BEN HANGİ SEBEPLERLE EVE KİTAP TAŞIRIM
Mehmet AYCI
Her kitap kurdu, her kitap sevicisi, her kitap hastası nevi şahsına münhasırdır; birbirine benzer tarafları olsa da bu benzerlikler onların biricikliklerine halel getirmez. Kitap tutkusunun çeşitliliğine, kitap tutkunlarının renkli dünyalarına dair bir kanaat edinmek için yıllarca sahafların, kaldırım kitapçılarının, hurdacı depolarının, ikinci el kitapçılarının, yeni kitapçıların müdavimi olmanız gerekecektir. Kitap tutkunlarının ortak yönü, kitap alıcısı olmalarıdır. Onu neden aldığını, hangi saikle o kitaba sahip olduğunu sizin bilmeniz mümkün değildir. Kitap mı sizi seçer siz mi kitabı seçersiniz, kitap mı sizi alır siz mi kitabı alırsınız bilemezsiniz. Seçiminiz ve seçiminizin sebepleri de sonuçları da biriciktir.
1936’da babaannem babama hamileyken Balkan ve Çanakkale gazisi dedem ölünce, büyük babaannelerim, bu çocuklar büyüyüp de bu kitapları okuyana kadar kitaplar mahsur ve tabii ki mahzun kalmasın diyerek okuma bilen kim varsa kitapları dağıtmışlar, son kalan yazma Kur’an-ı Kerim’i de amcam camiye bırakmış, oradan bir açıkgöz kitabı temellük etmiş, böylece dedemizden biz on bir kardeşe Allah için tek kitap kalmamıştır. Dedem hangi kitapları okumuştu acaba, bir yerde üzerinde Aycı Hoca temellük kayıtlı bir kitaba rastlar mıyım diye sahaflarda çuvallardan çıkan eski yazı kitapların ilk ve son sayfalarına baktığım çok olmuştur. Sakın ola çocuklarım okumuyor diye kitapları elden çıkarmayın; kütüphaneniz biraz da torunlarınız içindir.
Dedemin kitaplarını görmedim ama benden büyük altı kardeşin ders kitaplarını okuma yazmayı söker sökmez defalarca karıştırmış, daha okula gitmeden “Ne güzeldir evimiz/İçi dışı tertemiz/Siz de gelip görseniz/Onu çok seversiniz” dizelerini, dahası, “Altın rengi, yeşil her şey/Yaz sıcağı canım sıcak/Gül yaşadıkça yaşamak/Doğrusu pek güzel şey” dizelerini ezberlemişimdir. Böylece daha okula gitmeden ezberimdeki mevlit dizeleri, Muhammediye ve Ahmediye pasajları, Hazreti Ali cenklerinin hayali zorlayan ayrıntıları, Karacaoğlan ve Dadaloğlu dörtlükleri, sözlü kültürün masalları, manileri, cin-peri-alkarısı hikâyeleri yanına bu şiirler de eklenmiştir.
Kozan’da, uzak akrabaların yanında kalarak okuduğum ortaokul yıllarında param olmadığı için şehrin kitapçısından kitap alamamışımdır ama ders kitaplarını kitap mantığıyla okuduğum, diğer talebelere nazaran çok rahat ettiğim için, her hafta sonu çalıştığım hâlde okul kütüphanesinden haylice kitap okumaya vaktim olmuştur. Evin hanımının ders kitabı dışındaki kitapları okumama boşa elektrik yakıyorum bahanesiyle kızması her hâlde dedemin durumundan sonra kitap okuma, kitaba sahip olma bağlamında çocukluğumdan taşıdığım, kaşıyıp kanattığım, tatlı yaralarım olsa gerektir.
Benim kitap sevgimin temelinde başka şeyler de var mıdır bilmiyorum lakin resimli kitaplara, desenli kitaplara ilgi duymamın nedeni daha okuma bilmeden ilkokul ders kitaplarını karıştırıp resimlerinden dünyalar kurmamdır, diye düşünüyorum.
Yazar için, hele kitap tutkunu bir yazar için kütüphanesi -ki kütüphanesinin bir cüzünü de çalışma odasındaki kitaplıklar oluşturur- onun nefes aldığı yerdir. Gününün çoğu vaktini kütüphanesinde geçirmese de orada geçen zaman, niteliği itibarıyla günün tamamına sirayet eder. Eh, bu satırların yazarı da kimilerine göre kitap hastası, kimilerine göre kitap sevicisi, kimilerine göre kitap kurdu, kimilerine göre bunların toplamından müteşekkil bir kitap sevdalısıdır.
O kütüphanedeki kitaplar, yazar yaşadığı müddetçe artacak, raflardan taşacak, kitaptan kuleler arasında yazar kendi dünyasını genişletmeye devam edecektir.
Diyelim bir alanda çalışıyorsunuz, konuyla ilgili belli başlı kitaplar kütüphanenizde yer buldu, onları okudunuz, mutlaka aynı konuyla ilgili görmediğiniz bir kitapla yahut yeni çıkan bir kitapla sahafta ya da yeni kitapçıda karşılaşacak, onu da alıp kütüphanenize taşıyacaksınızdır.
Diyelim çocukluğunuzda, gençliğinizde okuduğunuz, kütüphanenizde bulunmayan bir kitapla karşılaştığınızda içiniz sevinçle dolacak, taşacak, o sevinç ele ayağa bürünerek o kitabı da satın alıp evinize getirecektir.
