BEBEK SONRASI EVLİLİĞİMİZE NE OLUR?
Cihan ULUÇ
Psikolog
Ebeveyn olmak, evliliğin en sıra dışı ve heyecan verici evrelerinden biridir. Dünyaya gelen bebek; erkeği baba, kadını ise anne yaparak onların dünyasında yeni bir rolün doğmasına vesile olur. Bu sevimli yeni üyenin aileye dâhil olmasıyla birlikte hem anne babanın hayatında hem de aralarındaki ilişkide birtakım değişiklikler yaşanır. Çiftin ilgisi doğal olarak bebeğe yönelmiştir. Zaman yönetimi, maddi harcamalar, boş zamanların değerlendirilmesi, çiftin birbirine ayırdığı zamanlar, uyku saatleri ve benzeri durumlar bebek eksenli olmaya başlar. Bu yeni yaşam tarzına uyum sağlayabilmek, önceki yaşam alışkanlıklarını en azından bir süreliğine askıya almak hem anne hem baba için zorlayıcı bir dönem olabilir.
Bir Adım Geriden: Çocuk, Kötü Giden Evliliği Toparlayabilir mi?
Kötü giden evliliğe sahip çiftler; bu durumu dostlarına ve yakınlarına açtıklarında genelde birkaç klasik öneri ile karşılaşırlar. Bu önerilerden biri çocuk sahibi olmaları, çocuğun yuvayı şenlendireceği, aradaki gerginliği gidereceği ve böylece evliliklerini kurtaracakları yönündedir. Çocuk sahibi olmanın evlilik ve çift ilişkisi açısından önemli bir yeri, hayatın yeri doldurulamaz tecrübelerinden biri ve çiftin aralarındaki bağı güçlendirme ihtimali olan bir deneyim olduğu aşikârdır. Fakat bu öneriyi hangi çifte, hangi ilişkiye verdiğiniz çok önemlidir. Bu durumu bir örnekle açıklayalım: Bir arabanız var, tekerlekleri iyi bir biçimde dönmüyor, motorda da bir sorun var, kendini dahi ileriye götürmekte zorlanıyor, birkaç metre ileride durdu duracak. Bu arabaya yeni bir yük eklemek ne kadar mantıklıdır? Evliliğimiz de buradaki araba gibidir. Ona bakım yapmak, yapısal sorunlarını gidermek ve sağlıklı bir biçimde (mükemmel olmak zorunda değil) yola devam edebilmesini sağlamak daha makul olacaktır. Aksi hâlde çözümlenmemiş problemlerin dağ gibi biriktiği, çiftlerin bir arada tartışmadan duramadıkları bir ortamda doğan bir bebek evliliği daha da kötüleştirebilir. Çocuğun evliliği kurtarması beklentisi çoğunlukla derin bir hayal kırıklığı ve tarafların ilişkileri hakkındaki son umut kalelerinin yıkılmasıyla sonuçlanır. Öte yandan bu durum çocuk için de zorlu bir imtihandır. Gelişiminin henüz tamamlanmadığı, dünyaya uyum sağlamaya çalıştığı, anne babaya en muhtaç olduğu dönemde gelişim süreci gereği dünyada olan bitenden kendini sorumlu hissetmeye meyillidir. Bir şeyleri ayrıştırmasının güç olduğu bu evrede çocuğu böyle bir yükün altında bırakmamak gerekir.
Mükemmel Ebeveynlik Beklentisi, İyi Ebeveynliği Kovar
Mükemmel, iyinin düşmanıdır. İnsan olarak hiçbir zaman mükemmel olamayacağız. Sadece “yeterince iyi” olabiliriz. Ebeveynlik için de bu böyledir. Mükemmel ve hatasız ebeveynlik beklentisi anne babayı gereksiz yere strese sokar. Mükemmel anne babalığı istemek, imkânsızı istemektir. Bu sebeple yeterince iyi, çocuğunun ihtiyaçlarına duyarlı, hatalarını fark edebilen ve hata yaptıktan sonra onu telafi edebilen bir ebeveynlik daha gerçekçi ve uygulanabilir bir yaklaşımdır. Anne baba olarak çocuk büyütürken bir biçimde yanlışlar yapacağız, bunu kabul edelim.
Diğer bir husus ise özellikle günümüzde sosyal medya anneleri ve babalarının ortaya koyduğu hiç sorun yaşamayan, çocukla sürekli uyumlu, her şeyin üstesinden gelen, kontrolü daima elinde tutan ebeveyn figürüdür. Bu gerçek dışı imgeye bakan ebeveynler zaman zaman “Ben bu işi beceremiyor muyum, kötü anne baba mıyım, yetersiz miyim, çocuğumu sevmiyor muyum?” gibi vehimlere kapılabilmektedirler. Oysa her anne baba çocuğunu büyütürken az veya çok zorlanabilir, kafası karışabilir, zaman zaman çaresizliğe düşebilir, kendini suçlu ve yetersiz hissedebilir. Sosyal medyada sunulan anne babalık hâllerinin birer prodüksiyon ve kesit olduğunu unutmamak gerekir.
