BEN BİR
AĞACIM

Aydın HIZ

Mevsimini arayan bir ağacım ben. Bulutlar ve yıldızlar üstümdeki göğün sonsuzluğundan akıp giderken geçen zamandan izler taşırım geleceğe. Gövdem, dallarım ve yapraklarım hem eskidir hem de yeni. İnsanlar gibi ben de ibnü’l-vaktim yani. Bende sırlamış İlahi Varlık hayatın anlamını. Yaşamak ile ölmek arasındaki köprü benim gövdemden biçilmiştir. Irmaklar akıp giderken zaman köprüsünün altından, değişmeden kalan ile değişerek başka yaratılışlarda yeniden var olan sır bendedir. Neden diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Toprağa insandan daha fazla yakınım çünkü. Çünkü insanın beşiği de bendendir, tabutu da.

Mevsimleri yaşayan bir ağacım ben.

İklimler, en haşin yüzünü doğup büyüdüğüm bu topraklarda gösterir. Denizi kara, dağları yüce ve yaylaları engin… Ne fırtınalar yaşarım, ne boranlar görürüm fakat şafakta güneşin kırılgan ışıklarını ilk defa dallarımda hissetmenin lezzeti, yaşadığım zorlukları unutturur bana. Rüzgârlar, yapraklarımda fısıldar tabiat ninnisini. Bu ninniyle uyur kuşlar, bu ninniyle uyanır çiçekler. Büyük bir bütünün parçasıyım, ilahi ahengin esintisi okşar yüzümü. Merak eder misiniz, dört mevsimi nasıl yaşadığımı? Köklerimden dallarımın ucuna kadar zamanı nasıl emdiğimi? İşte bu yazıda size bunları anlatacağım. Değişmeyen özümün değişen yüzlerini göstereceğim kelimelerden çizdiğim resimlerle.

Mevsim ilkbahar…

Bahar ne tatlı uyanıştır biz ağaçlarda. Güzel bir rüyadan uyanmanın dinginliğini hissederim bütün dostlarım gibi. Kış, karlarını ve soğuklarını bohçalayıp gitmiştir. Asude yağmurlarla yeşillenir cümle mahlukat. Ahh bu çiselti, sağanak, kırkikindi, sepkin, ahmakıslatan, serpinti… Dokunulması imkânsız güzellikler ressamıdır bu damlacıklar. Bir süre sonra bulutların arasından ışıltılı gözlerle tabiatı seyreder güneş. Yeniden renklenmenin vaktidir şimdi. Dallarımın ucunda yeşil bir sevinç şımarmaktadır. İç içe geçmiş, birbirine kıvrılmış yaprak nüvelerinden oluşan tomurcukları seyretmek ne hoştur! İnceliği görebilen fark edebilir ancak, göğe doğru uzanan bir tomurcuğun sırladığı yaşamı. Biraz daha yağmur, biraz daha güneş… Sonra katmer katmer açılır ve yapraklarla süslenir gövdem. Dallarımdan hayatın neşesini çoğaltan kuşların cıvıltısı dökülür. Cümle mahlukat kendince ses verir şu koroya: Yaşamak ne güzeldir! Az ileride, fındık bahçelerinde sıklamenler mor bir halı gibi yayılmıştır toprağa. Altuni renkte ışıldar çuhalar. Karşı yamaçlarda yaban güller de çoğaltır bu güzelliği. Ve ağu çiçekleri sarıyla yıkar tabiatı. Hep birlikte bir rayiha cümbüşü salarlar ki ortalığa, koklayan cennetsi düşlerde kaybolur. Tabiattan yayılan doğal koku, ötelere yolculuğa çağıran bir davetiyedir ruhlar için. Bahar; taze bir yaşamın, yeniden doğuşun, zorluklara sabretmenin bir hediyesidir bize.

Mevsim yaz…

Bahar gelip dallarımı, yapraklarımı şımartınca ardından olgunluğun vakti gelip çatar. Dallarımın ucundaki çiçekleri görmüş müydünüz? Beyazdır fakat içlerinde kiraz çiçeği pembesinin, benek benek lavanta renginin bir görünüp kaybolan dokunuşlarıyla ne kadar da zariftir. Dökülen çiçekler bir süre sonra meyveye dururlar. Yaz, benim gibi bütün ağaç kardeşlerimin cömertliğini insanlara sunma vaktidir aynı zamanda. Sadece insanlara mı? Şu incir ağacının dallarında oynaşan kuşlar, yemişin en ballı olanlarını seçip gagalamaktadırlar. Kiraz, vişne, cennet hurması da cümle mahlukata açılmış ilahi bir sofradır âdeta. Sıcaklık artınca yavaş yavaş, terleyen hava, yapraklarımı da etkiler. Yine de kuşlar benim dallarımın arasında bir gölgeliğe sığınırlar o vakit.

Mevsim sonbahar…

Ilık rüzgârların söylediği şarkılar bile hüzünlüdür bu zamanda. Ki yapraklarım da dayanamaz, önce sararırlar ve savrulurlar bir süre sonra, süzüle süzüle düşerler toprağa. Ben mevsimini arayan ağaç; bir kez daha bilirim ki her canlı için son varış toprağadır. Sular serinlemiştir, gök bulanmıştır, yel coşmuştur. Rüzgâr dinmeden henüz, yapraklarımın hışırtısını dinleyiniz lütfen; hışır, hışır, hışır… Ölüme, vedaya karşı bir ağıt mı, dönüp duran zamanın şarkısını fısıldayan ilahi bir senfoni mi? Tepemizde göçmen kuşlar, simetrik dizilişleriyle uzak yolculuklara doğru süzülmektedir. Sonbaharın kendine mahsus bir de kokusu olur. Güneşte yanmış, pişmiş ve olmuş tabiatın çürümeden önceki son ikramıdır bu. Bir yazar var; her güzde gelir oturur köklerimi saldığım toprağın üstüne. Başını göğe çevirir. Yüzünde keder ama nasıl bir keder bilir misiniz? Kimsenin çözemediği bir anlam kendi içine sığmıyor da dağlara, ormanlara ve biz ağaçlara söyleyecek gibi. Konuşmaktan aciz, konuşamamaktan biçare…

Mevsim kış…

Deli kuşların tüylerinde titrek bir ürperti çoğalır o vakit. Diğer ağaçlar gibi ben de soyunurum bütün süslerimden. Dallarımdan çıplak bir yalnızlık dökülür. Ara sıra yabani kuşlar çıkar tepeme. Biliyorum soğuk da bir nimet. Üşümek, ısınmaya sığınmaktır; yakını olduğumuza yakın durmak; sıcak bir merhamete sokulmaktır. Ölümün kışından yeniden yaratılmanın baharına doğru bir seyahatteyiz aslında. Bu döngü, mevsimlerin akıp gittiği bir zaman pervanesidir.

Mevsimlerle yaşayan bir ağacım ben. Sürekli değişir suretim fakat değişmeyen bir özüm var. Mevsimlerin süslediği güzelliklerimi gör, fark et ve o anı, o anda yaşa. Güzellik bazen ertelenmez çünkü. Görebilen için ağaç, ilahi bir şiirdir. Her şiir gibi şuurun derinliklerinden, geçen zamana inat, geçmeyen bir hakikatten damıtılmıştır mısra mısra. Bu şiiri okuyabilenlere ne mutlu!