Diyelim hatırını kıramadığınız bir dostunuza kitap ödünç verdiniz, yıllar geçti, kitap geri gelmedi, o kitabı hediyeden sayıp unutacak, aynısından tekrar alıp raflara yerleştireceksiniz. Sahiden hediye ettiğiniz bir kitabı da mutlaka alacaksınızdır.
Diyelim külliyatını okuduğunuz bir yazarın terekesinden çıkanlar kitaplaştı, o kitapları da almadan olmaz. Sevdiğiniz bir yazara dair yeni bir kitap çıktığında da alıp eve getirirsiniz.
Sahafta sizde bulunan bir kitabın yazarından imzalısına rastladınız, baktınız fiyatı da uygun, almazsanız, kitap da imza da yazar da o gece rüyanızda yakanıza yapışacak, sabah uyandığınızda gidip alacaksınızdır. Siz almadan önce satılmışsa bahtınıza küsün, o rüyayı tekrar görmeniz mümkündür.
Diyelim bir hurdacı tablasında Cahit Zarifoğlu’nun Menziller’ini, ne bileyim Nuri Pakdil’in Bağlanma’sının ilk baskısını gördünüz, hurdacıyla birlikte gitmesine herhâlde gönlünüz razı olmayacaktır. Edebiyat kitaplarının, hele şiir kitaplarının ilk baskıları size her zaman, beni bugün al evine götür, diye kaş göz edecek, harçlığınız ölçüsünde siz de cevap vermek durumunda kalacaksınızdır.
Diyelim eski kitapları karıştırırken, sevdiğiniz bir yazarın, bir önemli sanat, siyaset, bilim adamının kütüphanesinden çıkan bir kitaba rastladınız, o kitabın bir sonraki durağı sizin kütüphaneniz olsa fena mı olur? Adı soyadı yazılı, kaşesi yahut mührü basılı o kişi de sizin kütüphanenizde misafirmiş hissine kapılmak, kütüphanenizi zenginleştirdiği gibi sizi de zenginleştirecektir.
Özel baskı, numaralı, sınırlı sayıda basılan bir kitaba sahip olmak, kitap bin adet basılmışsa Türkiye’de yalnız bin kişide olan bir kitap var bende duygusunu yaşamak az şey midir? Dahası özellikle her yazma eserin biricik olduğu düşünüldüğünde kütüphanenizde yazmalar bulunması bu biriciklik hazzını size daha fazla yaşatacaktır.
Mustafa Kutlu’nun desenlerini havi bir kitap da mutlaka aynı yakınlıkla size göz kırpacak, bu yazar kitapları çok seviyor, beni de sevdiklerinin yanına alsa, diye iç geçirecektir. Hatırını mı kıracaksınız?
Üzerinde Osmanlı arması olan yahut erken Cumhuriyet Dönemi “ay yıldız” işlemeli bir kitabı, içeriği ne olursa olsun cildi için kütüphanenize taşımak, cilt güzeli kitaplar rafına yerleştirmek hangi sevinçle kıyaslanabilir.
Bir zamanlar niye okudum diye üzüldüğünüz, ayırdığınız zamanı kayıp olarak gördüğünüz bir kitaptaki bir bilgi kırıntısına ihtiyaç duyduğunuzda yahut kitapları tasfiye ederken keşke bunu ayırsaydım diye hayıflandığınız, gidip o kitabı tekrar aldığınız olmuştur.
Külliyatını okuduğunuz, bazı kitaplarını tekrar tekrar okuduğunuz yazarınızın müstear isimle yazdığı bir kitabı keşfetmek, onu alıp okuyarak raflardaki gerçek ismi yanına yerleştirmek yabana atılacak haz mıdır?
Her kitap yeni bir kitaplara açılır, yeni kitapları çağırır. Dipnotlara, dizinlere, kaynakçaya bakmak, oradan okunması gereken kitapları seçmek bir kitap kurdunun başlıca vazifelerindendir. Esasında bir kitap kurdunun kütüphanesi en fazla bu yöntemle ve bu eylemle kütüphane hüviyetini kazanır.
Ne kadar iyi tasnif ederseniz edin, kütüphanenizdeki kitap sayısı on bini aşınca kitaplar arasında kaybolmamak mümkün değildir. Bazen acaba oraya mı koydum, burada mıydı diye bir kitabı bir saat aradığınız olur. Bulamazsınız. Gidip yenisini alır, ilgili yerini okur, onu da kütüphaneye kaldırırken aradığınız kitabın hemen karşınızdaki rafta size müstehzi bir yüzle gülümsediğini görerek hayret edersiniz.
Bazen hurufatı için, kâğıdı için, baskı yeri için, adı için aldığınız kitaplar olur. Bir kitap kurdu nesne olarak da kitabı sevmek zorundadır. O kâğıt, o hurufat, o baskı tipi, basıldığı matbaa, o matbaanın bulunduğu şehir, bu ve buna benzer bilgilerin toplamı, çağrışımları da sizi besleyecektir.
İyi bir kitap kurdu, alanında yetkin sahaflarla boy ölçüşebilecek kitap ve bibliyografya bilgisine sahiptir; bu bilgilere akademide yahut resmî öğrenme mekânlarında rastlamanız mümkün değildir.
Bir kitap kurdunun kitap almasında başlıca sebep bunlar değildir elbette, bir kitap kurdu olarak bu yazıda benim aklıma gelen, bana heyecan verenler bunlar şimdilik. Kütüphanenizdeki kitaplara bir bakın, hangisini hangi saikle aldınız, ben de merak ettim. Bir kütüphaneniz yoksa başınızı öne eğin de bari mahcupluğun fazileti sizde kalsın.