KİTAPLIK

BENİM HİKÂYEM

Zeynep ÇELİK

Anadolu demek biraz da hikâye demektir. Dedelerin köy kıraathanelerinde, ninelerin uzun kış akşamlarında anlattığı hikâyelerdir bunlar. Her biri ya yaşanmıştır yahut yaşanması muhtemeldir. Kahramanı bellidir ama sözü, mesajı herkesedir, bütün insanlığı kuşatır. Anadolu insanını da kapsayan Doğu toplumları meseleleri tahkiye usulü ile işlemeyi, mesajı muhatabına doğrusal olmayan bir şekilde vermeyi tercih eder. Bu nedenle bir edebî tür olarak hikâye Anadolu topraklarında büyük yankı bulur, insanlarımız, yaşamın içinde nefes alan hikâyelere teveccüh eder. Hayat hızla akıp giderken ince şeyleri anlamak için bir es verir hikâyeler bize, nobranlıkları törpüler, bencilliklere ket vurur ve ötekini görüp anlamamızı, kendi hikâyemize dışarıdan bakabilmemizi sağlar.

Düşünen zihinler, gören gözler için hayat etrafa hikâyeler saçar. Kimi kalemler de o hikâyeleri derleyip toplayıp bize ulaştırır. Diyanet İşleri Başkanlığı yayınlarından çıkan Benim Hikâyem bu toprakların sesidir. Hilal Altındiş’in kaleme aldığı eser bizi anlatır: “Hayat hızla akıp gidiyor. Ve biz bir şeyleri kontrol etmeye, düzeltmeye çalışırken ömrümüzü harcayıp bitap düşüyoruz. Bütün bu yorgunluktan sonra bir bulut sarıyor zihnimizi. Asıl önemli olan ne şu hayatta? Biz neyi iyileştirebildik bütün bu çabayla? Kendimizi... Çünkü iyileşmesi gereken biziz ve bu bizim hikâyemiz!”

Benim Hikâyem’in kahramanları gerçektir, hikâyeleri sahici ve doğaldır. Kahramanları, şu köseyi dönsek, şu pencereyi tıklatsak karşımıza çıkacak insanlardır. Kitabın ilk hikâyesi “Kramponlar”da yakalarız bu duyguyu. Bir köy evinde şekillenen hikâyenin büyüyüp de vitrindeki kramponlara nasıl dayandığını okuruz. Bir babanın evladına alın terini ne de güzel öğrettiğini görürüz. “Taşan Kelimeler”, aile arasına giren katı sözlerin kırdığı gönülleri anlatır. Her şeye rağmen güzel öğütten yana tavır koyan bir kahraman vardır. Onu, kalbini kıran amcasına karşı yumuşatan Peygamber’in bir sözü olur: “Bak, bir gün Peygamber Efendimizin arkadaşlarından Ukbe bin Amr Peygamberimizle karşılaşmış, elini uzatınca Peygamberimiz ondan evvel davranıp elini tutarak: ‘Ey Ukbe! Sana dünya ve ahiret ahlakının en faziletlisini haber vereyim mi? Seninle ilişkiyi kesen yakınlarınla ilişkini sürdürürsün, sana vermeyene verirsin, sana zulmedeni affedersin.’ demiş.”

“Kabul Olmuş Dua”ların, “İçi Dolu Şükür”lerin anlatıldığı kitap birbirinden güzel hikâyelerle çalar okurun gönlünü. Sade dili ve yaşanmış öyküleri ile iyilikten yana tavır koyar ve kötülüğün karşısında durmayı öğütler.