurdu. Sanatçılar, bir avcı gibi etrafındaki olayları takip eden kimselerdir. Bu bakımdan öğretmenlik mesleği bir sanatçı için önemli bir alandır. Çünkü öğrenciler, bize farklı dünyalara ulaşmamızı sağlayan en güzel vesilelerdir. Ben de mesleğini severek yapan bir öğretmen olduğum için sevgili öğrencilerimle aramızda bir köprü oluşuverirdi. İşte bu köprüden duygular gidip gelmeye başlayınca da gönlümüzden şiirler, dilimizden nesirler dökülüverirdi. Dolayısıyla yazdıklarımın çoğu, yaşanmışlıklardan ve özellikle de öğretmenlik mesleğini icra ederken yaşanmışlıklarımdan beslenmiştir. Fakat olayları olduğu gibi değil de gönlümde ve aklımda zenginleştirerek kaleme aldım. Bu bağlamda -sizin de zikrettiğiniz gibi- hem şairliğim hem yazarlığım açısından öğretmenlik mesleğini önemli dinamiklerden biri olarak görürüm.
Şiir ile hakikat arasında nasıl bir ilişki var? Şair, muhatabının muhayyilesinde ve düşünce dünyasında hakikate yönelik hangi kapıları nasıl aralar?
Mevlana’nın meşhur pergel benzetmesinde olduğu gibi biz şairler de pergelin bir ucunu hakikate koyup diğer ucuyla bütün âlemi geziyoruz. Hakikatten asla ayrılmadan tıpkı arının çiçek çiçek dolaşıp kendi balını yaptığı gibi biz de şiir kovanını süslemeye çalışıyoruz. Yani her şiir aslında hakikat aynasının tezahürü olarak okuyucuların karşısına çıkıyor. Ayrıca insan nasıl ki maddi gıdaya ihtiyaç duyuyorsa manevi gıdaya da ihtiyaç duymaktadır. İşte bu manevi gıdanın bir kısmını şiirden alabilir. Bu bağlamda şairler okuyucusunun düşünce dünyasını beslediği gibi ruh dünyasını da besleyen kimselerdir. Her şiir, hiç kuşkusuz muhatabının düşünce ve ruh dünyasına yeni pencereler, kapılar açar. Biz, edebiyatımızdaki şairlerden düşünce ve duygu dünyasına yönelik pek çok öğretilerle büyüdük ve gösterdikleri yollardan yürüdük. Onlardan birkaçını saymak gerekirse mesela; vatanı, milleti ve istiklali sevmeyi Mehmet Âkif’ten öğrendik; bir dava şuuruna ermeyi, davayı sevmeyi ve ona sahip çıkmayı Necip Fazıl’da gördük; bağımsızlığın ve birliğin yegâne timsali bayrağa sevgiyi, saygıyı Arif Nihat Asya’dan bildik; Yaradan’dan dolayı cümle yaratılanı sevme şuuruna Yunus Emre’de erdik.
Merhum Âkif, “Sanatın en az onda biri Allah vergisi kabiliyet, onda dokuzu gayrettir.” diyor ya bizler de Allah’ın verdiği kabiliyet ve gayretle hakikatin peşinde koşuyoruz. Hakikati anlatmada soylu bir araç olan şiirle hakikat denizine dalıp dalıp bulabildiğimiz incileri okuyucuyla paylaşıyoruz.
Şiirin yanı sıra çocuk hikâyeleri ve masalları da yazıyorsunuz. Hatta çocuk edebiyatı alanında pek çok önemli ödül aldınız. Sizi çocuklara yönelik yazmaya iten, eserlerinizin bu alanda yoğunlaşmasına yol açan sebepler nelerdir?
Efendim, bendeniz dört çocuk babası, sekiz torun dedesiyim elhamdülillah. Kırk yıla yakın da öğretmenlik yaptım dolayısıyla daima çocuklarla birlikte oldum. Ayrıca çocuklar için bayram yapan bir milletin evladıyım. Annesinin, babasının dini ne olursa olsun bütün çocukları değerli ve dokunulmaz sayan bir Allah’a inanıyorum. İşte bunların yanına sanatçılığı koyunca kendiliğinden çocuklara yönelik eserler çıkıyor. Ben de çocuklar için kalemini kullanan bir yazar oluveriyorum. Bu bağlamda çocuk edebiyatçısı olmayı nasip ettiği için Yüce Mevla’ya şükrediyorum. Çünkü her bir çocuk beyaz bir sayfa gibidir. Yazılan her yazı onlarda görünür olur ve yaşamlarına dönüşür. Dolayısıyla bizlere Allah’ın sadece bir hediyesi değil aynı zamanda emaneti olan çocuklarımıza sahip çıkmalı, onları korumalı ve o beyaz sayfaları Allah’ın emanetine yakışır şekilde doldurmalıyız.
Bu bağlamda sadece yazmakla kalmıyor, Türkiye’nin dört bir yanını okul okul gezerek çocuklarla ve gençlerle buluşuyorsunuz. Bestami Yazgan’ın çocuklara ve gençlere yönelik bu hassasiyetinin temelinde ne var?
