BAHARIN MUŞTUSU NEVRUZ

Mustafa Mirza DEMİR

Antik dönemlerden itibaren tabiatın koynunda doğayla iç içe yaşayan insanoğlunun, büyük bir heyecan ve sevinçle karşıladığı, gelişini şenlik edasında kutladığı, bütün kültürlerin ortak hafızasında yer edinen hatıra; özel bir tabiat olayıdır Nevruz. Anasır-ı erbaadan (dört ana unsur; toprak, ateş, hava ve su) olan toprağın kış uykusundan uyanışı; yeniden doğuşun, dirilişin ve varoluşun sembolü… Baharın başlangıcı… Farsça “nev” (yeni) ve “rûz” (gün) kelimelerinden türeyen nevruz (21 Mart), baharın ilk günü olarak kabul edilir. Baharın canlanması, tarımsal faaliyetlerin başlangıcı ve yaz aylarına duyulan özlem kadar bir nevi takvim değişikliğini de ifade eder. (On İki Hayvanlı Türk Takvimi, Celâli Takvimi gibi.)

Yaygın inanış, İslamiyet öncesi ve sonrasında Farslar (İranlılar) tarafından kutlandığı için Farsî bir uygulama olduğu yönünde olsa da Orta Asya’dan Altaylar’a, Balkanlar’dan Ortadoğu’ya, Çin Seddi’nden Anadolu’ya kadar çok geniş bir coğrafyada bahar bayramı olarak kutlanır. İran edebiyatının önde gelen şairlerinden Firdevsi’nin de teşvikiyle XI. yüzyıldan itibaren İranlılar tarafından kabul gören Nevruz’un, MÖ 350 yıllarında Türkler tarafından “Yenigün”, “Bahar Bayramı” ve “Ergenekon Bayramı” gibi isimlerle bir halk bayramı olarak kutlandığını, Nizami Gencevi “İskendername” adlı eserinde yazmaktadır. Mete Han’dan beri varlığını koruyan Nevruz Bayramı birçok yönüyle Türk gelenek ve görenekleriyle zenginleşmiş, esasında bir bahar şenliği havasında iken zamanla Türk topluluklarının inançları doğrultusunda da şekillenmiştir. Ayrıca Türklerin kullandığı en eski takvim olarak bilinen “12 Hayvanlı Türk Takvimi”nin başlangıcı olarak 21 Mart tarihi esas alınmaktadır. Türkler böylece kendi takvimini tabiatın uyandığı günle özdeşleştirmiştir. (Beşir Mustafayev, “Adriyatik’ten Çin Seddine Uzanan Nevruz Geleneği”, Avrasya Uluslararası Araştırmalar Dergisi, Cilt:2, Sayı:3, Temmuz 2013, Ankara.) Hunlar, Göktürkler, Uygurlar ve Kırgızlar zamanında, mart ve mayıs aylarında tabiatın uyanışı ve baharın gelişinin çeşitli etkinliklerle karşılandığını, Türklerden ilk bahseden kaynaklar olarak bilinen Çin yıllıklarında da görmekteyiz. Hint-Avrupa dillerinin hepsinde nevruz kelimesiyle (ya da çok benzer şekilde) ifadelendirilmiş, Türklerde ise Nartukan, Ulı Kün (ulu gün), İlkyaz, Yenigün, Isıah, Cılgayak, Çılpazı gibi adlarla Türkçeleştirilmiş; Selçuklu dönemi itibarıyla ise Nevruz ve Nevruz Sultan gibi isimler ön plana çıkmıştır. (Mehmet Kıldıroğlu, “Geçmişten Günümüze Türklerde Nevruz”, Kafkas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı:25, 2020, Kars.) Türk dünyasının tamamında yaygın olarak kültürel varlığını devam ettiren ve âdeta birlik ve beraberliğin sembolü sayılan Nevruz, Anadolu’da hâlen Navrez, Nevris, Ergenekon Bayramı, Bozkurt Bayramı, Yörük Bayramı, Çağan, Mereke, Meyram, Mevris, Mart Dokuzu, Mart Bozumu, Mart Dutması, Yumurta Bayramı, Bereket Bayramı, Kış Bitti Bayramı, Kırklar Bayramı, Yıl Yenilendi ve Nevruz Çiçeği gibi adlarla anılmaktadır. Ayrıca Koç Katımı, Saya Gezme, Hızır Orucu, Hıdrellez (Hızır-İlyas), Ildız (Yıldız) Sıçraması, Kara Çarşamba, Ahır Çarşamba Gecesi gibi mevsimlik toplu törenlerin de yine Nevruz geleneğiyle ilgili olduğu bilinmektedir.

