Babası Hz. İbrahim’in bir duasıyla dünyaya gelmiştir Hz. İsmail. Hz. İbrahim Allah’a, “Rabbim! Bana iyilerden olacak bir evlat ver.” diye yalvararak niyaz etmiş, Rabbi de onu iyi huylu, akıllı, salih bir evlatla müjdelemişti (Saffât, 37/100-101). İşte babasının duasıdır Hz. İsmail. Allah tarafından bu müjdeye mazhar olan Hz. İbrahim, Rabbine hamdetmişti defalarca (İbrâhîm, 14/39). Babası ona, Allah’a itaat eden anlamında İsmail adını vermişti. Sonradan bu isimle müsemma olacaktı hatta bu isim üzerine imtihan olacaktı Hz. İsmail.
Hz. İbrahim, küçük yaşlarındayken oğlu İsmail’i ve annesi Hz. Hacer’i, Allah’tan aldığı işaretle, bugün Beytülharâm’ın bulunduğu yere bırakmıştır (İbrahîm, 14/37). O sırada tamamen ıssız ve kupkuru bir vadiydi Mekke. Sonra yeşerecekti İsmail’in ayak vuruşlarıyla… Onun ayak vuruşlarından bir medeniyet doğacaktı. Hz. İbrahim, eşini ve evladını bu topraklara bırakıp ayrılırken hüzünlenmişti. Ne yapacaklardı oğluyla bir başına bu ıssız bucaksız kurak topraklarda, ya azıkları bitince ne olacaktı? Bir meşin torba hurma, bir kırba su… Anne yüreği sızlamıştı, sordu eşi Hz. İbrahim’e, “Bizi hiçbir ekinin bitmediği ve kimsenin yaşamadığı bu vadiye bırakıp gitmeni senden Allah mı istedi?” Hz. İbrahim’in bunu Rabbinin istediğini söylemesi üzerine Hz. Hacer, “Öyleyse arkana bakmadan git. Allah bize yeter. O bizi muhafaza eder.” (Taberî, Târih, I, 130-131) dedi teslimiyetle. Hz. Hacer, Allah’a teslim olmuş yüce şahsiyete sahip bir hanımdı. Hacer, teslimiyetinin karşılığını Rabbinden alacaktı ama biraz sabır gerekiyordu…
Hz. İbrahim’in, eşini ve gözünden sakındığı tek evladını bu ıssız yerde bırakmaya gönlü el vermiyordu. Ancak Hz. İbrahim Rabbine teslim olmuş, yalnızca ona sığınmış ve bir baba şefkatiyle evladı için Rabbine şöyle yalvarıyordu: “Ey Rabbimiz, ey sahibimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için benim neslimden bir kısmını senin Beytülharâm’ının yanında ziraat yapılmayan bir vadiye yerleştirdim. Sen de insanlardan bir kısmının gönlünü onlara meylettir ve çeşitli meyvelerle onları besle ki sana şükretsinler.” (İbrâhim, 14/37) Allah’a teslim olmuş, O’na güvenip O’na dayanmış bir annenin ve babanın evladı Hz. İsmail…
Hz. Hacer, ıssız Mekke vadisinde Hz. İbrahim’in bırakmış olduğu su ve erzakın azalması üzerine evladı İsmail’in susuzluktan ölmesinden korkmuştu. Çaresizce oğluna su bulabilmek için Safa ile Merve tepeleri arasında yedi defa gidip gelmişti. Hz. Hacer bu arayışlarından sonra İsmail’i bıraktığı yere döndü. İsmail’in ayaklarını vurduğu yerden suyun fışkırarak aktığını görünce bu vadide kendisine su ihsan eden Allah’a gönülden şükretti. Anne yüreği, suyun biteceği endişesine kapılarak, “Yavaş