AYŞE SIDIKA HANIM
(Osmanlıda İlk Kadın Eğitim Bilimcisi Pedagog)
Meryem DALĞIÇ
DİB Türk İslam Sanatları Daire Başkanı
İlk vahiy olan “Oku” emri, Müslümanların ilme olan rağbetini ve bakışını şekillendirmiştir. Rabb’inin adıyla okumak çağrısı insanı, hem kendisini hem de kâinatı tanımaya davet ederken Müslümanların gönüllerinde asırlara yayılan bir ilim iştiyakı uyandırmıştır. Bu ilahi çağrı, Osmanlı eğitim geleneğinde de kadın ve erkek ayrımı gözetmeksizin bir bilinç oluşturmuş, özellikle Tanzimat sonrasında kadınların eğitime erişimi konusunda bazı adımlar atılmıştır. Kız çocuklarının eğitimi Tanzimat öncesinde sıbyan mektepleri ve ev ortamında sürerken Tanzimat reformlarıyla birlikte kadınların eğitimi kurumsallaşmaya başlamıştır. İlk kız rüştiyesi 6 Ocak 1859’da Sultanahmet’te Cevrî Kalfa (Cevrî Usta) İnas Rüştiyesi adıyla açılmıştır. İlköğretim ve liselere kadın öğretmen yetiştirmek için 26 Nisan 1870’te Dârülmuallimât (Kız Öğretmen Okulu) önemli bir basamak olarak eğitim hayatında yer almıştır. Dârülmuallimât okulundan mezun olan ve Osmanlı maarif sistemi ile Cumhuriyet Dönemi arasında köprü olan öncü isimlerinden biridir Ayşe Sıdıka Hanım.
Osmanlı ulemasından Mustafa Efendi’nin kızı olan Ayşe Sıdıka Hanım, 1872 yılında İstanbul’da dünyaya gelir. Beyoğlu Zapyan Kız Lisesinden mezun olan, birçok konuda eğitim alan Ayşe Sıdıka Hanım Rumca, Fransızca ve İngilizce dillerine vâkıftır. Aynı zamanda Arapça ve Farsça da öğrenerek klasik ilimlerde kendisini yetiştirir. II. Abdülhamit’in “Öğrendiklerini ölünceye kadar vatandaşlarına öğretsin.” fermanıyla Dârülmuallimat’ta 1500 kuruş maaşla coğrafya, ahlak, el işi derslerini verir Ayşe Sıdıka Hanım. Okulda eğitim bilimi ile ilgili dersin bulunmaması üzerine Maarif Nezaretine bu hususun önemini belirten bir rapor sunar ve fikirlerinin uygun bulunmasıyla bu dersi de okutmaya başlar. Ayrıca Sanayi-i Nefise Mektebinde de öğretmenlik yapar.
Ayşe Sıdıka Hanım’ın öğretmenlik yaptığı dönemde Osmanlı toplumu, modernleşme ile gelenek arasında gerilimli bir dönüşüm süreci yaşar. Böyle bir ortamda Ayşe Sıdıka Hanım, mutedil bir yol izleyerek Batı’daki eğitim anlayışını körü körüne taklit etmek yerine İslami değerlerle bütünleşmiş bir eğitim modelini savunur. Onun pedagojik yaklaşımı, salt bilgi aktarımının ötesinde öğrencilere kimlik ve kişilik kazandırmaya yöneliktir. Bu noktada, hem Osmanlı klasik eğitim anlayışının hem de modern pedagojinin etkilerini birleştiren öğretmenlere rehber niteliğindeki Usûl-i Talim ve Terbiye adlı eserini kaleme alır. Osmanlıda bir kadın tarafından yazılmış ilk pedagoji, eğitim ve öğretim yöntemi niteliğini taşıyan bu eser, uzun yıllar boyunca öğretmen okullarında okutulur ve eğitimcilerin başvurduğu en önemli kaynak eserlerden biri olur. Kitabında; Zihinsel Terbiye, Zihinsel Yetenekler, Hafıza Gücü, Hayal Gücü, Muhakeme Yeteneği, Ahlak Eğitimi, Kalıtım ve Eğitim, İrade, Vicdan, Sorumluluk Bilinci ve Görev Ahlakı konularına yer verir. Bu başlıklar, modern pedagoji terminolojisinde “bilişsel, duyuşsal ve psikomotor alanlar” olarak adlandırılan üçlü yapının erken bir örneğini yansıtır.