Nevruz geleneği, en eski dönemlerden itibaren Türk sanatlarına da yansımıştır. Çağdaş Uygur resminde, Uygurların Nevruz etkinliklerini temsil eden tablolar bulunurken Ali Şîr Nevai “Çahar Divan” adlı eserinde Uygur müzik kültürü arasında “Nevruz Makamı”nı da zikreder. Ayrıca yine Uygurlarda “Nevruz Koşakları” adıyla bilinen müstakil bir şiir türü de bulunmaktadır. Kutadgu Bilig’de, baharın gelişiyle doğanın rengârenk süslenmesi oldukça canlı tasvirlerle anlatılırken Kaşgarlı Mahmut’un divanında (nevruz kelimesi zikredilmemekle birlikte) mevsim geçişleriyle ilgili bazı tasvirler ve güzellemeler Nevruz’u hatırlatmaktadır. (Mehmet Kıldıroğlu, “Geçmişten Günümüze Türklerde Nevruz”, Kafkas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı:25, 2020, Kars.) Osmanlı padişahlarına en güzel şiirlerini arz etmeye gayret gösteren divan şairlerimizin kaleme aldığı “Nevrûziye” adlı kasideler, edebî iştiyak ile baharın konu edildiği en seçkin edebiyat türleridir. Birçok divan şairinin “bahar” ve “nevruz” rediflerini kullanarak yazmış olduğu nevruziyelerin arasında en güzellerinin Baki, Nef’i ve Nedim’in kaleme aldığı kasideler olduğu kaydedilir. Ayrıca Âşık Çelebi, Zati’nin padişaha sunduğu nevruziyelerine karşılık iki bin akçe caize (armağan) aldığını ve bu meblağ ile bir yıllık geçimini sağladığını belirtir. Tekke ve halk edebiyatı şiirlerinde de zengin içeriklerle yer edinen Nevruz günüyle ilgili kültür ve edebiyatımızın muhtelif türlerinde ihtişamlı bir duygu ve düşünce birikimi ortaya çıkmıştır. Bu durum da bu günün, Türk kültürüne sonradan yerleşen bir unsur olmadığını göstermektedir. (Cemal Bayak, Nevrûziyye, TDV İslam Ansiklopedisi)

Orta Asya’dan Kafkasya’ya, Balkanlar’dan Ortadoğu’ya Nevruz

Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Doğu Türkistan, Macaristan, Batı Trakya, Yakutistan, Tataristan, Tacikistan, Kırım, Ahıska, Musul, Kerkük, Erbil, Kıbrıs ve Dağıstan gibi Türk ve İslam topluluklarında Nevruz geleneği, eski tarihlerden günümüze değin varlığını sürdürmüştür. Özellikle Orta Asya’da (Sovyet rejimi zamanında inkıtaya uğramış olmakla beraber) hâlen canlılığını korumaktadır.

Karakalpaklarda 21 Mart günü başlayan etkinlikler üç gün sürerken Azerbaycan’da 20-21 Mart tarihleri Nevruz Bayramı adıyla kutlanmakta ve Nevruz, yeni yılın başlangıcı olarak kabul edilmektedir.

