BALKANLARDA ESKİ BİR DOST
PRİZREN
Dudu ALKAN
Şar Dağlarının eteklerinde kır çiçeği gibi yayılmış, Osmanlı İmparatorluğu’nun izlerini saklı tutan, Meriç’in öte yakasında kalan, göç edenlerin hâlâ hasretle andığı buram buram biz kokan Prizren…
Değişik kültürlere karışmak, farklı ufuklar görmek insanoğlu için çok önemli bir kazanım. Bence bir yere gidince iyice keşfetmek için aynı noktada uzun süre kalmak gerekli. Çok defa ziyaret ettiğim bu eşsiz Balkan şehrinin kültürel havasını, heybetli dağlarını, yemyeşil çehresini, yöresel tatlarını, günümüze kadar gelen ecdat eserlerinin bende bıraktığı etkiyi anlatmaya çalışacağım. Biraz Balkan havasını biraz Balkan suyunu hissedelim hep beraber.
Prizren; pek çok camisi, medresesi, hamamı ve derviş tekkesiyle Balkanlardaki İslam kültürünün en önemli merkezlerinden biri. Bugün dahi bütün bölge büyük bir oranda kültür eserlerini koruma kanunu çerçevesinde Osmanlının izlerini muhafaza eder.
1989’da Yugoslavya’nın dağılmasından sonra küçük küçük ülkelere ayrılan Balkanlarda bir ülkeden başka bir ülkeye geçiş oldukça kolaydır. Farklı ülkelere yolculuk yaparak gördüğümüz her dağ ufkumuzu genişletir, her güneş batımı kendimizi yenilememizi sağlar şiarı ile yola koyulduk. Prizren’e birçok ulaşım yolu mevcut. Sizler de seyahat rotanız doğrultusunda bir güzergâh seçebilirsiniz. Biz Üsküp’ten giriş yaptık Kosova’ya. Gümrükte pasaportumuzun Türkiye devletine ait olduğunu gören polis memuru yüzünde kocaman bir gülümseme ile Türkçe konuştu bizimle, hâl hatır sordu, kendi vatandaşına gösterdiği sıcaklığı bize de hissettirdi. Dedim ya bizden esintiler taşıyor bu topraklar. Şehrin Üsküp tarafından girişindeki otoban geniş bir ova üzerinde yapılmış, gözün alabildiği verimli toprakları görünce Balkanlarda suyun varlığının ne büyük nimet olduğunu bir kez daha anladım.
Prizren, 1455’te Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılmış. Aslında Fatih Sultan Mehmed’in bu şehri imparatorluk topraklarına katması daha önceki fethi sağlamlaştırmak için olmuş. Kosova ovasına ayak basan Osmanlı önce büyük bir acı yaşadı. Sultan Murad Hüdavendigar bu topraklarda şehit edildi. Savaşta şehit olan ilk ve tek Osmanlı padişahıdır Sultan Murad. Mitroviça bölgesinde yer alan Hüdavendigar Meşhedi’ni ziyaret etmek beni her defasında derinden etkiler. Şehitliğin bahçesindeki dut ağacının altında uzunca oturduk. Gelen tüm ziyaretçilerle yakından ilgilenen Buharalı türbedar Saniye Hanım ile sohbet ettik. Saniye Hanım ailesinin 500 yıldır bu türbenin hizmetinde olduğunu gururla anlatıyor.
Birçok Osmanlı padişahı ve devlet adamı Prizren’e kalıcı eserler bırakmış, şehri imar etmiş. 1912 yılına kadar Osmanlı hâkimiyetinde kalan bu şehir, ortasından akan nehri, üstündeki taş köprüsü ve camisi ile tipik bir Balkan şehri. Burada öyle güzel bir doğa var ki hayran kalıyorsunuz; her yer yemyeşil, her yer çeşmelerle bezenmiş. Nüfusu; Arnavut, Türk, Boşnak az sayıda Sırp ve diğer ulusları barındırıyor. Türkçe konuşarak rahatlıkla gezebileceğiniz bizden bir şehirdir Prizren. Konuşmalarında yer eden değişik cümle yapılarında her kültürün izini sürebilirsiniz. “Te kardaş napaysın?”, “Nıçin söylemeyasın be ya?”, “Boşveresın bunları şimdı güzel bulaymısın burayı?” gibi cümleler aklımda kalanlar.