Ayşe Sıdıka Hanım, eğitimi yalnızca bilgi aktarmak olarak değil zihinsel, ahlaki ve bedensel yönleriyle bir bütün olarak ele alır. Zihinsel terbiyede “çocuğun tabiatını, eğilimlerini ve kabiliyetlerini” dikkate almak gerektiğini belirtir. Öğrencilerin dikkat, hafıza ve muhakeme güçlerinin geliştirilmesi gerektiğini, her çocuğun farklı yeteneklerle donatıldığını ifade eder. Örneğin müzik kulağı olmayan bir çocuğun bestekâr olmaya yönlendirilmesini yanlış bulur; bunun yerine, yeteneğine uygun bir alana yönlendirilmesini önerir. Eğitimde uygulamanın önemini sık sık vurgulayarak ezberci eğitime karşı çıkar. Çocuğun kitaplarla yorulmasından ziyade bizzat görerek, deneyimleyerek, öğrenmesini teşvik eder. Böylece modern “aktif öğrenme” anlayışını önceler.
Ahlak terbiyesi konusunda ise eğitimin temel gayesinin “vazifelerini bilen, vicdanlı, iradeli ve sorumluluk sahibi bireyler” yetiştirmek olduğunu savunur. Bu çerçevede vicdan terbiyesini, çocuklarda pişmanlık ve merhamet duygusunun gelişmesiyle ilişkilendirir. Dolayısıyla küçük yaşlarda çocuklara kusur işlediklerinde özür dilemenin öğretilmesi gerektiğini söyler.
Ayşe Sıdıka Hanım’a göre öğretmenlik özel bir yetenek ve ahlaki olgunluk gerektiren bir sanattır. Dolayısıyla her öğretmenin, doğuştan bir eğitim kabiliyetine sahip olması gerektiğini ifade eder. Öğretmenin yalnızca bilgiyle değil örnek davranışlarıyla da öğrencisini eğittiğine dikkat çeker. Bu nedenle öğretmen, hem bilgili hem de erdemli olmalıdır. Eğitimcinin, öğrencilerini tanıması, onların mizacını, aile geçmişini, kalıtsal özelliklerini bilmesi gerektiğini savunur. Bu anlayış, bugün “bireyselleştirilmiş eğitim” olarak bilinen yaklaşımın erken bir örneğidir.
Ayşe Sıdıka Hanım’ın düşünce sisteminde “kadınların eğitimi” merkezî bir yere sahiptir. Çünkü anne, çocuğun ilk öğretmenidir. Kadının eğitilmesi bir toplumun geleceğini şekillendiren temel unsurdur. Bu bağlamda, kadınların öğretmenlik mesleğinde yer almasını, toplumsal ilerlemenin ön koşulu olarak kabul eder.
Rıza Tevfik ile evlenip mutsuz bir evlilik yaşayan Ayşe Sıdıka Hanım, henüz 31 yaşındayken İstanbul’da Büyükada’da verem hastalığından vefat ettiğinde geride üç kız evlat bırakır. Kısa ömründe gerçekleştirdiği büyük işlerle eğitim düşünce tarihinde adından söz ettirir. Osmanlıda kadınların eğitim sahasındaki mücadelesinin öncü isimlerinden biri olan Ayşe Sıdıka Hanım’ın çalışmaları ve fikirleri, bugün dahi eğitimde vicdanı, iradeyi ve uygulamayı merkeze alan çağdaş öğretim anlayışlarıyla örtüşmekte; onun “amelî eğitim” ideali hâlâ geçerliliğini korumaktadır. (Hamza Altın, “Osmanlıda Bir Kadın Pedagog Ayşe Sıdıka Hanım Ve Eseri Usul-I Talim Ve Terbiye Dersleri”, Erzincan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2017, 10-2: 179192)