Türkmenistan’da Azerbaycan’a benzer şekilde yaygın olarak kutlanan Nevruz günü, Özbekistan’da devlet tarafından ve halk bayramı sevinciyle kutlanılmaktadır.

Nevruz’a “Nevbahar” (Yenibahar) adını veren Özbek ve Tacikler bahar aylarında doğan çocuklarına da bu adları verirler. Nevroz (Nevruz) adı erkek çocuklara, Nevbahar ve Baharay isimleri de kız çocuklara verilir. Yine Nevruz günlerine istinaden çocuklarını Nevruzbay ve Meyrambek isimleriyle adlandıran Kazaklar da bu günleri sevinç ve coşkuyla yaşarlar; küskünleri barıştırır, ak saçlı kocaların hayır dualarını alırlar. “Nevruz Köjesi” adı verilen bu güne mahsus bir yemek pişirilir ve konuklara ikramlarda bulunulur.

Kıbrıs Türkleri tarafından Anadolu’ya çok benzer şekilde yaşatılmaktadır.

Selçuklularda Nevruz

Nevruz’un sarayca resmîleştirildiği Selçuklular zamanında, çeşitli bahar şenliklerinin tertip edildiği, özel yemekler pişirilip misafirlerin ağırlandığı ve insanların karşılıklı hediyeleştiği bilinmektedir. Selçuklu bu kadim geleneği, şahsına münhasır tavrıyla yorumlamıştır. Sultan Tuğrul’un 1058 yılında Nevruz nedeniyle ordusuna izin vermesinden, yine Nevruz vesilesiyle Selçuklu sultanlarının Abbasi halifelerine armağanlar göndermesinden yalnız halkın değil devletin de Nevruz’u ne kadar önemsediğini görmekteyiz. Sultan Melikşah (1072-1092) ile veziri Nizamü’l-Mülk (1018-1092) tarafından Ömer Hayyam başkanlığında bir kurul oluşturulduğu, dönemin kıymetli âlimlerinden müteşekkil bu kurulun yürüttüğü çalışmalar neticesinde yeni bir takvim hazırlandığı tarihte kayıtlıdır. Sultan Melikşah’ın, Ebü’l-Feth Celâlü’d-devle unvanına atfen “Celâli Takvimi” adı verilen bu takvimde; (yine sultan ve vezirinin emirleriyle) güneşin koç burcuna girdiği gün olan 21 Mart, yılbaşı olarak kayda girmiştir. Vezir Nizamü’l-Mülk ayrıca “Siyasetname” adlı eserinde Nevruz geleneğinden ve öneminden detaylı olarak bahsetmektedir.

Osmanlılarda Nevruz

Osmanlı dönemine gelindiğinde Nevruz, tıpkı Selçuklulardaki gibi oldukça renkli karşılanır. Padişahlar, Nevruz tebriklerini kabul eder ve çoğu zaman da halkın arasına katılarak onların Nevruz coşkusuna ortak olurdu. Padişahların katıldığı bu törenlere ise “Nevrûz-ı Sultanî” adı verilmektedir. Saray hekimbaşları tarafından (yedi çeşit baharatla) hazırlanan “nevruziye”, “nevruz macunu” isimleriyle bilinen macunların, başta padişah ve ailesi olmak üzere bütün saray erkânına ikram edildiği ve daha sonraları bu macun terkibinin saray dışına da çıkarak halk tarafından teveccühle kabul gördüğü bilinmektedir. Ayşe Osmanoğlu, babasını ve onun dönemini anlattığı hatıratında sarayda yapılan Nevruz etkinliklerinden bahseder. (A. Osmanoğlu, Babam Sultan Abdülhamid, Timaş Yayınları.)

