AZİZE HANIM


Hatice KURT
Sakarya Vaizi


2006 yılının sonları... Kur ’an kursu öğreticiliğine başladığım zamanlardı. Camili deprem konutları bölgesinde, depremde hayatını kaybeden altı yaşındaki küçük bir kız çocuğunun adını taşıyan bir kursta görevlendirilmiştim. Adı: Tuğba Kur’an Kursu... Depremin üzerinden koskoca yedi yıl geçmişti. Köyden dönüşmüş bir dağın eteğindeki sakin bir kenar mahallesindeki Kur’an kursu, cami yapılmadan önce bir müddet mescit olarak da kullanılmış bir prefabrik yapıydı. Bu civarda çalışan bahçe sahiplerini ve resim gibi bir tablo halinde yamaçta otlayan koyunları ve sürü halinde gezen köpekleri görmek pek mümkündü.
Kimler yerleşmemişti ki buraya? Doğudan bazı sebepler dolayısıyla göçüp gelen aileler, yakın civar ilçelerden gelip buralara yerleşenler, çocukların eğitimi için çok uzaklardan gelenler... Hayatın sakinliği ve dinginliğinin hissedildiği, yaşamanın biraz daha kolay olduğu bir yerdi burası…
Rabbim kimlerle buluşturmadı ki burada bizleri? Her birinin adı aklımda kalmasa da gönlümde dualarıma kattığım çok kişi var hala dimağımda. Fiziki şartların çok zor olduğu, hatta öyle böyle değil kenar boşluklardan envaiçeşit yerde yürüyen misafirimizin rahatça gelebildiği, bazen tavan arasından dersin ortasına bir kedinin sallanabildiği cinsten… Durum böyle olsa da birlik ve beraberlik duygusunun güzelce yaşandığı bu güzel mekânda unutulmaz hatıralarımız oldu. Mekânın güzelliğinden daha önemlisi gönüllerin güzelliği değil miydi? Gönlünü hak yola bağlayan yüce gönüller güzelleştirmez mi hiç mekânları? Toplumun her kesiminden herkesin uğradığı bu mekânlarda muhataba göre yol belirlemek son derece önemliydi. Bazen dertleştik, bazen ziyaretleştik, büyük hayır işlerine giriştik, hatıralara nakşolmuş nice güzel programlar icra ettik...
Sevildiğini ve değer gördüğünü derinden hissettiren bir görev Kur’an kursu öğreticiliği... En iyi hoca onların hocasıdır, kimse laf edemez, çocuğuna, eşine kadar düşünülür. Hoca, hayat timsalidir hanımların… Hele ki genç öğrencilerin hocası... Yaşlıların duaları bolca alınır, yaşına hürmet gösterdiklerin ilmine hürmet gösterir, hizmet etmek ister, pervane olurlar etrafında. Masanda güller, çiçekler, içeceklerin eksik olmaz... Allah’ın kitabını öğretmeye gayret edene Rabbimin ikramıdır aslında bütün bunlar.
Aslında benim hayırla yâd etmek istediğim, sizlerden onun için dua istirham edeceğim biri var; Azize Hanım. Bir sağlık memuru emeklisi, Hatay’dan gelmiş o dönem Sakarya’ya. Geliş sebebi evladı. Tıp fakültesine girmek için üç sene çabalamış, en sonunda bilgisayar mühendisliği kendisine nasip olmuş, son sınıfa gelmiş fakat bu gerçekleşmeyen isteğine takılıp kalmış ve bir türlü okulunu bitiremeyen bu göz aydınlığı evladına manevi destek için maddi- manevi çırpınan bir anne. Onun anneliği takdire şayandı. Diğer oğlu başka bir şehirde okuyor, eşi memlekette. Bir an evvel okulunu bitirsin, diyerek oğluna destek oluyor, ailesini toparlamaya çalışıyordu.
Camiye yakın bir yerdeki spor salonuna giderken kurstan çıkan hanımlara denk geliyor ve böyle başlıyor kurs macerası... “Hep keşke geçen yılda burada kurs olduğunu bilseydim biri bana söyleseydi bu kadar yakınken haberim olmadı.” diye hayıflanırdı. Bir insanı hayra teşvik etmek ne kadar önemli…
“İslam’da iyi bir çığır açan kimseye bunun sevabı vardır. O çığırda yürüyenlerin sevabından da kendisine verilir. Fakat onların sevabından hiçbir şey noksanlaşmaz. Her kim de İslam’da kötü bir çığır açarsa o kişiye onun günahı vardır. O kötü çığırda yürüyenlerin günahından da ona pay ayırılır. Fakat onların günahından da hiçbir şey noksanlaşmaz.” (Müslim, Zekât, 69.)
Acaba beni bu şekilde ve bu kıyafetlerle kabul ederler mi ki diye düşünerek kapımızı çalıyor bir gün. Allah’ın kitabına sımsıkı sarılıyor, iki sene çok sıkı çalışıyor, çok güzel bir Kur’an öğrencisi oluyor, hatimler üstüne hatim, namazlar üstüne namaz, gecelerini namaz, Kur’an ve dua ile ihya eden, güzelce tesettürüne riayet eden bir hanım kul oluyor Azize Hanım ve bizler de şahitleri...