yavaş ak, dur!” demişti suya. Belki de bu sebeplerden dolayı “zem zem” (dur, dur) denilecekti bu mucizevi suya. Hz. İsmail hürmetine bahşolunan bir ikram. Hz. Hacer yavrusunu suya doyurmak istiyordu, bu sebeple suyun etrafını kumla çevirdi. Bu suda çaba vardı, yürek sızısı vardı, bir annenin yavrusunu yaşatabilme gayreti vardı. O yüzden ismi “Bir’u İsmâil” olarak anılacaktı. Hz. Peygamber, “Allah İsmail’in annesine rahmet etsin. Eğer suyun önünü kapamasaydı zemzem akıp giden bir ırmak olurdu.” sözleriyle onun bu davranışını taltif etmiştir. (Buhari, Enbiyâ, 9)
Hz. İsmail, halim bir evlat, müşfik bir baba, refik bir eş, yola revan olmuş bir kardeş, Allah’a teslim olmuş nebi ve resul. Hz. İsmail’in ahlakını Kur’an’dan öğreniyoruz. Sabırlıdır buyuruyor Yüce Allah onun için (Saffât, 37/101), sabrı onun hayatından murat etmemizi istiyor. Tevhit abidesi olan babası Hz. İbrahim de sabırlı bir peygamberdi. Hz. İbrahim, babası Azer’e sabretti, Allah ona ileri yaşta iki evlat nasip etti; İsmail ve İshak. Hz. İsmail Mekke’de babasız olmaya ve onsuz büyümeye sabretti; Allah ona hayırlı evlatlar nasip eyledi. Allah’a kurban olmaya teslim oldu, babasına saygı gösterip itaat etti ve bu yolda sabretti, Allah ona peygamberlik lütfetti.
İlk eşiyle imtihan oldu, sonra babasının öğüdüne kulak verdi, Allah ona hayırlı bir eş lütfetti (Buhari, Enbiyâ, 9). Evlatlarını yetiştirirken gayretli ve sabırlı bir baba oldu, Allah ona Resûlullah’ın soyuyla birleşen bir soy nasip etti. Hz. İsmail’in hayatı, bir müminin hayatının her alanında kendine örnek alabilecek hususları ihtiva etmektedir. Nasıl bir kul, nasıl bir evlat, nasıl bir eş, nasıl bir baba, nasıl bir kardeş…
Bir evlat… Babasına hasret büyüyen bir genç Hz. İsmail. Mekke’de annesiyle birlikte yaşarken Filistin’de olan babası zaman zaman onları ziyarete geliyordu. Onu her gördüğünde yeniden yeşeriyordu yüreği baba sevgisiyle. Babasıyla buluştuğu vakit güzel hatıralar biriktiriyorlardı. Beraber odun topluyor, hayvanları otlatıyor, Mekke sokaklarında adım adım yürüyorlardı. Her adımında babasını örnek almıştı Hz. İsmail. Baba-oğul birlikte Kâbe’nin duvarlarını yükseltmiş, namaz kılmış, hac vazifesini tatbik etmişlerdi.
Gıpta edilecek bir aile… Baba-oğul ayrı şehirlerde, bedenen az bir zaman birlikte vakit geçirebilseler de manevi birliktelikleri daim olmuştur. Evlada baktığımızda vuslat zamanı saygı, itaat, teslimiyet hâli görülmektedir. Gurbette baba yolu veya evlat yolu bekleyenlere ne güzel örnekliktir Hz. İsmail. Babasına her özlem duyduğunda annesi teskin ediyordu yüreğini. Mesafelere rağmen birbirine kenetlenmiş bir aile bağı. Ve bir imtihan… Ailece bir imtihan… Ve sonunda müjdelere mazhar olacak bir aile.