Büyük ahşap kapılarının dar sokaklara açıldığı bu kentte mimari, kültür varlığının bir parçası. İçerilere doğru ilerlediğimizde geleneksel kültürün bekçisi mahaller bizi karşılıyor. Kurila, Bayraklı, Maraşlı, Tabakhane mahalleleri şehrin özünü anlamamızı sağlıyor. Yüksek duvarlı, bahçeli, çardaklı eski Prizren evleri, tarihi geleceğe taşıyor. Arnavut kaldırımlı sokakları gönlümüzü şenlendiriyor.
Çarşısıyla camisiyle köprüsüyle kafeleriyle canlı bir kent merkezi bizi karşıladı. Çarşı oldukça kalabalık. Düğünlerde giyilen yöresel kıyafetlerin, kaftanların satıldığı dükkânların güzelliği dikkatimizi çekiyor. Para birimi olarak avro kullanılıyor. Çok sayıda vatandaşı Avrupa’da çalışıyor ve ailelerine katkı sağlamak için para gönderiyor.
Fatih Sultan Mehmet’in şehri fethedince yaptırdığı Namazgâh’ı ziyaret ediyoruz. Buraya Kırık Cami de deniliyor. Balkanlardaki birçok eser gibi burası da Türkiye tarafından restore edilmiş.
Taş Köprü ve Şadırvan Meydanı
Taş köprü, şehrin tam ortasındaki Akdere’nin (Bistriça) üzerinde bulunur. Coşkuyla akan dere şehre gelenlere hoş geldiniz, der. Üstünden geçerken bir masalın içine giriyormuş gibi hissettik. Köprünün bir ana ve iki yan gözü olmak üzere toplam üç gözü var. Köprüden geçince kendinizi Şadırvan Meydanı’nda buluyorsunuz. Meydan, ismini ortasında bulunan ve şadırvan olarak adlandırılan bir Osmanlı çeşmesinden almış. Prizren’in en hareketli bölgesi olarak ön plana çıkan Şadırvan Meydanı, Sinan Paşa Camii’nin hemen yakınında yer alıyor.
Sinan Paşa Camii
Şehrin mührü ve en büyük camisi olan bu yapı 16. yüzyıldan kalma bir Osmanlı eseri. Kosova’nın en yüksek kubbeli camisi. Burası yakın zamanda Türkiye tarafından restore edilmiş ve imamı da Türkiye’den, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından gönderilmeye başlanmış. Bu sebeple camideki hutbeler ve vaazlar Türkçe verilmekte. Balkan coğrafyasındaki birçok camide olduğu gibi buradaki camilerde de çiçek figürleri göze çarpıyor. Cemaatle öğle namazını kıldıktan sonra caminin önündeki sebilden kana kana suyumuzu içtik. Şehrin her köşesine sebiller, çeşmeler nakış gibi işlenmiş.
Halveti Tekkesi
İslam inancı, Balkanlara 15. yüzyıldan sonra tarikatlar yolu ile yayılmış. Tasavvuf, farklı unsurlardan oluşan insanları bir arada tutan Balkan topraklarına çalınan en güçlü maya olmuş. İslam’ı Balkanlara yayan bu tarikat ve tekkeler bugün de varlıklarını sürdürmeye devam ediyor. Prizren’de olduğu gibi birçok Balkan şehrinde halk arasına manevi ilmekleri atmak için farklı farklı tarikatlara ait tekkelere rastlamak mümkün.
Halveti Tekkesi 1835 yılında inşa edilmiş olsa da Halveti tarikatı 16. yüzyılda Osman Baba tarafından kurulmuş. Tekke, Osmanlı dönemini günümüze en iyi şekilde yansıtan eserlerden biri olarak dikkat çekiyor. Burası Halveti tarikatının merkezi. Yapı içerisinde türbe, dua odaları ve semahâne bulunuyor. Biz dış avlusunda gülhatmi çiçekleri arasındaki çeşmenin başına oturup biraz nefeslendik, gözlerimizi kapatıp gördüğümüz yerleri ruhumuza işledik.
