ANNEM UYUYOR
Bahçemizde oynuyordum. Komşumuzun kedisi, kayısı ağacımızdan aşağı atlayıverdi. Ödüm koptu! Kedinin ansızın yere atlaması değildi beni korkutan. Garip bir ses çıkarmıştı. İnanmak istemedim. Olamazdı bu! Simsiyah tüyleri iyice uzamış komşumuzun kedisine doğru birkaç adım attım. Birden havlamaz mı? Demek doğru duymuştum az önce. Siyah kedi havlıyordu! Kulaklarıma inanamadım. Ellerimle yüzümü kapamışım.
En iyisi bu tuhaf durumu anneme haber vermekti. Koşarak giriş kapımızın merdivenine tırmanıyordum ki merdivenin altında uyuklayan köpeğimiz bana dönüp miyavladı! Arkadaşlar! Kime diyorum? Köpeğimiz miyavladı! Ne yapacağımı şaşırdım! Deli gibi yumrukladım evimizin giriş kapısını. Güm güm güm! Bam bam bam!
O sırada bahçe duvarımıza dizilmiş saksı çiçeklerimizin kahkaha seslerini duydum. Sardunya, açelya, küpe çiçeği, aslan burnu, bana bakıp bakıp gülüyorlardı!
Şaşkınlıkla ellerimi saçlarımın içine soktum. Allah’ım neler oluyordu? Baktım, annemin geleceği yok. Tahta kapıyı itekleyip içeri daldım.
“Anne anne! Bahçemizde neler oluyor, bir bilsen!”
“Biliyorum evladım, biliyorum.” dedi guguklu saatimizin gözlüklü kuşu. Evet! Guguk kuşumuz konuşmuştu benimle. “Guguk kuşu ama sen… Ama sen nasıl…” demeye kalmadan annemin homurtusunu duydum arkamda. Tam arkamdan gelmişti ses. İzlediğim kovboy filmlerindeki gibi ansızın döndüm. Ayaklarım bir süre havada kaldılar. Annem kanepede uyuyordu!
“Anne anne!” diye bağırdım. “Anne! Bu evde işler çığırından çıktı. Uyan da bir çaresine bakalım.”
İşte ne olduysa o zaman oldu! İnanmayacaksınız! Annemin uyuduğu kanepe ile benim bulunduğum eşiğin arasındaki halıya çatttttt!!! diye bir şey düştü.
Önüme eğildim ve neredeyse bacağım kadar büyük bu tuhaf şeyi incelemeye başladım. Bir kalemdi bu. Ama kocamandı. Bedenimin yarısı kadardı. Kalemi zorla ayağa diktim ve koltuğa yasladım. Yeni bir sesle irkildim. Evimizin çatısının üstünden bize bakan biri…
“Yoksa sizzzzz….” diye bağırdım ona bakarken…. “Doğru tahmin!” dedi. “Ben bu öykünün yazarıyım. Kusura bakma, kalemimi içeri düşürdüm.”
“Aaaa! Bense kendimi rüyada sanmıştım sevgili yazar!”
“Rüyadasın yavrucuğum. Ama kendi rüyanda değilsin!”
“Nasıl yani?”
“Canım benim! Şu anda kanepede kim uyuyor?”
“Annem!”
“Sen şimdi onun rüyasındasın!”
“Aaa!”
“Annen uyandığı zaman bu öykü de bitecek.”
“Anne! Anne!” diye bağırdım bu defa.
“Şşşşşşşştttttt….” diye durdurdu beni guguk kuşumuz. “Annen çok yorgun. Bırak biraz uyusun!”
“Ama ama ama….”
“Bu güzel rüyayı sonlandırmak istemezsin değil mi?” dedi ne zaman içeri girdiğini anlamadığım siyah kedi.
“Aman ha, uyandırayım deme…” dedi, gerçek hayattayken yürüdüğünü hiç görmediğim sardunya.
“Fakat arkadaşlar…” demeye kalmadan içeri kim girse beğenirsiniz?
Annem!
“Ama anne, sen şimdi şu kanepede uyumaktasın?” diyecek oldum.
“İnsanlar rüyalarında kendilerini göremez mi?” dedi.
Bunu hiç düşünmemiştim. Rüyamdaki anneme sarıldım. Fakat ne olduysa, o sırada kanepenin üstündeki annem gözlerini açmaz mı? İki kolumun ortasındaki kadın buhar oluverdi o an. Şaşkınlığıma herkes güldü. Uykusundan uyanan annem beni yanına çağırdı ve en sevdiğim şeyi yaptı. Saçlarımı öptü. Sonra ne dese beğenirsiniz? “Harika bir rüya gördüm kızım, anlatmamı ister misin?