BEDESTEN

Mehmet AYCI

Sözlüklerde ağır başlı bir mahzunlukla kendi kabuğuna çekileli çok oldu. Hâlâ kubbesiyle, taş duvarlarıyla, kendine özgü mimarisiyle pek çok şehrimizde yaşamaya devam etse de adıyla anılmıyor. Bazıları yeniden ihya edildi, başka amaçla kullanılıyor. Bazıları yeniden eski günlerine dönmenin hayalini kuruyor. İpek Yolu’nun yeniden canlandığı, kervanların birinin gelip birinin gittiği, az bulunur kıymetli kumaşların, altın ve gümüş nesnelerin dükkânlarında kıymetini bilenlerce alındığı rüyalar. Yıpransalar, yosun bağlasalar, kubbeye yakın yerlerinde yabani otlar, incir ağaçları bitse bile hâlâ modern dünyaya meydan okurcasına ayaktalar.

Bedesten: Bir özel ve özge çarşı. Eskiden kumaş çok kıymetliymiş; adını kumaştan alıyor. Zamanla başka kıymetli eşyalar da satılır olmuş burada. Kervan yolları üzerindeki şehirlere kurulmuş. Bazılarının kurulduğu yerler şehirleşmiş. Nitelikli alışverişin nabzının attığı yerlermiş buralar. Bazılarının yanına hanlar, hamamlar, kervansaraylar yapılmış; kervansaray olarak anılmaya başlamışlar. Çarşı da sözlüklere çekilmek üzere yaşadığımız bu zamanda ancak bedesten hem çarşı hem çarşıdan daha fazlası.

Diyelim, İstanbul’a gittiniz, Kapalı Çarşı’yı gezdiniz, bir şeyler aldınız, kalabalıktan sıkılsanız da çarşının duvarları, tavanı, kapıları, kubbeleri sizinle kendi diliyle konuştu ya, konuşan çarşı değil, bedestendir. Bu kadar uzaklaşmış kelime bizden. İnşa edilirken yerinde bedesten varmış, ilk adı da bedesten o yapının. Bedesten kapalı olur; sabah namazından önce açılır, akşam ezanından önce kapanır. Günü alaturka saatlere göre yaşar. Soygun ve hırsızlık yapılmayacak bir sağlamlıkta olur.

Diyorum, şimdi her ilimize, her ilçemize, taştan, eski mimarimizin izlerini taşıyan, gösterişten uzak, kendi hâlinde sağlam bedestenler yapılsa ne güzel olur. Hem eski bedestenler sevinir buna hem de bu topraklar sevinir. İpek sevindiği gibi İpek Yolu da sevinir.

“Bedestene vardım şalvar isterim” türküsünü Hisarlı Ahmet, taş plak kayıtlarından söyleyedursun, asıl türkü “Vardım Hint eline kumaş getirdim/Açtım bedesteni sattım oturdum” türküsüdür. Bedestenli hayatımızın kayıtlarını tutar. Hint elinde kumaş dokuyan o ellerin on binlercesini İngilizler işgal yıllarında kesmişlerdir. Anadolu’dan Hindistan’a kadar başka dil bilmeye gerek duymadan, pasaportsuz gittiğimiz, muazzam bir ticari ve sosyal hayatın izlerini taşır bu türkü.

İyi ki türküler var. Yoksa bedesteni çoktan unutacaktık.