BAŞKENT
Ankara

Ahmet Mahmut ŞEN

Yahya Kemal’e sorarlar: - Ankara’nın nesini seviyorsunuz?

Üstat cevap verir: - İstanbul’a dönüşünü.

Dillere pelesenk olmuş bu nükteli cevap, İstanbul, İzmir gibi metropol sahil şehirlerinde yaşayanların icat ettiği, bir noktada ortak kanaatlerini belirtse de aslında bu Ankara’da doğmuş büyümüş yahut yolu bir şekilde Ankara’ya düşmüş, onun güzelliklerine vâkıf olmuş bireyler için pek de geçerli değildir. İç Anadolu havzasının toplanma noktası olan Ankara, tarihî yerleri, müzeleri, camileri, parkları, gölleri ile günübirlik gezip gitmekten ziyade yaşanıp görülesi bir şehirdir. Yazımızı okuduktan sonra bu söylediklerime hak vereceğinizden, gezi planlarınıza başkentimizi de ekleyeceğinizden eminim.

Ankara, bu coğrafyanın kalbinde yer almasından dolayı eski dönemlerden beri medeniyetlerin hüküm sürdüğü uğruna savaşlara sahne olan bir şehirdir. Belgelere dayanmayan ve günümüze kadar gelen söylentilere göre ilk adı Galatlar tarafından verilen ve Yunanca "çapa" anlamına gelen Ankyra’dır. Bu isim zamanla değişerek Ancyre, Engüriye, Engürü, Angara, Angora ve nihayet Ankara olmuştur. Helenistik Dönemde Galat boylarından Tektosag’ların başkenti olan Ankara, Roma Dönemi’nde taşra örgütünün başkenti, Bizans Dönemi’nde imparatorların konakladığı önemli bir kent, Osmanlı döneminde ise Anadolu eyaletinin merkezi olmuştur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk de bu minvalde Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti olarak Ankara’yı tercih etmiştir.

Haydi, sizinle keyifli mi keyifli güzel bir gün geçireceğimiz bir Ankara turuna çıkalım ve sonrasında gezilebilecek yerlerden kısaca bahsedelim.

Ankara Kalesi ve Civarı

Ankara denilince akla ilk gelen yerlerden birisi Ankara Kalesi ve civarıdır. Kralların ve hükümdarların yeri geldiğinde sığınağı olan Ankara Kalesi, şimdilerde turistik noktalardan biridir. Kaleye çıkılan iki tane yokuşlu yol vardır, biz sağ taraftaki yoldan gezimize başlıyoruz. Yokuşun başlarında birçok antika dükkânı gözümüze çarpıyor, bir tanesine giriyoruz. Hani derler ya buram buram tarih kokuyor diye, daha önce antika dükkânına girenlerin burnu bu kokuyu anımsamıştır sanırım.

Yokuşun ortalarında Aslanhane (Ahi Şerafettin) Camii tüm heybeti ile karşılıyor bizi. Caminin doğusunda bulunan türbe külliyesi duvarına gömülü antik aslan heykeli sebebiyle Aslanhane Camii olarak anılmakta. Selçuklu Sultanı Mes‘ûd b. Keykâvus (II. Mes‘ûd) zamanında, ahî kardeşler tarafından 1290 yılında yaptırıldığı belirtilmekte ise de caminin esasen daha eski olduğu ileri sürülüyor. Caminin yapımında yer yer Roma ve Bizans devirlerine ait moloz taşları kullanılmış. Ahşap tavan yekpare ağaç sütunlar üzerine oturtulmuş ve çok itinalı ince kalem işi işlemelerle bezenmiş. Bu camide esas görülmesi gereken detaylar, Anadolu’daki Selçuklu mihraplarının en güzel örneklerinden olan etrafı mozaik çinilerle kaplanmış mihrap ve ceviz ağacından yapılmış aynı derecede değerli ve muhteşem bir güzellikteki minber. Cami sadece Ankara’nın değil, bütün Anadolu’nun asli karakterini ve kıymetli unsurlarını günümüze kadar koruyabilmiş en değerli Türk eserlerinden biri.

Cami ziyaretimizin ardından Ankara’nın panoramik manzarasını temaşa edebileceğimiz yüksek bir tepede kurulu Ankara Kalesi’ne çıkıyoruz. Sizin de bu muhteşem manzaranın tadını çıkarmanızı tavsiye ediyorum. Hatta gün batımına denk getirebilirseniz daha güzel olur. Biz zamanı tasarruflu kullanmak adına gün batımını beklemeden Kale meydanının az aşağısında bulunan Anadolu Medeniyetler Müzesine geçtik. Ankara’nın ilk müzesi unvanına sahip müze, kendine özgü koleksiyonları ve Paleolitik Çağ, Kalkolitik Çağ, Eski Tunç Çağı, Eski Hitit Medeniyetinden kalma eserler ile dünyanın sayılı müzeleri arasında yer alıyor.

