ATEŞ SADECE DÜŞTÜĞÜ YERİ YAKMIYOR
Ömür; yazıldığı anda azalan, yaşandıkça tükenen, adına gün denen vakitler toplamı... Saatler söz verdikleri zamana ulaşmak için dünyaya geldiğimiz andan itibaren ilerliyor. Çünkü hayat mekânla sınırlı, zamanla kayıtlıdır.
Takvim yapraklarının 6 Şubat 2023 tarihini gösterdiği bir zaman diliminde saat 04.17’de Kahramanmaraş merkezli 11 ilimizi kapsayan ve “asrın felaketi” olarak nitelendirilen bir depremle uyandık. Birçok insanımız deprem sebebiyle ebedî âleme göç edip ömrünü tamamladı.
Vatan sadece nimetlerinden istifade edilen bir yer değil, gerektiğinde sıkıntılarına beraberce katlanılan bir yerdir. İşte bu vesileyle acımız ortak, derdimiz ortak, duamız ortak.
Depremin duyulduğu ilk andan itibaren devletimizin tüm birimleri kolektif sorumluluk çerçevesinde imkânlarını birleştirerek ortak hizmet gayesiyle sabır, titizlik, ciddiyet, özveri ve üstün bir gayretle depremin yaralarını sarmak, acılı kardeşlerimize yardımcı olmak için işe koyuldu. Halkımız da mademki inanıyorum, o hâlde sorumluyum, bilinciyle deprem bölgelerinin yaralarını sarmak üzere yardım seferberliğini hızlıca başlattı.
Diyanet İşleri Başkanlığımız, bu zor günlerde yaptığı hizmetlerle toplumumuzun kardeşlik harcı, dostluk mayası, depremzedelerin umudu olmuştur. Kurulduğu günden beri halkımız arasında birlik, beraberlik, kardeşlik, sevgi ve saygı bağlarını pekiştirme gibi çok önemli görev ve fonksiyonlar icra eden Başkanlığımız; toplumun her kesimi arasında hiçbir ayrım gözetmeden hizmetlerini sürdürmekte, toplumsal sorunları, sosyal problemleri din hizmetinin ayrılmaz bir parçası olarak görmektedir. Yaptığı sosyal ve insani yardımlarla mazlumların umudu, insanlığın vicdanı olmuştur.
Kadim kültürümüzde hademe-i hayrat olarak karşılık bulan teşkilatımızın tüm mensupları, “bana ne!” duyarsızlığı yerine “bana düşen ne?” şuuruyla huzura ak yüzlerle varabilmek ve yüzleri ağartacak işleri yapmak için sorumluluk almaktan kaçınmamışlardır. Zaman ve mekânı aşan bir anlayışla o acı dolu gecenin sonrasında depremzedelerin yaşadıkları travmaların ve sıkıntıların daha çabuk atlatılması, vefat edenlerin tekfin ve defin işlemlerinin usulüne uygun şekilde yerine getirilmesi amacıyla deprem bölgelerine gönüllü olarak anında hareket etmiştir. Bu süreçte umudu azalan herkese umut, kalbi mahzun olan herkese moral, yakınlarını kaybeden herkese teselli olmak için manevi rehberlik hizmetlerinde hep en önde yer almıştır.
Uğradığı felaketin şiddetiyle yıkılmış, yüzüne acının çizgileri, ruhuna umutsuzluğun gölgesi çökmüş kişilerin yürek parçalayan feryatlarına kayıtsız kalamazdım. Görev yaptığım ilçenin Kredi Yurtlar Kurumuna yerleştirilen depremzedeleri manevi destek ve rehberlik amaçlı ziyaret ettiğimde hayatım boyunca hiç unutamayacağım bir olaya şahit oldum. Yurt yetkililerinin eşliğinde müsaade isteyerek tek tek oda ziyaretlerinde bulunuyorduk. Bir odaya girdiğimizde annesinden, bebeğinin iki gün önce dünyaya geldiğini öğrendik. Annesi, bebeğin ismini “Elisa” olarak koyduklarını ancak kulağına henüz ezan ve kamet okunmağını ifade etti. Biz de hemen kulağına ezan okuyup kamet getirerek ismini bebeğin kulağına fısıldadık. Ertesi gün ilçemize Kahramanmaraş depreminde vefat eden Şarkışlalı dört kişilik bir ailenin cenazeleri gelmişti. Cenaze namazından sonra vefat eden çocuğun isminin “Elisa” olduğunu öğrenince çok şaşırmıştım. Depremde Elisa isimli bir çocuğu toprağa verirken Elisa isimli bir bebeğin dünyaya geldiğine şahit olmak beni çok etkiledi.
Suyu düşünmek susuzluğu gidermez düşüncesiyle deprem bölgesinde bulunan kardeşlerimize bir şeyler yapmalıydım. Kardeşlik bunu gerektirir. Kardeşlik varlıkta yoklukta, zorlukta yanında olmaktır, düştüğünde elinden tutup kaldırmaktır, yanında olduğunu hissettirmektir.
İlerleyen günlerde Müftülüğümüzden gelen bilgide, ilçemizden depremde vefat edenlere yönelik gönüllü görevli istediklerini öğrendim. Hemen gönüllü olarak gitmemi belirten dilekçemi vererek diğer gönüllü hocalarımızla beraber bize tevdi edilen Kahramanmaraş Kapıçam Mezarlığına cenazelerin tekfin ve defin işlemlerini yapmak üzere yola koyulduk.
Yaklaşık altı saat süren yolculuğun ardından Kapıçam Mezarlığına ulaşmıştık. Hava çok soğuktu, âdeta güneşin üşüdüğü yere gelmiştik. Sözün bittiği, kelimelerin öksüz kaldığı yerdeydim. Kafamı kaldırıp dikkatlice etrafıma baktığımda ülkemizin hemen her yerinden her unvanda teşkilat personelinin kendisine tevdi edilen görevi günde iki saat uyku ile zahmetsiz rahmet olmaz bilinci içerisinde büyük bir özveri ve sabırla ifa ettiklerine şahit oldum. Bize tahsis edilen AFAD çadırına yerleştikten sonra hemen bize verilen görevin ifasına başladık. Üçüncü günün sonunda Başkanlığımızın oradaki koordinasyonundan sorumlu hocamız görev süremizin tamamlandığını söyledi. Hocamıza devam etmek istediğimizi belirttiğimizde, “Sizin gibi gönüllü binlerce hocalarımız sırada bekliyor, bu yüzden siz dönüş hazırlıklarına başlayabilirsiniz.” dedi. Çok duygulanmıştım ve boğazım düğümlendi. Bu gönüllü hizmet ordusunun mensubu olduğum için teşkilatımızla bir kez daha onur duydum. Daha sonra hüzünlere, gözyaşlarına, acılara şahit olarak oradan buruk bir şekilde ayrıldık.
Rabbim devletimizi kaim, dinimizi hâkim, yüce milletimize hizmet sevdamızı daim kılsın. Bu vesileyle deprem nedeniyle ebediyete göç eden bütün kardeşlerimize Rabbim rahmet eylesin. Yaralı olanlara acil şifalar, geride kalanlara sabrı cemil sağlıklı ömürler nasip eylesin. Âmin.