BENİ ANLIYOR MUSUNUZ?

Aydın HIZ

Beni duyuyor musunuz?

Anne! İlk senin varlığını hissettim karnında iken. İlk senin merhametli ve şefkatli sesinle doldurdum gönül kulağımı. Bedeninde senin bir parçandım, görmeden önce sesini dinliyordum orada. Babamın kulağıma okuduğu ezanın ulviyetini, göğsümde taşıdım kutsal bir emanet gibi. Adım, en çok dudağına yakıştı baba! Dünya yolculuğum başladığında annemin sesindeki ferahlıkla alıştım yaşamaya. Kokunu içime çekerken kulağıma dökülen ve içimi ısıtan sesine tutundum ve yaşamayı öyle sevdim.

Ninnilerinde ruhumu dinlendirdim. Korkmadan uyumanın ve uyanmanın güzelliğini tattım.

Harfler anlamsız bir yığın olarak yuvarlanıyordu ağzımın içinde. Bebektim. Yürümeyi öğreniyor gibi öğreniyordum konuşmayı. Adımlarım peltek, sözlerim eksikti. Sizden öğrendim ilk kelimelerimi.

Sonra bir gün geldi. Adınızı söylediğimde acemi hecelerle size seslendiğimde nasıl da heyecanlandınız değil mi? Henüz yürümeyi bile öğrenmemişken sizin sözlerinizden cesaret alarak süründüm yerlerde, emekledim. Düşe kalka attığım ilk adımlarımda dengem oldu sizin sevinçleriniz. Yürümek gibi öğrendim konuşmayı. Harfler ilk sizin dudaklarınızdan döküldü kulağıma. Cümlelerim, sizin cümlelerinizi nasıl da taklit ediyordu.

Büyüdükçe dünyam da büyüdü. Amcalar, teyzeler, sokaktaki insanlar, yaşıtım olan çocuklar, televizyondaki yabancılar ve telefondaki uzak sesler… Okula başladığımda kelimelerim de çoğaldı. Zaman zaman yanlış şeyler, kötü sözler de duydum. Güzel konuşmayı, anlatmayı, cümlelerden yeni dünyalar kurmayı öğrendim. Kitaplar girdi hayatıma. O zaman fark ettim, hayallerin de dili varmış. Anlatamadıklarım da oldu elbette. Anlaşılmayı umarak kelimelerin dünyasında kaybolduğum da... Büyüdüm. Başka okullar, farklı arkadaşlar, yabancı insanlar, yeni kitaplar… Sonra başka sesler duydum, başka cümleler… Anlamlarını öğrendikçe sözlerin, dünyam da genişledi. Farklılaştı belki.

Anneciğim, babacığım…

Büyüdükçe tanıdım kendimi. Etrafımdaki kimseleri, olayları, dünyayı, hayvanları ve çiçekleri de kendimce anlamlandırdım. Sizinle aynı yaratılışın farklı bir manasıyım. Hamurum sizden ama fırının değiştiğini bilmenizi isterim. Her insan, Allah’ın kelimeleridir, bunu sizden öğrendim. Herkes kendi çağından sesler taşıyor yaşamına. Hayat denen yokuşu bol bu yollarda ne zaman yorulsam, ne zaman tıkansam, babacığım! Güvencimin ulu çınarısın sen. Senin dallarında öten kuşların yetişir imdadıma. Bilirim ki yorulursam görünmez bir el olursun arkamda. Merhamet, sadece dilinden değil yüzünden de damlar içime anneciğim! Şükründe aciz kalacağım bir nimetsiniz siz. Ama büyüdükçe sözcüklerim de değişti, gelişti biraz, farklılaştı. Alfabem aynı ama cümlelerim bana ait. Çünkü duygularım ve düşüncelerimin havuzunda ben büyüttüm onları. Sizden ödünç aldığım sözcüklerin bir kısmını iade ediyorum size, anlam dünyamın ifadelerinden oluşan yeni bir sözlük yaptım kendime. Bunun sizi korkutmasını istemiyorum. Büyüsem de sizin hep küçük çocuğunuzum fakat durun biraz! Dinleyin beni; yeni bir ben var karşınızda. Sizin varoluşuna katkı sunduğunuz benin yeni duyguları, yeni düşünceleri, yeni sözleri… Sizinle konuşmak, size anlatmak, sizinle paylaşmak istiyorum, beni duyuyor musunuz?

