BAHÇELİ AVLUDAN SALONA DÖNÜŞÜM


Şerife DOĞAN


İnsanoğlu varoluşundan günümüze kadar fiziki çevre koşulları, kültürel etkenler ve teknoloji değişse de sığınacak bir mekân ister. Bu ihtiyacını “ev” ile karşılar. Evin mimarisi; dönemin şartlarına, coğrafi konuma, kişinin ekonomik durumuna göre değişiklik gösterir. Gelenek, kültür ve sosyal yapı da bu değişikliğe sebep olabilir. Mimari, sadece binaların imarından ibaret değildir. Kültürel ve duygusal ihtiyaçları karşılayan, insanın dünyasını anlamlandırma çabasını ve aidiyet duygusunu temsil eden bir gerçekliktir.

İnsan sosyal bir varlıktır. Tarihsel süreç içerisinde yaşadığı çevre ile sürekli ilişki içindedir. Doğayı kendi istekleri doğrultusunda biçimlendirir ve değiştirir. Bir konut planlanırken o toplumda yaşayan bireylerin kültürel değerleri, doğal çevre koşulları göz önünde bulundurulur. Ev; bazen derme çatma malzemelerden yapılan bir kulübe bazen dağ diplerine oyulan bir mağara bazen iki katlı kâgir bir ev bazen de lüks malzemelerden yapılan ihtişamlı bir saray olur.

Bozkır kültüründe konargöçer olarak yaşamış atalarımız zamanla diğer milletler ile etkileşime girmiş ve bunun neticesinde kültürlerinde, yaşayış tarzlarında değişimler olmuştur. Orta Asya’dan süregelen birikimi Anadolu’da karşılaştıkları mimarlıkla birleştiren ecdadımız, yüzyıllar içerisinde kaynaştırarak özgün yapılar ortaya çıkarmıştır. Bu yapılar, Osmanlı Devleti’nin sınırları genişledikçe var olduğu bütün toprakların yerel kimlik ve renkleri ile harmanlanarak geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Asırlarca Türk insanının gereksinimlerine cevap vermiş yapılar, evler ortak bir hayat alanı yaratmıştır. Bu ortak yaşam alanlarını özellikle Balkan ve Anadolu evlerinde görmek, şehir kültüründe hâlâ okumak mümkündür.

İslam dini, yaşamın her alanında çeşitli değişiklikler meydana getirmiştir. Dinle birlikte gelişen mahremiyet duygusu insanların daha içe dönük bir yaşantı sürmelerini sağlamıştır. Bu içe dönük yaşantı Türk evinin mekân oluşumunu derinden etkilemiştir. Evlerde kadınlara ve erkeklere özel harem selamlığı gibi farklı mekânları oluşturmuştur.

Evin Bölümleri

Avlu içinde kurulan geleneksel evler günlük yaşama çok uygun bir türdür. Bu yapıların tasarımında başlıca etken fonksiyonel olması ve gereksinimlere cevap verebilmesidir. Çekirdek mekân olan oda, evin özgün bir ögesidir. Odalar, yaşamla ilgili olarak oturma, dinlenme, yemek hazırlama, yemek yeme, ısınma, yatma gibi ihtiyaçların karşılanabileceği donatıya sahiptir. Atalarımızın yaşadığı çadırla özdeş olan oda “mahrem” özelliği taşır. İçerisinde yüklük, gömme dolap ve sekiyle ana plandan bağımsız bir ünite oluşturduğu için âdeta evin kilit taşıdır. En görkemli kısımları tavan, halı ve döşeme kısımlarıdır. Özellikle tavan ve yüklük süslemeleri kendine hayran bırakır. En çok özenilen ve süslenilen yer ise tavandır. Çünkü evin dış görünümü sade olduğundan evin içindeki zarafet gösterilir. Sedir genellikle pencere önüne tasarlanır. Bütün odalar birbirine benzer yapıdadır. Odalar arası alana sofa denir. Kışın çocukların oyun oynamayı en çok sevdiği geniş alan burasıdır.

Sanat, felsefe ve mimari Anadolu evlerinde ortak bir zeminde buluşur. Cumbalı pencerelerde kadınlar dışarıyı rahatça seyredebilir. Evin içi ışık ile doludur. Üst katta haremlik, selamlık, yaz odası mevcuttur. Bu bölümler kadınların günlük işlerine göre vücut bulur. Alt katta ise samanlık, ahır, kiler, ambar, mutfak, kış odası bulunur. Yemek pişirme, ekmek yapma, evin ısınması, hayvan bakımı vb. günlük işler için tasarlanan mekânlar geniş tutulmuştur. Evde bir dolaşım hattı vardır. Buluşma noktası ise sofadır. Çalışma bölümleri avluya açılır. Zemin kat sokağa kapalıdır ve bu da mahremiyeti sağlar. Bahçedeki asmanın altındaki kameriye evin yaşlılarının daimi oturma alanıdır. Avlu ya da bahçe meyve ağaçları ve çiçeklerle doludur. Saksıdaki çiçeklerde menekşeden küpeliye, hanımelinden karanfile, gülden fesleğene kadar her çeşit çiçek vardır.

Yöre insanının geçim kaynağı el sanatları gibi uğraşlar ise; evin bir odası tezgâh ve bu malzemelerin konulacağı kısım olarak ayrılır. Bunun yanında hayvancılıkla uğraşan ailelerin evinde hayvanlarının barınağı ve yiyeceklerinin saklandığı kiler veya depo gibi kısımları da vardır.