Tekrar Kale meydanına dönüp Kale ana giriş kapısının hemen karşısında bulunan Rahmi M. Koç Müzesine giriyoruz. Farklı meslek gruplarına ait eşyaların sergilendiği alanların yanında klasik arabalar, tekneler, denizcilikte kullanılan geleneksel dalgıç kıyafetleri ve tavana asılı uçak maketleri ile gerçekten görülesi bir müze. Çocukların el yapımı oyuncak ve bibloların sergilendiği kısma hayran kalacağından eminim.

Biraz dinlenmek ve sıcak bir şeyler içmek için Kale yakınlarında birçok kafe bulabilirsiniz. Hemen müze karşısında Tarihî Pilavoğlu Hanı’nda ahşap işi yapan, el işi tasarım ürünler satan dükkânların olduğu iç avluda bir şeyler içiyoruz. Ya da biraz daha gezindikten sonra buraya çok yakın bir yerde bulunan diğer bir han, Pirinç Han’da da oturabilir veya etraftaki meşhur restoranlarda cağ kebabı, köfte, ev yapımı mantı yiyebilirsiniz.

Dinlendikten sonra kalenin alt caddesinde sayılabilecek Hamamönü’nde 19. yüzyıl tarihî sivil mimarinin en güzel örneklerinden olan restore edilmiş Ankara evlerinin bulunduğu sokaklarda dolaştık. Buradaki Taceddin Dergâhını, Mehmet Akif’in İstiklal Marşı’nı yazdığı evini gezdik, geçtiğimiz yıl vefat eden Kudüs şairi Nuri Pakdil’in kabrini ziyaret ettik.

Yakınlarda bulunan Gökyay Vakfı Satranç Müzesi de görülmeye değer. Akın Gökyay’ın 1975 yılında başladığı ve 412 satranç takımına ulaşan Guinness Rekorlar Kitabı’na girmiş satranç koleksiyonunu görme fırsatı bulduk.

Son olarak Hamamönü’ne yakın bir mevkide bulunan, Mimar Sinan’ın Ankara’daki tek eseri Cenab-ı Ahmet Paşa Camii’ne yol aldık. 1565 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın veziri ve Anadolu Beylerbeyi Cenab-ı Ahmet Paşa’nın ölümünden sonra yaptırılan cami, klasik Osmanlı tarzını yansıtmakta.

Biz bir güne bunları sığdırdık, konaklama imkânı olanlar için yazımızın devamında Ankara’da gezebileceğiniz diğer tarihî ve turistik mekânlar hakkında kısaca bilgilendirmek istiyorum.

Hacı Bayram Veli Cami

İlk yapılış tarihi 1427 olan cami, bugünkü hâliyle 17. ve 18. asır camilerinin karakterlerini taşır. Taş kaideli, tuğla duvarlı, kiremit çatılı bir camidir. Planı uzunlamasına dikdörtgen olan cami, doğusunda Augustus Tapınağı duvarına, güneyde Hacı Bayram Veli Türbesi’ne dayanmıştır. Caminin son cemaat yerinin güneye bakan çıkıntı duvarında Arapça sülüs kelime-i tevhid hat yazısı türbe kapısı tarafından rahatlıkla görülebilir.

1429 yılına tarihlenen Hacı Bayram Veli’nin türbesi, 15. yy. Ankara türbelerinin en güzel örneklerinden olup caminin mihrap duvarına bitişiktir. Sevgi ve vahdet tohumlarını yetiştirme gayesiyle Anadolu insanına yol gösteren Hacı Bayram Veli’nin türbesi, Ankara’nın en önemli inanç turizm merkezi olarak gösterilir.

Augustus Tapınağı

Oldukça iyi korunarak günümüze ulaşan Roma Dönemi öncesinde Kybele ve Men’e adanmış Augustus Tapınağı, İmparator Augustus için muhtemeldir ki M.Ö. 25-20 yıllarında yaptırılmıştır. Tapınak, Augustus’un yapmış olduğu işleri anlatan Yunanca ve Latince kitabeleri ile büyük önem taşımaktadır.