Beni görüyor musunuz?

Bir varlığım var, sizinkinden farklı; sizin gölgeniz olmayan bir varlığım... Siz benim atamsınız, babamsınız, annemsiniz. Varoluşumun fiziksel sebebisiniz. Allah sizi vesile kılarak yarattı beni. Şükür ki sizin çocuğunuzum. Soyağacımın köklerisiniz, bense sizin dalınızım, dallarınızın ucundaki çiçeğinizim. Zamanı gelince meyvelere duracağım. Kırağıdan, dondan, şiddetli rüzgârlardan beni korumak istiyorsunuz, seviyorsunuz çünkü. Kırılganlığımın en çok siz farkındasınız. Gün gelip renk renk çiçekler açacağım zamanı, kokularımı etrafa yayıp meyveler vereceğim günleri umutla beklemektesiniz. Mevsimler geçti üstümden, her güneşte biraz daha büyüdüm, biraz daha geliştim, biraz daha serpildim, biraz daha şımardım, biraz daha piştim… Beni sevdiğinizi biliyorum, hissediyorum derinden. Fakat benim, siz olmadığımı, sizin devamınız olsam da aynınız olmadığımı bilmenizi istiyorum. Bana bakınca ne görüyorsunuz? Kendinizi mi, yoksa sizden olan, sizin devamınız olan başka birini mi? Ben başkayım oysa. Öteki değilim belki fakat sizin kopyanız da değilim. Lütfen bana bakınız ve söyleyiniz; bütün varlığımla, duygularımla, düşüncelerimle, ilgilerimle, farklılığımla beni görüyor musunuz?

Beni hissediyor musunuz?

İlk sevgiyi sizden öğrendim. Hiç kimsenin sevemeyeceği, beklentisi olmayan bir sevginin çocuğuyum. Allah’ı, çiçekleri ve hayvanları sevmeyi siz öğrettiniz bana. Sadece sevmeyi değil, gerektiğinde kızmayı, öfkelenmeyi, merhamet etmeyi de siz öğrettiniz. Okula gittiğim ilk gün göğsümde büyüyen ağırlığın, senden ilk defa ayrılmanın özlemi olduğunu, akşam sana sarılınca anladım anne! Kavuşmak bir şifaymış meğer. Hatırlar mısınız bilmem, parkta ilk düştüğümde acıyı da, acıya karşı sabrı da siz öğretmiştiniz. İyi olmanın sırrı, içimde böyle büyüdü. Evimizin bahçesinde çimenlere uzanıp geceleyin gökyüzünü seyrederken sonsuzluğu hissetmemi sağladınız. Var olanı paylaştıkça içimde büyüyen mutluluğun tohumları da size ait. Köpeklere ve kedilere su verdikçe büyüdü, yaşlılara yardım ettikçe gelişti, ağaçları ve çiçekleri sevdikçe çoğaldı mutluluğum.

İnsan, kendini başka insanların aynasında seyreder. Duygularımı tanıdıkça daha çok tanıdım kendimi. Birçok şeyi sizden öğrensem de başkalarından öğrendiğim duyguları da kendi havuzumda topladım, sonra seçtim, ayıkladım ve karakterimi, kişiliğimi ördüm seçtiklerimle. Seçimlerle karşınızdayım, bahçenizde sevginizle büyüttüğünüz fidanım. Derin bir minnettarlıkla gözlerinize bakıyorum, hayatın sırrını çizgilerinde toplamış ellerinizden öpüyorum, benim ilk yuvam olan gönlünüze dokunuyorum, beni hissediyor musunuz?