Sosyal Yaşantı

Eski evlerde aslında herkesin yeri belliydi. Dede, nine, torunlar hep birlikteyse bahçede ya da evin başka bir ortamında eğlenilirdi. Hane içinde yeni evlenecek olan oğul ve gelin için de ayrı bir mekân düşünülürdü. Mekânların kullanıcılar ile görsel ve işitsel ilişkisi vardır. İlişkilerin doğru kurulması bu nedenle önemlidir. Geniş aile yapısı nedeniyle büyük ve çok sayıda mekâna ihtiyaç duyulmuştur. Kalabalık ailelerin yiyeceklerinin muhafaza edilmesi, üretkenliğinin devam ettirilmesi de hesaba katılmıştır.

Dün bir kuşak öncesindeki bireyin evinin bahçesinde eli toprağa değerken bugünkü neslin elinin büyük kısmı betondan başka bir şeye değemez oldu. Bu sebeple toprakla olan ilişkimiz süreç içerisinde maalesef bitti denecek kadar azaldı.

Gelin, kaynanasıyla sorun yaşadığında avluya çıkar, iç mekândan uzaklaşır, hava alırdı. Ortam değiştirerek yeni bir bakış açısı kazanırdı. Postadan gelen haberin sevinci avluda yaşanırdı. Asker uğurlaması için ocaklar yakılarak kazanda yapılan keşkek avluda pişirilir, evlenme çağı gelmiş genç kızın sandıkta saklanan çeyizi avluda asılır ve eşe dosta gösterilirdi.

Kullanılan Malzeme

Tüm uygarlıklar çevrelerinde buldukları en yakın yerel malzemelerle evler inşa etmiştir. Evin yapıldığı bölgedeki ilk hedef suya yakın olmaktır. Evler; yaşama, doğaya, çevre koşullarına, akılcılığa, esnekliğe uygun olarak içten dışa doğru tasarlanmıştır. Yapılırken kolaylık, tutumluluk, iklime uygunluk ilkeleri esas alınmıştır. Genelde evler gün doğuşuna bakar ve rüzgârın yönüne dikkat edilir.

Sanayileşme ile birlikte Anadolu’dan büyükşehirlere göç başladı. Ataerkil yaşayan “geleneksel aileler” giderek yerini “çekirdek aile” ye bıraktı. Bu yaşam şekli evlere de yansıyarak geleneksel mimarideki evlerde yaşamayı sınırlandırdı. Köyden kente göç oranının arttığı son elli yılda avlulu evlerin yerini apartmanlar aldı. Bu da konutların gitgide tek tipleşmesine ve standartlaşmasına sebep oldu. Yapı formu olarak apartmanların mimarisine bakarsak kültürümüze özgü birçok noktadan yoksun kaldığını görürüz. Artık bahçeler, çok az apartmanda yer buluyor kendine. Zaten bu bahçeler de tek bir ailenin değil bütün apartman sakinlerinin ortak kullanımına sunulan kullanışsız alanlardan ibaret. Evler artık geleneksel mimaride olduğu gibi yemeye, toplantıya, misafir ağırlamaya, oturmaya, uyumaya yarayan kullanışlı biçimden uzaklaştı. Geniş ailelerin oturduğu mekânlardan çekirdek aileye bile yetemeyecek kadar az metrekarelere indi.

Bir Ev Meselesi

Konut, fiziksel olmaktan ziyade kültürel ve toplumsal bir olgudur. Tarihin coğrafyaya emanet ettiği mirası üstlenir. Zamanın ruhu evlere mutlaka yansır. Küçük yerleşkeler içinde var olan avlulu evler, bahçeler ile birlikte Anadolu taşrasını oluşturur. Bu kırsal alanlar, orada yaşayan nüfusla değişime uğradı. Yerel tarihi ve kültürel değerleri tanıyıp anlayarak bu toprakları daha iyi değerlendirmek hâlâ mümkün.

Barınma ihtiyacı ile yapılan konutlar, özellikle varoluşla ilgili çok katmanlı anlamlar ve sorunlar içerir. İnsanlar, kültürleri ne olursa olsun bunu konuta yansıtmıştır ve kendilerini yabancı hissedebilecekleri sürekli değişen modern dünyada, toplumsal ve kültürel öğelerini ifade etmekte zorlanırlar.

İnsanoğlu anda yaşar ve anda yaşanan şeylerin bağlarını kurar. Anı hissetmek için mimari ile sanat ortak bir zeminde yaşatılmalıdır. Yeni doğan bebeğin mevlidi avluda okunur. Yaz aylarında, uzun sürecek kış mevsimi için kiler hazırlığı yapılır. Evde vefat eden ninemizin Kuran’ı avluda okunur. Tüm bunlar mahremiyeti sağlamanın verdiği özgürlükle gerçekleştirilir.

Anadolu, binlerce yıldır birçok kavme kucak açmıştır. Varoluş mücadelesi içindeki şehirler büyürken doğal malzemeleri harmanlayarak medeniyetin temsili olurlar. Hayat bir süreç. Farklı konutlarda farklı yaşama alışkanlıklarına sahibiz artık. Kültürel değerlerin devam etmesi için güncel veriler sentezlenerek geleneğin ve tecrübenin aktarımına devam edilmeli. Anadolu ikliminin çocukları olarak bir avlulu evi gezin. Bahçede, kiraz ağacının gölgesine uzanın, ıhlamur ağacının rayihasını içinize çekin. Sadelik içindeki yüceliği keşfedin. Kapısından penceresine, tavanından yüklüğüne kadar ecdadın dikkat ettiği estetiğe hayran olmamak elde değil.