BAYRAMIMIZ
BAYRAM OLDUĞUNDA
Zeynep DEMİR
Dünyanın renkleri soldu. Sarılar, morlar, allar ve maviler değildi sadece şehirleri terk eden, siyah ve beyaz da çekilmişti artık. Gri, binbir tonunu kuşanmış, gelip orta yere kurulmuştu. Yer gri, gök gri, uçan kuşlar, salınan ağaçlar, dağlar ve taşlar, semada dönenip duran bulutlar gri… Yüreklerde yanan ateşin dumanı gri. O griliğin içinde tozlu bir sayfa ilişti gözlerimize. “…Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun! …” yazıyordu sayfada. Yer ve gök sarsılırken, baba ile oğulun, ana ile kızın elleri birbirinden ayrılırken, nice kardeşi, nice sevgi dolu eşi ölümün soğuk yüzü birbirinden koparırken, “Ey insanoğlu, yaratılışta eşin olan insanlığı kardeşin bil.” diyordu. Ancak kardeşlik geri getirecekti bize renkleri. Yine al al olacaktı çocukların yüzü, çiçek tarhları açacaktı renk renk, gök maviliğini kuşanacaktı bir kez daha, güneş yine altın sırmalar saçacak, ağaçlar yeşilin şarkısını söyleyecekti. Depremin yaraları ancak ve ancak kardeşlik hukukuyla sarılacaktı.
Bütün insanları hilkatte eşi bilmişti Müslümanlar, müminler ise dinde kardeşti. Ve kardeşin kardeşe omuz verdiğine şahit oldu bu topraklar. Asrın felaketini yaşadık. Nice insanımızı kaybettik. Evler, ocaklar yıkıldı. Ateş sadece düştüğü yeri yakmadı bu defa. Bütün bir ülke kederden payına düşeni aldı. Omuz omuza, el ele verdik, yaralarımızı sarmak için insanüstü bir gayret gösterdik. Rehberimiz Hz. Muhammed’di (s.a.s.). İhtiyaç sahiplerine ve kimsesizlere yardımda bulunmayı teşvik etmekle kalmıyor, yaşantısıyla örnek oluyor ve muhtaç olana el uzatan kişinin gösterdiği çabayı Allah yolunda cihat etmekle eş tutuyordu. Üstelik “sağ elin verdiğini sol el bilmeyecek”ti. Muhtaç olan incinmeyecekti. Mümine düşen hayırda yarışmaktı, zira yine o rahmet elçisinin ifadesiyle “… İnsanların en hayırlısı, insanlara en fazla yararı dokunandı.”
Anlar uç uca eklendi, günler ardı ardına dizildi. Kış bahara döndü fakat henüz yüreklerimizde bahar neşvesi yeşermedi. On bir ayın sultanı kapımızı çaldığında buruk bir sevinçle karşıladık misafirimizi. Ramazanın getireceği hayra muhtaçtık. Ondan kalplerimize sükûnet, hayatımıza suhulet getirmesini bekledik. Yardımlaşmanın ve dayanışmanın remzi ramazan bereketiyle geldi, aziz milletimiz bir kez daha birbirine kenetlendi.
Ramazan iftar ve sahuruyla, gecesi gündüzüyle yoğun bir dinî coşkunun yaşandığı iklimdi. Bu yıl ramazan sevincimize kardeşlerimizin hüznü eklendi. Bu ramazan iftar sofralarımızda kardeşlerimizi andık, rızkımızı onlarla paylaşıp sarsılan yuvalara kol kanat gerdik. Başı rahmet, ortası mağfiret sonu ise cehennemden kurtuluş olan bu mübarek ayı ihya için önce kardeşlerimizin evini imar etmek üzere sıvadık kollarımızı. İnsanımız, kardeşinin nefsini kendi nefsinden aziz bildi, “isar” bir kez daha Anadolu topraklarını şefkatiyle kucakladı. Deprem felaketinden etkilenen insanlarımızın ocaklarında aş pişmeden, masum çocukların yüzleri gülmeden kimse oturmak istemedi iftar sofralarına.
Allah Resulü çevresinde olup bitenlere duyarsız kalmamış, her zaman muhtacı gözeterek insan onurunu aziz bilmişti. Müminlere yardımlaşmayı ve dayanışmayı tavsiye ederek, ihtiyaç sahiplerine karşı onları duyarlı fakat aynı derecede hassas olmaya çağırmıştı: “Allah için size sığınan kimseye sığınak olun.”
Mümin, müminin sığınağıdır. Bu çağrıya kulak veren Müslüman şahsiyet, içinde doğup büyüdüğü topluma, yaşadığı çağın sorunlarına sırt çeviremez. Bütün insanları yaratılışta eşi, Müslümanları da dinde kardeşi bilerek din, dil, ırk vb. ayırmaksızın insanlığın ortak acılarına çareler arar. Müminler, dünyadaki, açlık, sefalet, zulüm yahut afet karşısında elinden geldiği kadar herkesin derdini sahiplenir, derman olmak için de büyük bir çaba gösterir. Günlerdir, haftalardır, bu çabaya şahit olmaktayız. İnsan insanın yurdudur sözünü hakikate tebdil eden gerçek hikâyeler dinlemekteyiz. Daha depremin ilk gününden ateşin başına oturup ekmek pişiren anneleri, kumbarasında biriktirdiği paraları deprem felaketinden etkilenen kardeşleri için bağışlayan çocukları, evini paylaşan insanları, parmağındaki yüzüğü, kulağındaki küpesini uzak diyarlardaki din kardeşi için gönderen aziz Müslüman kadınları tanıdık bu süreçte.
Ramazan ayında eller dergâh-ı ilahiye dua için açıldığında kendi nefsinden önce muhtaç kardeşi için niyazda bulundu tüm Müslümanlar. Yaklaşmakta olan Kadir Gecesi yine tek yürek olacak tüm Müslümanlar. “…Bu canı bu tende tutan Allah’a yemin ederim ki iman etmeden cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmeden de mümin olamazsınız…” diyen Hz. Peygamber’in (s.a.s.) yolundan gidenler birbirine sevgiyle şefkatle kol kanat gerecek yine. Az çok demeden hayır hasenat yapılacak, bazen bir tebessüm, bir selam sadaka olarak yazılacak hanelere. Kimsesizlerin kimsesi olmak için yollara çıkılacak. Bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’nde, ramazan boyunca okunan hatimler, enkaz altında kalan şehitlerimizin ruhlarına bağışlanacak. Çekilen salavatlarla okunan tevhitlerle yüreği yanmakta olan kardeşlerimizin sadrına bir parça su serpilecek. Camiler genç yaşlı, kadın erkek müminlerle dolup taşacak. Birlik ve beraberliğimiz, en çok da hüznümüzün remzi olacak Kadir Gecesi.
Bayramımız yine bayram olacak. Belki biraz buruk, çokça hüzünlü… Bu bayram babasının elini öpemeyen çocukların gözlerindeki yaş olacağız. Yavrusunu toprağa veren annelerin acısını yüreğimizde hissedeceğiz. Kardeşini toprağa vermiş, kimi kimsesi kalmamış insanlara kardeş olacağız. İşte o zaman bayramımız bayram olacak.