Ve hiç unutamadığım olaylardan biri de on beş gün için yanına gelen kız kardeşini kursa getirip, Kur’an-ı Kerim öğrenmesine vesile olması ve “Bu benim kardeşime en büyük hediyem.” demesiydi. Bundan daha büyük bir hediye olabilir miydi ki sahi? Çoğu kimsenin kardeşim geldi memleketten diyerek kursa gelmeyi aksatması çok olağan bir durumdu oysaki.
Allah’ın ve kitabının sevgisinin bir yüce gönlü hâlden hâle değiştirip dönüştürdüğüne şahit oluyoruz bizler de... Kendisine Kur’an öğreten olmam hasebiyle çokça dualar ediyor bendenize. Öyle ki rüyalarına giriyor Kur’an öğrenme aşkı. Rabbimden gelen rahmani ilhamlar... Aslında önümüze, gönlümüze her zaman gelir de bizler idrak edip vakıf olamayız. Cuma günleri Arapça olarak içtenlikle yaptığı dualar bir başka haz verirdi ruhumuza ve hele ki Yasin suresini içtenlikle okuması... Bitmesin isterdi dinleyen... Oğlunun içine düştüğü çıkmazdan kurtulması için gece gündüz duaya devam ediyordu ve anlattığına göre eşi de ibadetlerine dikkat etmeye başlamıştı bu süreçte. Ve bana: “Oğlumun okulu bitiyor inşallah yakında döneceğiz memlekete.” diyor. Ama ben buraları çok sevdim, çok arayacağım sizleri... Bizler de seni özleyeceğiz diyorduk hep birlikte... Ve beklenen gün geliyor, uğurluyoruz buruk bir şekilde, memlekete davet etmeyi de unutmuyor tabii ki...
Hocam en büyük isteğim Allah’ın evine davet edilmek, diyor ve ekliyordu, en kısa zamanda eşimle gideceğim inşallah ve oradan da sizi mutlaka arayacağım. Öyle içten istiyordu ki...
Ve aradan biraz vakit geçince bir telefon geldi Azize Hanım’dan. Hocam ben neredeyim biliyor musun? Yoksa dedim? Yok hocam, dedi, o da olacak inşallah. Ben Urfa’dayım, peygamberler şehrinde... Kur’an kursuna başladım memlekette de. Kursla geldik beraberce, sizle ve arkadaşlarımla yaptığımız İstanbul gezisi birden aklıma düşünce hemen sizi aramak istedim. Konuştuk, özlem giderdik. Bir gönle girebilmek, güzel bir anında birilerinin aklına düşmek ne güzel bir duygu!
Ara ara hep görüştük. Oğlunun güzel bir işe girdiği ve bir doktor hanımefendi ile nişanlandığı haberini aldık. Her şey ne kadar da düzelmiş ve mutlu gidiyordu... Derken bir gün telefonda, hocam dualarınızı bekliyorum, başka ildeki büyük bir hastaneye tetkike gidiyoruz, dedi. Hayırdır diye sorunca, iyi haber değil hocam, dedi. Ben her ne kadar “Allah’tan ümit kesilmez.” gibi sözler söyleyip teskin etmeye çabalasam da “Hocam ben biliyorum bu hastalık öğrenildiğinde geç kalınmış oluyor, pek ümitli değilim.” dedi. Hiç inanasım gelmedi. İnsan sevdiği insana hiç mi hiç hastalığı konduramıyor. Ama takdiri ilahi işte. Rabbimin huzuruna onun doğru yolunu bularak çıkmak beni çok mutlu ediyor, diyordu. O, Hak’tan gelene razı olmuş, teslimiyetle ve güzelce hazırlığını yapmıştı. Birkaç kez daha görüştük. Pankreas kanseri olduğunu söyledi ve söylediği gibi de birkaç ay sonra Rabbine kavuştu. Açtığımız telefona oğlu cevap verince anladık her şeyi...
Hayatının özellikle son beş senesini iyilik, güzellik hayır, Kur’an, ibadet ve Allah aşkıyla geçiren ve hayatının anlamını bulan Azize Hanım hep gönlümün en güzel yerinde olacak ve her daim dualarımda... Rabbim seni azizelerden eylesin... Ne güzel hazırlanıştı o... Rabbinin beytini bu dünyada göremedin ama Rabbinin cemaline, rızasına ve cennetindeki en güzel yerine mazhar olasın inşallah...
Ve kendisinden bana kalan, duaları ve bir de hediye ettiği bakır bir cezve... Bir memleket dönüşü cezveyi kahvesiyle alıp gelmiş, hocam ben gidince hep beni hatırla diye... Ne zaman o cezveyi görmemek için kaldırsam da bir yerlere şimdilerde gözümün tam önünde... Bolca Fatihalar göndereyim diye... Sizlerden de istirhamım bu güzel Azize kulunun ruhuna... Fatiha...