Beni anlıyor musunuz?

Anneciğim! Zaman değişti biliyor musunuz? Babacığım! İnsan biraz da kendi çağının çocuğu değil midir? Her şey o kadar hızlandı ki, siz beni yavaşlattıkça sıkılıyorum birçok şeyden, başım dönmeye başlıyor. Durmak, geride kalmak istemiyorum. Siz bir ağaçsınız bense sizin göğe uzanan dallarınız… Sizden çok uzaklaşmamamı, yakınınızda kalmamı istiyorsunuz. Bahçemizdeki şu ağacın hangi dalı yere doğru büyüyor? Hepsi de başını kaldırmış, bulutlara dokunmak ister gibi uzaklaşıyor gövdesinden. Hem gövdeye bağlı hem de güneşe uzatıyor yeni filizlerini. Çünkü biliyor ki güneşin aydınlığıyla ve göğün yağmurlarıyla ilk o buluşmak istiyor. Ben de yeni dünyalar keşfetmek istiyorum. Köküm sizden, gövdem sizden fakat dallarımı kırmayın lütfen. Göğe doğru uzattığım dallarımla başka bahçeleri görmemden korkmayın. Sınırlarımı biliyorum. Güvenin bana. Ara sıra uzaklara gitmek istiyorum. Bütün risklerine rağmen, duvarın ardına varmak, tepeleri aşmak, başka iklimlerde çiçek açmak duygusu taşıyorum içimde. Beni anlıyor musunuz?

Beni kabul ediyor musunuz?

Uzaklara gitsem de bir gün döneceğim yer sizin kapınız yine. Çünkü insan, en çok kendi evinden kaçmak istermiş, tıpkı en çok kendi evine dönmek istemesi gibi. Gidip dışarıdaki hayata bir bakmak istiyorum herkes gibi. Pencereden dışarıyı seyretmek yetmiyor. Yağmurlarda siz olmadan ıslanmanın ve fırtınaya direnmenin yollarını kendim bulmam gerekiyor çünkü. Uzaklara gittiğimde yanımda siz olmayınca eksilttiğim yarımlarım olacak! Unuttuğum doğrular, yaptığım yanlışlar… Başka şeyler ararken kendimi unutacağım belki. İçimdeki uslanmaz macerayı tüketmem gerekiyor. Başka şeylere dair umutlarımı dağıtmalıyım işte.

Belki gittiğim yerlerde hayatıma başka anlamlar bulurum. Yeni bir yaşamın merdivenlerini tırmanırım oralarda. Kalsam da içime ektiğiniz tohumlarla yeşerecek bahçem. Sizin gülünüz açacak gönlümde. Belki de tutunamam oralarda, ansızın dönerim. Yüzümde pişmanlığın lekeleri, gözlerimde yabani izler… Fırtınalardan kopup gelirim belki. Sadece bedenim değil düşlerim de yorulmuştur. Hatalarımı ve kusurlarımı bir bohça gibi taşıyarak sırtımda kapınızı çalarsam bir sabah, beni kabul eder misiniz?

İnsan aldanışların çocuğudur. Yeni şeyler denemek ister insan. Ben de öyleyim şüphesiz. Bir gün yanılgıların kuyusuna düşsem de, hataların zindanında mahkûm olsam da beni sabırla bekleyeceğinizi biliyorum. Bir Yusuf değilim fakat gözlerinizdeki ışıltı, dünyanın en güzeli yapıyor beni. Bu kuyudan bir ipe tutunur gibi ancak sizin hoşgörünüzle, ilginizle, güvencinizle kurtulabilirim. Çünkü her şeye rağmen beni seviyorsunuz; biliyorum…