BEDEN NİMETİNİN ŞÜKRÜ


Dr. Öğr. Üyesi Şule Yüksel UYSAL

Ebu Hüreyre’den (r.a.) nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Vücuttaki bütün eklemler için her gün sadaka vermek gerekir. Bineğine binmek isteyen kişiye yardım etmek veya eşyasını bineğine yüklemek sadakadır. Güzel söz ve namaza giderken atılan her adım sadakadır. Yol göstermek sadakadır.”
(Buhari, Cihad, 72)

Doğan her yeni gün yeni bir imkân demektir. Ömrün Yüce Allah’ın rızasına uygun olarak şekillenebilmesi, bu imkânları onun istediği gibi kullanmakla mümkündür. Ancak her yeni imkân beraberinde kula yeni sorumluluklar yükler. Güneşin, düzeni değişmeden yeniden doğması, uykunun sonlanıp bedenin sağlıkla güne başlaması kulluk sorumluluğunun devamını gerektirir. Beden nimetinin şükrü ise gerçekçi bir gözle bakınca imkânsızdır. Gören bir göze, işiten bir kulağa, düzenli atan bir kalbe ya da sağlıklı bir zihne paha biçilemez.
Sağlık, kaybetmediğimiz sürece varlığının ne büyük bir nimet olduğunun farkında olamadığımız, kıymetini hakkıyla takdir edemediğimiz bir lütuftur. Bu sebeple sevgili Peygamberimiz “İki nimet vardır ki insanların çoğu bu nimetleri kullanma konusunda aldanmıştır; bunlar sağlık ve boş zamandır.” (Buhari, Rikâk, 1) buyurur. Bu sözleriyle o, sağlık içinde ulaşılan her yeni günün yeni bir şükrü gerektirdiğine işaret etmektedir. Şükrün yolları ise birden fazladır. Mümin, Allah’ın verdiği birbirinden farklı onca nimete yalnızca dili ile şükredemeyeceğinin bilincindedir. Yüce Yaradan, kullarına nasıl çeşitli nimetler bahşediyorsa kullarından da beklentisi bu yöndedir. Kişi, sahip olduğu imkânlar doğrultusunda şükrünü kendisine, insanlara ya da diğer canlılara faydalı olarak göstermelidir. Şükrün yollarından biri sadakadır ancak sadakanın tek yolu maddi bağış değildir. Bu gerçeği sadakanın mal varlığı ile doğrudan ilişkili olduğunu düşünen sahabeye Hz. Peygamber öğretmiştir. Bir gün o, “Her Müslüman’ın sadaka vermesi gerekir.” buyurunca bu sözü duyanlar şaşkınlıkla "(Sadaka verecek mal) bulamayana ne dersin?" demişlerdir. Allah Resulü, "Eliyle (emek verir) çalışır. Hem kendisi faydalanır hem de sadaka verir." buyurdu. Sahabe tekrar, "Ya buna gücü yetmezse ne dersin?" diye sorunca "İhtiyaç sahibi, darda kalmış ve mazlum kimselere yardımcı olur." Sahabe tekrar, "Ya buna gücü yetmezse ne dersin?" diye sorunca Resûlullah, "İyiliği veya hayrı ister." buyurdu. "Bunu da yapmazsa ne dersin?" diye dördüncü kez sorunca, "Kötülükten uzak durur. Bu da bir sadakadır." (Müslim, Zekât, 55) buyurdular. Hz. Peygamber ve ashabı arasında geçen bu diyalog, her mümin için sadaka imkânı vermekte, herkese gücüne göre farklı alternatifler sunmaktadır. Onun bu sohbette sunduğu alternatiflerden başka sadakanın çeşitleri olarak bize gösterdiği pek çok yol vardır. Kişinin kendi ailesinin geçimini sağlaması, misafirlerine ikramda bulunması, insan ya da hayvan gibi canlıların da meyvelerinden ve gölgesinden faydalanabileceği bir ağaç dikmesi, kötülüğü engellemeye çalışıp iyilikleri tavsiye etmesi, din kardeşine selam vermesi, güler yüz göstermesi, engelli bireylere yardım etmesi, insanlara zarar veren bir şeyi yoldan kaldırması gibi iyi davranışlar bu yollardan bazılarıdır. (Buhari, Cihad, 72, 128; Edeb, 33; Müslim, Zekât, 68)
Hz.Peygamber’in öğretilerine göre sadakanın kapsamı, muhtaçlara yapılacak ekonomik değeri olan bir bağışla sınırlı değildir. Çünkü ekonomik bağış yapmak her zaman her Müslüman için mümkün olamayabilir. Bunun aksine sadaka, Allah’ın rızasını kazanmayı sağlayacak her türlü güzel sözü ve eylemi kapsar. Böylece sadakanın tanımını samimiyet ve dürüstlük temeline dayanan her tür söz ve davranış olarak belirlemek mümkün olacaktır. Buna göre; bir müminin günlük hayatında özveri ve yardım duygusu ile ortaya koyduğu, başkasına faydası olan her tür iş sadaka olarak anlaşılmalı; mümin, her gün, en azından bedeninin şükrü olarak gücü yettiğince faydalı olmaya gayret etmelidir. Zira Resûlullah (s.a.s.) “Her iyilik/güzel iş bir sadakadır.” (Buhari, Edeb, 33) buyurmuştur.
Sorumluluklarını yerine getirmek, yaptığı işi sağlam ve özenle yapmak, sorumluluğu olmadığı hâlde bir işin ucundan tutmak, müminlerin dertleriyle dertlenip onlara çözüm aramak, en azından dua yoluyla desteklemek, güç ölçüsünde ekonomik bağışta bulunmak, trafik kurallarına uymak, komşuluk ilişkilerinde duyarlı ve affedici olmak, toplumu rahatsız etmeme bilincine ulaşmak, dar ya da geniş çerçeveli ilişkilerde ihsan ile davranmak sadaka olarak nitelenebilecek davranışlardan bazı örneklerdir. Ancak sadaka hiçbir zaman Hz. Peygamber’in saydığı alternatiflerle ya da akla gelecek benzer örneklerle sınırlı değildir. Zira Yüce Yaradan, her insan için hayırlı işler yapmak ve kendisinin rızasını kazanmak üzere birbirinden farklı imkânlar sunmuştur.