Babaya hürmet, saygı, itaat ve güven hususlarını onun hayatından idrak edebiliriz. Önce Rabb’e güven, saygı ve teslimiyetin ne olduğunu öğreniyoruz sonra da babaya. Kurban edilmek üzere önce Rabbine sonra babasına teslim olmuştu. İmtihanı hem bir kul olarak hem de bir evlat olarak ağırdı. Bu imtihanın sonunda bahşolunan bir koç…
Kur’an-ı Kerim’de, Hz. İbrahim’in oğlunu kurban etmesi olayında isim zikredilmemekle birlikte bu evladının Hz. İsmail olduğu bilinmektedir. Hz. İbrahim, putperest kavmi tarafından atıldığı ateşten Rabbinin yardımıyla kurtulduktan sonra o dönemde çocuğu olmadığı için Allah’tan salih bir evlat ister. Kendisine iyi huylu bir erkek çocuk müjdelenir. Duası kabul buyrulur. Hz. İsmail büyüyünce Hz. İbrahim’in gördüğü bir rüyada ondan çocuğunu kurban etmesi istenir. Bu durumu oğluna anlatınca oğlu İsmail babasına emredileni yapmasını ister. Kendisinin de bu duruma sabredeceğini söyler (Saffât, 37/100-103). Babasının rüyasını tasdiklemek için boynunu keskin bıçağın altına uzatan bir genç Hz. İsmail.
Bir peygamber duası ve bu duaya icabet. Hz. İbrahim ne çok dua etmişti Rabbine bir evladı olsun diye. Allah’tan gelen bir lütuf sonra bu lütfun ardından gelen çetin imtihan; evlat Hz. İsmail. O, babasından öğreniyordu teslimiyeti, babası Rabbine nasıl teslim olduysa o da öyle teslim olmuştu. Nasıl sabrettiyse Rabbinin emrine o da öyle sabretmişti. Teslimiyet, saygı ve sabır; bu üç unsur derin bir sevginin tezahürü değil miydi? Babanın evlada her duası ve evladın babaya her itaati baba ve oğul arasındaki içten sevgi bağını gösteriyordu bize. Hz. İsmail, bir evladın babasına sevgisini göstermesine ne güzel örnekliktir. Çünkü ailenin temeli ve aileyi ayakta tutan yegâne değerler sevgi ve saygıdır.
Gençlere örnek bir şahsiyet Hz. İsmail. Güzel ahlaka ve surete sahip Hz. İsmail’in okçulukta ve binicilikte mahir olduğunu öğrenmekteyiz. Nitekim Resûlullah ok yarışması yapan bir grubu, “Ey İsmailoğulları, ok atınız; babanız da ok atıcıydı.” (Buhari, Cihâd, 78) buyurarak onun bu yönüne dikkat çekmiş ve sahabeyi bu konuda teşvik etmiştir.
Çok sevdiği ve ona hasret büyüdüğü babasının vefat haberi ulaştığında hüzünlenmişti Hz. İsmail. Bu sefer o gitmişti babasının yanına Filistin’e, evlat olarak vazifesini ifa etmek istiyordu. Artık vuslat bekaya kalmıştı. Babasını elleriyle defnetti, kardeşi Hz. İshak ile birlikte. İki kardeş… Allah yolunda cehdeden üç kişiydiler, üç peygamber, baba ve iki oğlu. Şimdi abi Hz. İsmail, omuzlarındaki sorumluluğu daha içten hissetmişti. Babasının vefatından sonra ise istikameti hiç değişmemişti.
Sözüne sadık bir ömür… (Meryem, 19/54) Elli yıl… Allah yolunda bir peygamber olarak yürüdü. Ömrünün sonuna kadar Kâbe’ye hizmet etmiş, bu görev kendi uhdesinde kalmıştır. Yüz otuz yedi yaşında vefat ettiğinde (Taberî, Târih, I, 162) artık ilk geldiği gün çorak toprak olan Mekke, abıhayat, neşvüneva bulmuştu onunla birlikte. Mekke şehrinin ahlakı Hz. İsmail’in ahlakıydı, vazife tamam olmuştu artık. Rabbinin huzuruna giderken Allah ondan razı, o Allah’tan razıydı. Annesinin yanına Hicr’e defnedilmişti Hz. İsmail. Nasıl ilk gün annesiyle baş başa kaldılarsa bu topraklarda, yine annesinin yanında olacaktı aynı topraklarda…