Müzeler Şehri

Ankara şehir merkezi oldukça fazla müzeye ev sahipliği yapar. Benim araştırıp sayabildiğim yirmi beş adet müze var. Bunların en önemlileri hakkında birkaç cümle de olsa size bilgi vermek istiyorum. Ankara Kurutuluş Savaşı’nda önemli bir rol üstlenen şehirlerimizden. O çetin dönemleri aktaran, tarihe ışık tutan müzeleriyle Ankara tam bir müzeler şehri. Anıtkabir ve Atatürk-Kurtuluş Savaşı Müzesi’nde Atatürk’ün kullandığı özel eşyaları, özel kitaplığı, kullandığı resmi arabaları ve Millî Mücadele, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşlarının resmedildiği yağlı boya tabloları sergileniyor. Kurtuluş Savaşı Müzesi (I. TBMM Binası), 1920-1924 arasında I. TBMM olarak hizmet vermiş daha sonra Cumhuriyet Halk Fırkası Genel Merkezi ve Hukuk Mektebi olarak işlevini sürdüren yapı, 1961’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Müzesi, 1981’de de Kurtuluş Savaşı Müzesi adıyla ziyarete açılmış. Cumhuriyet Müzesi binası (II. TBMM Binası), 1923’te Cumhuriyet Halk Fırkası Mahfeli olarak inşa edilmiş ve 1924’te I. TBMM binası yeterli gelmeyince bu binanın işlevi değiştirilerek Meclis binası olarak düzenlenmiştir. 1960’a kadar II. TBMM binası olarak kullanılan yapı, 1981’den bu yana Cumhuriyet Müzesi olarak hizmet vermektedir.

Etnografya Müzesinde ise Türk sanatının Selçuklu devrinden günümüze kadar devam eden örnekleri sergileniyor. Osmanlı dönemi yayları, okları, çakmaklı tabancaları, tüfekler, kılıçlar ve çini porselenler bulunmakta. Türkiye’nin ilk tabiat tarihi müzesi olan MTA Tabiat Tarihi Müzesinde 140 milyon yıl önce yaşamış etobur bir dinozor fosilini, 15 milyon yıllık fil fosilini, M.Ö 1500 yıllarına ait fil iskeletini, 13 bin yıl önce Manisa’nın Kula ilçesinde yaşamış olan insanlara ait ayak izlerini görmeniz mümkün. Bu müzeyi gezi listenize eklemeniz size eşsiz bir deneyim yaşatabilir. Türkiye’nin ilk oyuncak müzesi Ankara Üniversitesi Oyuncak Müzesi, sanayi ürünü ve el yapımı iki bin dolayında oyuncağa ev sahipliği yapmaktadır. Her yaştan insanın çocukluğuna dair iz bulabileceği bir müze.

Diğer bazı önemli müzeleri ise şu şekilde sayabiliriz; Devlet Resim ve Heykel Müzesi, Ulucanlar Cezaevi Müzesi, Hava Kuvvetleri Müzesi, ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesi, PTT Pul Müzesi, TRT Yayıncılık Tarihi Müzesi, Ziraat Bankası Müzesi ve Altınköy Açık Hava Müzesi.

Doğal Güzelliklerin İzini Sürenler

Gezilerinde tabiattan da vazgeçemeyenler için biraz da Ankara’nın göllerinden, doğal güzelliklerinden bahsedelim. Ankara’nın etrafında ve merkezinde birçok göl ile gölet bulunmakta. Bu göl ve göletlerin etrafında yürüyüş yapabilir, kamp kurabilir, doğayla başbaşa kalabilirsiniz. Özellikle Eymir Gölü, Mavi Göl ve Mogan Gölü yaz aylarında görsel bir şölen sunar. Eymir Gölü’nde varsa şahsi bisikletiniz yoksa göl girişindeki işletmelerden kiralayabileceğiniz bisikletler ile yaklaşık 11 km olan gölün etrafını tamamen dolaşabilir ya da yürüyebilirsiniz. Ankara sınırında bulunan en önemli turistik mekânlardan sayılan Tuz Gölü, sayısız kuş türü ve özellikle Avrupa’da nesli tükenmekte olan flamingoların ülkemizdeki en önemli kuluçka alanı olup gölün orta kesimlerinde her biri 5-6 bin yuvadan oluşan kuluçka kolonileri barındıran dev bir habitat niteliğinde.

Ankara’da baharın gelmesi, havaların ısınması ile halkın akın ettiği, nefes aldığı yemyeşil parklar ve bahçeler vardır. Bunların en büyüğü diyebileceğimiz, başkentlilerin yeni sosyal yaşam alanı AKM Millet Bahçesi, 28 Ekim 2021 tarihinde hizmete açıldı. Altı duraklı bir tramvay hattı sayesinde aracınızı park ettikten sonra millet bahçesi içinde rahatça dolaşabilirsiniz. Nefes alabileceğiniz diğer büyük parkların başında ise Harikalar Diyarı, Göksu Parkı, Dikmen Vadisi gelmekte. Altınköy de görülmesi gereken mekânlardan biri. Şehrin ortasında aslına uygun inşa edilmiş, camisiyle, köy okuluyla sizi zamanda yolculuğa çıkaran, etrafında ceylanların dolaştığı bir köy hayal edin. Hatta hayal etmekle kalmayın gidip görün derim.