AYŞE HÜMEYRA ÖKTEN
(İlme ve İnsanlığa Adanmış Bir Ömür)
Meryem ALĞIÇ
DİB Türk İslam Sanatları Daire Başkanı
İnsanlık tarihinde öyle şahsiyetler vardır ki ünvanlarından ziyade örnek yaşantılarıyla iz bırakırlar. Onlar için bilgi, ilahi hakikate açılan bir pencere ve insanlığa hizmet aracıdır. Zira insan eşref-i mahlukattır, hürmete layıktır. Dr. Ayşe Hümeyra Ökten bu çizginin en zarif örneklerinden biri olarak çıkar karşımıza.
Ayşe Hümeyra Ökten, 1925 yılında İstanbul’un Fatih ilçesinde, Atikali semtinde dünyaya gelir. Babası Mahmut Celalettin Ökten, Osmanlı ulema sınıfından gelen önemli bir şahsiyettir. Müderrislik, Arapça ve felsefe hocalığı gibi görevlerde bulunmasının yanı sıra Türkiye’de imam hatip okullarının kurulması fikrinin öncülerindendir. Babasından aldığı ahlaki terbiye, annesi Mahmude Hanım’dan edindiği merhamet, şefkat, sabır ve ev içindeki kitap dolu odalar, onun zihinsel evrenini şekillendirir. İlköğretim ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra bilime ve insan anatomisine olan merakı nedeniyle İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde eğitim görür, bu okuldan 1949 yılında yüksek başarıyla mezun olur. Tıp eğitimi boyunca her hücrede bir sanat, her sistemde bir hikmet gören Ökten için anatomi, dersten ziyade tefekküre dönüşür. Ona göre doktorluk mesleği, yaratılışın dilini çözmeye çalışan bir seyyahlıktır. Bir gün not defterine şöyle yazar: “Tıp bana Allah’ın sanatını gösterdi. Ne çok nakış, ne çok sır var insanın içinde. Her insan, Rabbimin bir ayeti.”
Ayşe Hümeyra Hanım, tıpta uzmanlık ya da akademik kariyer yönünde ilerleme imkânları olmasına rağmen insana, hayata temas eden görevleri tercih eder. Elbette bu kararında kamusal alanda başörtülü olarak çalışamaması da etkendir. Zira o dönem, sekülerleşme politikalarının en keskin uygulandığı yıllardır. Kamusal alanda dinî kimliğin görünür olması, özellikle üniversitelerde ciddi baskılara neden olmaktadır. Ancak Ayşe Hümeyra Ökten, bu baskılara boyun eğmeden farklı çıkış yolları arar. Verem savaş dispanserlerinde çalışır, İstanbul’un farklı semtlerinde klinikler açar. Beyoğlu, Sarıyer, Çarşıkapı gibi bölgelerde muayene hizmeti verir. Bir kadın olarak, özellikle modern Türkiye’nin erken yıllarında, doktorluk mesleğini tesettürle sürdürmek cesaret gerektirir. Ökten bu cesareti gösterir ve başörtülü olarak çalışan ilk kadın doktordur. Elbette onun şahsiyetli duruşu birçok kadının, “tesettürlü meslek sahibi olma” fobisini kırar. Bu yönüyle yalnızca tıp camiası içinde değil, İslami kesimde de kadınlara örnek ve önder olur.
Ayşe Hümeyra Ökten, mesleğini insana verdiği değerle, nezaketle, sabırla, bir dervişin teslimiyetiyle ve bir annenin şefkatiyle icra eder. Hastalarına hâl hatır sorar, gerekli tedaviyi yaptıktan sonra da şifa bulmaları için duayı eksik etmez. Hastalığın yalnız bedenle ilgili olmadığını, ruhun da sızıları olduğunu bilir. Ona gelen her hasta, öncelikle bir kalbin açtığı kapıdan geçerdi. Hastalarına empatiyle yaklaşır, dertlerini dinlerdi. Onun doktorluğu, akademik bir başarıdan çok manevi bir eğitim süreci ve desteğiydi. O kadar yoğun talep görürdü ki bazıları muayeneden ziyade “Sohbet için geliyorum Doktor Abla” diyerek onu ziyaret ederlerdi. Hastalarının kim olduğu, ne kadar parası bulunduğu onu ilgilendirmezdi. Derdi sadece acıyı dindirmekti. Bir keresinde yoksul bir hasta teşekkür edip, “Doktor Hanım, borcumu nasıl öderim?” deyince tebessümle şöyle der: “Ben duayla çalışıyorum, ücretim oradan gelir.” Babasının “Kızım, ilim insana hükmetmek için değil, insana hizmet etmek içindir.” sözü ömrünün şiarı olur. Mesleğini “Allah’ın kullarına şifa vesilesi olma” ve ibadet bilinciyle yapar.
1953 yılında Türk Kızılayı tarafından hacca götürülecek doktor kadrosuna katılması teklif edildiğinde Ayşe Hümeyra Hanım bu görevi kabul eder. Bu vazife, onun hayatında bir dönüm noktası olur. Medine’ye ilk gidişinde oranın atmosferi ve maneviyatıyla derin bir bağ kurar. Elbette bu bağda Peygamber sevgisi etkendir. Hac görevinden sonra Türkiye’ye döndüğünde de bu sevda öyle derindir ki dayanamaz ve sık sık Medine’ye gider. Zamanla Suudi Arabistan’da oturma izni alarak yılın belli dönemlerini orada geçirmeye başlar. Ayşe Hümeyra Hanım böylece elli yılı aşan İstanbul ile Medine arasında mekik dokuyarak geçen bir hayata adım atar. Kuşkusuz o zamanın seyahat şartları hiç de kolay değildir. Tren ve otobüslerle yapılan meşakkat dolu yolculuklar oldukça yıpratıcı ve yorucudur.
Ökten, bu coğrafi bölünmüş hayata rağmen her iki şehirde de hastalarına hizmet etmeyi sürdürür. Medine’deki çalışmalarında da hiçbir karşılık beklemeden dışarıdan gelen hacılara, yerel halka bakım desteği sağlar. İstanbul’a geldiğinde ise hem hastalarını muayene eder hem de ailesiyle sosyal çevresiyle bağlarını korur.
Ömrünü insana hizmete adayan Ayşe Hümeyra Hanım’ın hayatı boyunca söylediği her söz, akılla imanın uyumuna dairdir. Bir sohbetinde şöyle söyler: “Bilim, Allah’ın kudretini gözle görmektir; iman, o kudreti kalple anlamaktır.” Ona göre, biri olmadan diğeri eksik kalır. Bu denge, onun yaşam felsefesidir. Öğrencilerine hep, “Tıp, duadan koparsa ruhunu kaybeder.” der.
Ayşe Hümeyra Hanım; 30 Ağustos 2020’de, 95 yaşında, Medine’de son nefesini verir. Vefatından sonra hakkında yazılan yazılarda, kimse ondan “ünlü doktor” olarak bahsetmez. Herkes aynı kelimeleri seçer: “Mübarek bir hanımefendi, hizmet insanı.” Kuşkusuz ünvanla değil dualarla hayırla yâd edilmek onun en büyük başarısı ve sadaka-i cariyesidir. (Nevin Meriç, Ayşe Hümeyra Ökten: Dindar Bir Doktor Hanım, Timaş Yayınları, İstanbul:2011)