Ben hayata şöyle bakıyorum: Şikâyet etme, şükret; şikâyet etme, çözüm yolları sun. Ayrıca şu ilke de hayat felsefemi oluşturuyor: Allah, boş duranı değil koşturanı sever. İletişimciler, “Gidemediğin yer senin değildir.” diyorlar. Buradan bir kıyas yaparsak ulaşamadığın, aklına ve gönlüne dokunamadığın çocuk ve genç de senin değildir. Dolayısıyla ben de yanlış tohumlar ekilmeden tüm çocuklarımızın ve gençlerimizin gönlüne ulaşmak istiyorum. Çünkü onlar bizim hem geleceğimiz hem de sadaka-i cariyemizdir.
Manevi üstadınız olarak nitelendirdiğiniz Yunus Emre üzerine konuşalım istiyoruz. Yunus Emre şiirleriyle ilk ne zaman nasıl karşılaştınız? Bu büyük şair gönül dünyanızda nasıl izler bıraktı, ilerleyen süreçlerde şiirinize neler kazandırdı?
İlk hocam Osmaniyeli şair merhum Ahmet Neşet Dinçer’dir. Onunla çalışıp belli bir seviyeye gelince kendi kendime sordum: Nasıl yazarsam eserlerim zamanın elinden tutabilir? Karşıma Yunus Emre çıktı. Zaman geçtikçe alışkanlıklarımız, yeme içmemiz, kılık ve kıyafetimiz değişiyor. Ancak Yunus Emre, değişmeyen duyguları dile getirmiş. Aradan yüzyıllar geçmesine rağmen hâlâ severek okunuyor. Bu düşüncelerle onun tarzında eserler vermeye başladım. Bazı şiirlerim sosyal medyada Yunus Emre olarak paylaşılıyor. Hiçbirine düzeltme göndermiyorum. Çünkü çırağın eseri ustanın sayılır. Ayrıca çırağın eserinin ustanın zannedilmesi ona verilen en büyük hediyedir.
Yunus Emre, Nasreddin Hoca, Karagöz’le Hacivat, Karacaoğlan, Köroğlu gibi kültürümüzü mayalayan değerlerden sıklıkla söz ediyorsunuz. Her biri farklı bir dil ve retoriğe sahip olan bu insanlar milletimize neler öğretmiştir?
Milletler, kökü mazide olan ati olmalıdır. Çünkü köksüzlük en büyük öksüzlüktür. Baharda yeşerip birkaç ay yaşayan otların bile kökü var. Tabiat boşluk kabul etmez. Kendi büyüklerini tanımayanlar, çok kolay bir şekilde yabancılara hayran olabilirler. Yunus Emre olmasaydı sade ve samimi İslam anlayışımız eksik kalırdı. Nasrettin Hoca, Karagöz’le Hacivat olmasaydı çok asık suratlı olurduk. Karacaoğlan olmasaydı dünyevi güzelliklerin boynu bükük kalırdı. Köroğlu olmasaydı yiğitlik yönümüz eksik kalırdı. Dolayısıyla kendi büyüklerimize yani köklerimize sahip çıkmadan ve onları günümüze taşımadan kendi özümüze ulaşıp da varlığımızı sürdüremeyiz ve yok olup gideriz. Böylesi hazin bir sondan Allah’ım bizi ve milletimizi korusun.
ÖZ GEÇMİŞ
Bestami Yazgan, 1957 yılında Osmaniye’nin Toprakkale ilçesinde doğdu. İlköğrenimini Toprakkale’de, orta ve lise öğrenimini Osmaniye İmam Hatip Lisesinde tamamladı. 1978 yılında Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesinden mezun oldu. Osmaniye’de on yedi yıl yayımlanan Güneysu Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi’nin genel yayın yönetmenliğini yaptı.
Şiir, masal ve hikâye türlerinde yüzün üzerinde eseri bulunan yazar; 1994 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından çocuk edebiyatı dalında “Yılın Yazarı”, 1997 yılında Türkiye Çocuk Dergisi tarafından “Yılın Öğretmeni”, 2003 yılında Çocuk Edebiyatçıları ve Yayıncıları Birliği tarafından “Yılın Şairi”, 2011 yılında İLESAM tarafından çocuk edebiyatı dalında “Yılın Yazarı” seçildi. 2012 yılında İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından “Yazarlar Okullarda” projesinde Esenler ilçe yazarı olarak görevlendirildi. 2013 yılından itibaren eserleriyle ilgili altı yüksek lisans ve bir doktora tezi hazırlandı. 2013 yılında Edebiyat ve Sanat Araştırmaları Derneği (ESKADER) tarafından çocuk edebiyatı dalında “Yılın Yazarı” seçildi. 2014 yılında seçildiği Milli Eğitim Bakanlığı Yayın Danışma Kurulu üyeliğine devam etmektedir. 2015 yılından itibaren öğrenciler arasında “Bestami Yazgan Şiir Yarışması” düzenlenmeye başlandı. 2017 yılında Kosova/Prizren’de yayımlanan Türkçem dergisi tarafından “Yılın Yazarı” seçildi. 2017 yılında “Çizgi Ötesi Öğretmenler” projesi kapsamında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından belgeseli çekildi. Şiir dalında yurt içi ve yurt dışında birçok ödül alan Bestami Yazgan’ın eserlerinden bazıları bestelendi, bazıları da ders kitaplarına girdi.