Prizren Kalesi (Kalaja)
Şehrin en yüksek noktalarına tırmanmak dünyanın her yerinde olmazsa olmaz bir turist aktivitesidir. Biz de şehrin tamamına hâkim bir konumda olan Prizren Kalesi’ne çıkmayı hedefliyoruz. Ama maalesef çıkınca gördük ki kale başarısız bir restorasyon geçirmiş. Birçok tarihî eserin başına böyle kazalar gelebiliyor. Eteklerinde daima büyük düğümlerin çözülüp bağlandığı bu Balkan dağında manzaraya bakarak şehrin siluetini hafızamıza yerleştirmeye çalıştık.
Gazi Mehmet Paşa Camii (Bayraklı Camii) ve Hamamı
Balkanlardaki tarihî Osmanlı yapılarından biri olan Gazi Mehmet Paşa Hamamı 16. yüzyılda inşa edilmiş. Rüstem Paşa’nın yaptırdığı hamam, cami ve medrese ile birlikte kompleks gibi dizayn edilmiş. Caminin avlusu, şadırvanı ve estetiği ile oldukça etkileyici. Restorasyon süreci geçiren bu eser çok sayıda ziyaretçi ağırlıyor.
Cuma Camii
Cuma Camii, ilk olarak Sırbistan Krallığı tarafından kilise olarak ibadete açılmış. Ama “Our Lady of Ljeviš” (Bogoroditsa Leviška) olarak bilinen bu Ortodoks kilisesi Fatih döneminde 1455 yılında Osmanlı’nın şehri fethetmesinden sonra camiye dönüştürülmüş. Peki, buraya neden Cuma Camii denilmiş? Çünkü burada kılınan ilk namaz cuma namazı olduğu için adı o şekilde kalmış. Farklı kültürlerin yansımalarını tek çatı altında görebileceğimiz yapılardan biri.
Arasta Camii
Aslında günümüzde caminin sadece minaresi ayakta.16. yüzyılda inşa edilen cami 1960’lı yıllarda hükümetin aldığı kararla yıkılmış. Buna tepki olarak oluşan protestolar nedeniyle minare yıkılamamış. Ortaya da böyle yürek yakan bir görüntü kalmış. Minareye ellerimi koyup ona yalnız olmadığını söyledim ve şehri gezerken her adımda olduğu gibi derin bir ah çektim.
Emin Paşa Camii
Görünce içimizin kaynadığı, ruhumuzu aydınlatan bu cami dimdik ayakta. Sinan Paşa Camii’nde kullanılan motif ve renklerin burada da kullanılması hemen dikkatimizi çekiyor. Biz camilerin içinde çocuklarımızla uzun vakitler kalmaya çalışıyoruz ki hafızalarında, ruhlarında yer etsin. Şu sıralar Emin Paşa Camii’nde Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığınca görevlendirilen din görevlileri, Kosovalı yavrulara hafızlık yaptırmakta ve her yıl Emin Paşa Camii Kur’an Kursu, güzel hafızlar yetiştirmektedir.
2. Abdülhamid zamanında yapılan saat kulesi geçen yılların ardından aynı kazanda kaynayıp asla kaynaşamayan Balkan coğrafyasına hüzünle bakıyor. Bizim konuştuğumuz herkes bu güzel toprakların yalnız bırakılmasına dertleniyor.
Sabah erken saatlerde Şadırvan Meydanı’ndaki köfteciler köftelerini pişirmeye başlıyorlar. Bu ülkede kahvaltı kültürü yok. Sabah olsun akşam olsun köfte var. Mis gibi ızgara köftenin tadı damağınızda kalıyor. Ayrıca meşhur Prizren tava da sebzeli bol etli güzel bir fırın yemeği. Tatlılar ise ana yemeklere göre daha çeşitli ama tavsiyem kesinlikle trileçeden yana olur.
Bu diyarları görünce Balkan muhacirlerinin memleket hasretini daha iyi anlıyorsunuz. Tabii ki Prizren’de gidilmesi görülmesi gereken daha pek çok eser var. Ben buraya hepsini sığdıramadım ama gönül coğrafyanıza yerleştirmek için siz mutlaka ziyaret edin.