Eşlerin Birbirini Desteklemesi
Bebek ve çocuk bakımı 7/24 esasıyla yapılır. Bu yönüyle zaman zaman yorucu ve tüketici olabilir. Bebek dünyaya geldikten sonra eşlerin birbirini ne ölçüde nasıl destekleyecekleri, birbirlerinin yüklerine nasıl omuz verecekleri konusu gündeme gelir. Burada babalara önemli görevler düşmektedir. Özellikle annenin lohusalık döneminde duygusal iniş çıkışlar yaşayabileceği, zaman zaman hüzünlü hissedebileceği, olağan dışı davranışlar ve tepkiler gösterebileceği göz önünde bulundurulmalı, mümkün olduğunca anne desteklenmelidir. Annede kaygı artmış, vesveseler çoğalmış ve korkular gününün önemli bir bölümüne yayılmış şekilde hayatını olumsuz etkilemeye başlamışsa uzman desteği almaktan çekinmemek gerekir. Bu belirtiler zaman zaman lohusa annelerde görülen doğum sonrası depresyonun belirtileri olabilir. Bu süreçte anne gerek medikal olarak gerekse psikoterapi süreçleri ile desteklenmelidir.
Dış Destekler Oluşturmak ve Dış Desteği Kabul Etmek
Bebeğin ilk ayları; anne baba için yoğun bir bakım, aralıksız bir ilgi, bebeği tanıma ve anlama süreci ile geçer. Bu fasılasız bakım sürecinde bazen yarım saatlik bir ara bile özellikle anneye çok iyi gelir. Fakat bazen ebeveynlerin kaygılı ve mükemmeliyetçi tutumundan dolayı çocuğu kendi annesine ya da kayınvalidesine geçici süreliğine olsa da bırakmakta güçlük çeker. Hâlbuki karşıdaki kişi de bir annedir, sizi veya eşinizi büyütmüştür. Dış destek almadıkça ve mola veremedikçe bebeğe bakım vermek tüketici bir hâl almaya başlar. Özellikle anne kronik olarak yorgun olduğunda hem çocuğa bakımındaki kalite düşer hem de eşi ve çevresiyle ilişkisi bozulmaya başlar. İşler bu noktaya gelmeden mümkün olan dış destek imkânlarına açık olmak, dinlenmenin ve tazelenmenin bir yolunu bulmak, küçük molalar vermek bu tablodaki herkesin lehine olacaktır.
Bebek Bakımında Babayı Dışlamayın
“Aman canım yapamaz o, erkekler ne anlar, alt değiştiremez, çocukla kalamaz, uyutmayı beceremez.” gibi birtakım kabullerden dolayı annelerin zaman zaman babaları dışladığı, bebek bakımından uzak tuttuğu görülür. Bir süre sonra baba tamamen elini eteğini çocuk bakımından çektiğinde anne çok yorulduğundan, eşinin hiç destek olmadığından, eşinin elinden hiçbir şey gelmediğinden ve duruma karşı çaresiz hissettiğinden bahsetmeye başlar. Hâlbuki olayın başında baba, doğumhane sürecinden itibaren dış kapıda bırakılmıştır. Bu durumun baba için diğer bir zor tarafı ise baba çocuk bağlanmasının ileri bir tarihe ertelenmiş olmasıdır. Zaman zaman şahit olduğumuz bir durumdur. “Kızım ancak iki yaşına gelince baba olduğumu anladım.” gibi. Babalar da bebeklerinin alt değiştirme, uyutma, gezdirme, oyun oynama gibi süreçlerini pekâlâ yürütebilirler. Bu hem anneye iyi gelecek, onu dinlendirecek, biraz ara verip nefes aldıracak bir durumdur hem de babanın baba olduğunu hissetmesine yardım edecektir. Babanın çocuğunu tanımasına, bir bilmece gibi onu çözmesine ve bir daha geri dönüşü mümkün olmayan o gelişim anlarına anbean şahitlik etmesine vesile olacaktır.
İlk Çocuğunuz İlişkinizdir
Karşınızdaki agulayan, etrafa gülücükler atarak sevimli hareketler yapan bu insan yavrusunun dünyaya gelme vesilesi sizin aranızdaki ilişkidir. Çiftlerin zaman zaman doğumdan sonra tüm ilgi ve alakalarını bebeğe verdikleri ve ilişkilerini ikinci plana koydukları sıklıkla görülür. Bunun ilk günlerde normal bir tarafı da vardır. Aile, yeni duruma uyum sağlamaya çalışıyordur. Fakat bunun uzun sürmesi, çiftler aralarındaki ilişkiye ve yakınlığa zarar vermektedir. Bebekler; algıları açık, farkındalıkları yüksek varlıklardır. Kelime düzeyinde durumu anlayıp ifade edemeyebilirler ve çiftlerin arasında gerilimi ve uzaklığı hissi düzeyde fark ederler. O yüzden ilişkinize yatırım yapmak aynı zamanda bebeğinizin sağlıklı bir aile ortamında büyümesi, sağlıklı bir kişilik gelişimi ve dünya algısına sahip olması açısından çok önemlidir.
Diğer sık görülen durum ise bebekle kurulan ilişki klikleridir. Taraflardan birinin bebek öncesinde çözümlenmemiş ilişkisel meseleler ve karşılanmamış yakınlık ihtiyaçlarının bir dışa vurumu gibi nedenlerle tüm ilgisini, alakasını eşinden çekerek tamamen bebeğe yöneltmesi durumudur. Bu durum sürdürüldüğünde çocuk; eşini şikâyet ettiği bir sırdaş, problemlerini paylaştığı bir arkadaş konumuna gelir. Eşlerin arasındaki ilişkiye zarar veren ve bir üyenin dışlanmasına yol açan bu tutum, çocuk için de büyük bir yük teşkil eder. İlişkisel meseleleri olabildiğince muhatabıyla çözmek, ikame çözümlerden kaçınmak daha doğru olacaktır.
Son olarak; ilk çocuğunuzun, aranızda kurduğunuz ilişki olduğunu çift olarak unutmamanız gerekir. Bu ilişkinin de tıpkı yeni doğan bebeğiniz gibi ilgiye, sevgiye ve bakıma ihtiyacı vardır.