Osmanlı’da Nevruz’un ne kadar büyük bir ehemmiyeti haiz olduğunu, Nevruz kutlamalarının keyfiyeti hususunda bir sualin (herhangi bir kadıya sormak yerine) doğrudan Şeyhülislam Ebu Suud Efendi’ye yöneltilmesinden anlıyoruz. Soru-cevaplı hâliyle fetva şu şekildedir: “Mesele, Nevrûz gününde Zeyd Müsellem eyü libaslarını giyüp yiyüp içse, yaranlarıyla sahrâya gitse, ism lâzım gelür mi?” Cevap: “Nesne lâzım gelmez, Nevrûz mecûsi (İslamiyet’e aykırı) değildür, Nevrûz sultânî (örfte var olan bir adet)dir.” (Türk Dünyası Nevruz Ansiklopedisi, s.46, 47.)

Türkiye Cumhuriyeti’nde Nevruz

Cumhuriyetin ilk yıllarında resmî olarak kutlanan Nevruz vesilesiyle 21 Mart 1921’de Ankara’nın belirli yerlerinde törenler yapılmış, bu merasimlere devlet ricali de katılım sağlamıştır. 1922’de Keçiören’de düzenlenen şenliklere Atatürk’ün de iştirak ettiği, dönemin matbuatında kayıtlıdır. Nevruz, zamanla resmî mahiyetini yitirmişse de (Selçuklu ve Osmanlı geleneğinin devamı niteliğindeki) “Mali Yılbaşı” hüviyetini 1985 yılına kadar devam ettirmiştir. Türkiye’de Nevruz şenlikleri resmî olmamakla birlikte yurdun her bölgesinde örfi ve gelenek olarak yaşamaya devam etmektedir. Tüm Türk dünyasında olduğu gibi Anadolu’nun dört bir bucağında daha önce ifade ettiğimiz gibi farklı isimlerle anılarak çok çeşitli toplu merasimlerle kutlandığını müşahede edebilirsiniz.

Sonuç olarak

• Türkler ve diğer Müslüman toplumların kültüründe harmanlanan Nevruz, günümüzde İslami bazı remizlerle tezyin edilmişse de dinî bir bayram değildir, yapılan etkinlikler din gibi algılanmamalı; millî bir gelenek hâlini alan kıymetli dirlik vakitleri içerisinde görülmelidir.

• Bazı takvimlerde yılbaşı olarak da belirlenen Nevruz, doğayla olan ünsiyetimizi tekrar tekrar gözden geçirmemize vesile olmalıdır. Zira üstat Abdülbaki Gölpınarlı merhumun da ifadesiyle; “Tabiat(ın) bayramıdır.” Özellikle orman yangınlarıyla mücadele ettiğimiz son yıllarda Nevruz filizlenmelerine ne kadar ihtiyacımız olduğu ortadadır. (Ayrıca 21 Mart Dünya Ormancılık Günü, tesadüfi değildir.)

• Kökü Sümerlere kadar uzanan Nevruz, tabiat-insan ilişkisinin belki de en kadim nişanesidir ve bütün kültürlerin müşterek hafızasıdır. (Birleşmiş Milletler tarafından 21 Mart tarihi “Uluslararası Irk Ayrımcılığıyla Mücadele Günü” olarak ilan edilmiştir. Bu da Nevruz’un evrenselliğiyle birlikte değerlendirilebilir.)

• Nevruz, Mete Han’dan (MÖ III. yüzyıldan) itibaren bütün Türk dünyasında Ergenekon/Nevruz Bayramı olarak kutlanagelmiş; hem kışın beyazından sıyrılan doğanın yeşile, ala, mora boyanışının muştusu olarak baş tacı edilmiş hem de birlik, beraberlik, kardeşlik ve dayanışmaya vesile aranan günler olarak addedilmiştir.

• Zaman zaman bazı ayrılıkçı grupların, Nevruz gibi kardeşlik günlerini sabote etme ve karalama çabaları olsa da Anadolu insanının feraseti bu tür eylemlere fırsat vermemelidir.

• Türk milleti, her zemheri ayazından çıkışında muhakkak Nevruz’a ermiş, yine yeniden çiçeklenmeyi başarmış bir millettir.