BEKLEMENİN

SABIRLA

İMTİHANI


Mustafa UÇURUM


Beklemek, hayatın en temel gerçeklerinden biri. İnsan, doğumundan ölümüne kadar bir şeyleri beklemek zorunda kalır. Kimi zaman bir otobüsü bekleriz kimi zaman sevdiklerimizin gelmesini kimi zaman da hayallerimizin gerçekleşmesini. Hepsinin ayrı bir duygu seli vardır. Pencereden çocuğunun okuldan gelişini bekleyen anne ile hastaneden gelecek haberi bekleyenin iç savaşı birbirinden çok uzak. İnsan duyguları kadar bekleme duyguları da farklılık gösterebilir.

Beklemek, zamanın akışına teslim olmak, sabrın sınırlarını zorlamak ve içsel bir dinginlik arayışı olarak kişiden kişiye değişir. Beklemek meselesine nasıl baktığımız önemli. İyi ve kötü yönleri var bu durumun. Bir zamanlar mektup beklemek vardı. Postacı yolu gözlenirdi. Bu iyi. Bir de gelecek kötü bir haberin kapıyı çalacağını beklemek vardı. Bu da kötü. Ne olursa olsun beklemek, hiç de kolay bir şey değil. Özellikle de bekletilmek, insanın sabrını ve metanetini sınayan bir deneyime dönüşebiliyor çoğu kez.

Beklemek, insanın kontrol edemediği durumlarla yüzleşmesini gerektirir. Bir randevuya zamanında gitmişsinizdir ancak karşınızda maalesef kimse yok. Ya da bir iş sonucu için günlerce, haftalarca beklemeniz gerekiyor, çalacak bir telefon ve oradan gelecek haberin heyecanıyla bekliyorsunuz ama ses yok. Sabrınız bitiyor ve soruyorsunuz, sizin evraklar kaybolmuş. İşte sabır sınırlarının patlama noktasıdır o an. Bu tür durumlarda beklemek, pasif bir eylem olmaktan çıkar ve aktif bir sabır sınavına dönüşür. Bu süreçte, sabrın sınırları zorlanır ve kişi, kendi iç dünyasında bir hesaplaşma yaşar. Ya düşüne düşüne kendini yiyip bitirecek ya da bir patlama gerçekleşecek. O nokta çok hassas bir terazidir.

Bekletilmek ise beklemekten daha zorlu bir deneyimdir. Çünkü bekletilmek, bir anlamda kişinin zamanının değersizleştirilmesi, önemsenmemesi hissini de uyandırmıyor değil. İnsan bekletildikçe öfke ve hayal kırıklığı gider gelir içinin duvarlarında. Ancak tam da bu noktada, bekletilmenin bir sınav olduğunu fark etmek gerek. Bu sınav, kişinin sabrını, öfkesini kontrol edebilme becerisini ve olaylara nasıl tepki verdiğini ölçer. Bekletilmek, insanın kendi iç huzurunu koruyabilme yeteneğini test eder.

İnsanın beklemekle sınanması, aslında onun hayata karşı duruşunu da şekillendirir. Sabır, bir erdemdir ve beklemek, bu erdemi geliştirmek için bir fırsattır. Beklerken öğreniriz: Zamanın değerini, sabrın gücünü, öfkenin bizi nasıl tükettiğini ve dinginliğin bizi nasıl beslediğini. Beklemek, bir anlamda kendimizle baş başa kalmaktır. Bu süreçte kendi içimize döner, zihnimizi ve kalbimizi dinleriz. Beklemek bize sabretmeyi öğretirken aynı zamanda kendimizi tanımamıza yardımcı olur. İnsan beklerken en çok da kendi iç sesiyle baş başa kalır.

Beklemek her zaman bir sonuca ulaşmak anlamına gelmez. Kimi zaman beklediğimiz şey gerçekleşmez, umduğumuz sonuçlar ortaya çıkmaz. Bir limanda çok uzaklardan gelecek bir gemiyi beklemek gibi bir hayal âleminde de olabilir insan. Ya da bir deniz fenerinde çok uzaklardan yanacak bir ışığı beklemek gibi soğuk, sessiz ve çokça dalgın bir beklemek de olabilir yaşananlar. İşte bu durumlarda, beklemek bir hayal kırıklığına dönüşebilir. Ancak unutmamak gerekir ki beklemek sürecinde kazandığımız sabır ve güç, hayatın diğer alanlarında bize rehberlik eder. Beklemek bizi olgunlaştırır, güçlendirir ve hayatın belirsizliklerine karşı daha dirençli hâle getirir.

Kimileri beklerken güçlenir kimileri ise beklemekle yorulur. Bir hastanın iyileşmeyi bekleyişi, gurbetteki birinin memleketine kavuşma özlemi ya da bir annenin çocuğunu özlemle bekleyişi… Yeni baba olacak birini düşünün. Gelecek haberi beklerken tükenen saatlerin tik takları âdeta beynine iner durur. İyi geçmiş bir sınav sonucunu beklemek insanın tüm duygularını teyakkuza geçiren bir sarsılma yaşatır kişiye. Bu bekleyişlerin her biri sabrı büyütür, duyguları olgunlaştırır. Beklerken insan, zamanı daha derinden hissetmeye başlar. Geçmişi düşünür, geleceği tasavvur eder ve içinde bir hesaplaşmaya girer.

Beklemekle sınanan insan, aslında hayatın kendisiyle yüzleşir. Çünkü hayat, büyük oranda beklemekten ibarettir. Hep bir şeyin gelmesini, başlamasını, sonuçlanmasını bekleriz. Fakat esas mesele, beklerken ne öğrendiğimizdir. Beklemek sabrı öğretir; sessizliği, derinliği ve umudu öğretir. Ta ki köprüleri atana kadar sürer bu mücadele.

Beklemek ve bekletilmek, insanın sabırla sınandığı bir süreçtir. Bu süreç, bazen zorlu bazen de öğreticidir. Ancak her durumda, beklemek bize kendimizi keşfetme fırsatı sunar. Sabrın gücünü anlamak, öfkeyi kontrol etmek ve iç huzuru korumak beklemekle gelen en büyük kazanımlardır. Hayat, beklemekle geçer belki ama asıl olan, bu bekleyişi anlamlı kılmak ve ondan bir ders çıkarmaktır.