ANNE BABA İLİŞKİSİ
ÇOCUĞU
NASIL ETKİLER?
Cihan ULUÇ
Psikolog
Aile sistemli bir yapıdır. Birimlerden oluşur ve bu birimler sürekli etkileşim halindedir. Çocuk, bir ailenin yetişkin adayı, Doğan Cüceloğlu’nun deyimiyle küçük insandır. Dünyaya gelir ve kadını anneye, erkeği babaya her ikisinin ilişkisini de aileye dönüştürür.
Çocuklar, anne karnından başlamak suretiyle yaşamının ilk yıllarında güven ve istikrar arayışı içerisindedirler. Daha kırılgan ve etkiye açıktırlar. Daha savunmasız ve korunmaya ihtiyaç duyarlar. Yaşamın ilk yılları çocuk için erken çocukluk evresi olarak adlandırılır ve bu dönemde gördükleri, duydukları, yaşadıkları ne varsa olumlu/olumsuz etkilenirler ve dış dünyaya karşı bir algı geliştirirler. Çocukları bir kayıt cihazına benzetmek hiç yanlış olmayacaktır. Dünyaya geldiği andan itibaren kayıt yapmaya başlarlar. Çocuk sahibi ebeveynler zaman zaman bu kayıt cihazının ayrıntıcılığı karşısında şaşkınlığa kapılabilirler. Çocuk; annenin mimiklerini, ses tonunu, çağrısına ne kadar sürede yanıt aldığını, sütünün tadını, teninin sıcaklığını, kendisine nasıl davrandığını izler. Babasının mimiklerini, ona temasını, cümlelerindeki tınıyı, ilgisini, zaman ayırırken onunla nasıl ilgilendiğini gözler. Sadece bunları değil anne baba birbirine nasıl davranıyorlar? Ortamda tehlikeli bir durum var mı, gerginlik hissediliyor mu? Baba, arkadaşlarıyla nasıl iletişim kuruyor? Anne dış dünyayla nasıl iletişim kuruyor ve olanları nasıl anlamlandırıyor? Tüm bunları kaydeder ve hem kendisi ile ilgili hem de dış dünya ile ilgili bir izlenim oluşturur. Eğer süreçler olumlu ve ilgili bir anne baba tutumuyla devam etmişse dış dünyayla ilişkiler, “Dünya güvenli yerdir.”, “Yaşanılası bir yerdir.”, “Varolmamda hiçbir sakınca yoktur.” gibi olumlu inançları pekişir. Bu inançlar, bireyin kendisini “sevilen, korunan, değerli ve önemli biri” olarak hissetmesine yardımcı olur. Eğer işler ters gidiyorsa birey “Dünya tehlikeli bir yerdir, her zaman tetikte olmalıyım.” gibi inançlarla beslenebilir. “İhtiyaçlarım görülmez ve karşılanmaz, bu yüzden yalnızım ve ne yaparsam yapayım kendim hâlletmek zorundayım. İhtiyaçlarım görülmediği içinde değersizim ve önemsenen biri değilim.” Ancak bu inançlar kişinin kendisini değersiz ve önemsenmeyen biri olarak hissetmesine neden olabilir. Yaşadığı olumlu veya olumsuz inançlar, çocuğun psikolojik olarak sağlıklı birey olmasında, yaşama ve topluma uyum sağlamasında, sağlıklı ilişkiler kurmasında, kendisiyle barışık ve mutlu olmasında etkili olabilir.
Üçüncü Ebeveyn Olarak Anne Baba İlişkisi
Bir metaforla devam edecek olursak, çocuğun anne ve babanın yanında üçüncü ebeveyni vardır: Anne babanın oluşturduğu ilişki. Çocuk, bu ilişkisel alandan sürekli beslenir. Sadece güncel yaşantısını ve duygu durumunu da etkilemez üstelik. Geleceğe, ilişkilere, evliliğe ve seçeceği eşe dair de bir izlenim oluşturur. Zaman zaman kaotik ve belirsizliğin olduğu ailelerde büyüyen, böyle bir ilişki içinde yetişen çocukların yetişkinliklerinde benzer bir ortamı oluşturabilecekleri eşleri seçtiklerine ve benzer aile yapıları kurduklarına şahit oluruz.
Yine anne babalar, biraz dikkat kesildiklerinde özellikle araları kötüyken, bir kavganın sonrasında çocuklarını gözlemlediklerinde, onların şaşırtıcı ve anlaması güç, ilgi çekici davranışlar sergileyebilecekleri durumlarla karşılaşabilirler. Bu durum bebeklerde de gözlemlenebilir. Bu günlerde bebekler, herhangi bir biçimde fiziksel rahatsızlık ya da hastalık olmaksızın uykuya dalmakta zorlanma, huzursuzluk, sakinleşememe gibi semptomlar gösterebilir. Dolayısıyla çocuklarını psikologlara getiren ailelere genelde öncelikle aralarındaki ilişkiyi düzenlemeye ve güvenli ve stabil bir ortam oluşturmaya yönelik çalışmalar yapılır. Anne baba stabil, sakin ve kontrollü olmadığı sürece, çocukların bunu gerçekleştirmesi zorlaşabilir.
Yaşamın İlk Yıllarındaki Çocukların Dünya Algısı
Hayatın ilk yıllarındaki çocuklar dünyayı ve olan biteni daha benmerkezci bir yerden yorumlarlar. Yani olan biten her şeyi kendileri üzerinden, kendileri için ve kendilerinin sorumluluğunda olarak anlamlandırırlar. Anne baba tartıştığında, çatışmalı bir birliktelik sürdürdüklerinde ya da bir biçimde ayrılık noktasına geldiklerinde, yaşamın ilk yıllarındaki bir çocuk durumun, olan bitenin sorumlusu olduğunu ve onun suçu olduğunu düşünebilir. Zaman zaman yoğun aile içi tartışmaların olduğu ailelerde büyüyen bir çocuk, anne babasının ilişkisinden kendisini sorumlu hissedebilir. Eğer iyi ve uslu bir çocuk olursa anne babasının evliliğinde bir sorun olmayacağını düşünebilir. Bu yüzden bazen şirinlikler, iyi çocuğu oynamalar, erken olgunlaşma gibi durumlar görülebilir. Elbette 12 yaşındaki bir çocuğun bu tartışmaları ve boşanmayı anlamlandırması ile 6-7 yaş ve öncesindeki anlamlandırma farklılık gösterebilir. Özellikle daha erken yaşlarda daha hassas olmakta fayda var.
Araştırmalar Ne Söylüyor?
Yapılan araştırmalar, aile içi tartışmaların sıkça yaşandığı ailelerde yetişen çocuklarda uyumsuzluk davranışlarının arttığını gösteriyor. Özellikle şiddet davranışı varsa, bu risk daha da yükseliyor. Çocuk, bu tartışmalarda korunmuyorsa ve durum ona açıklanmıyorsa, bazı fiziksel semptomlarla kendisini ifade edebiliyor. Bunlardan en sık görülenleri tırnak yeme, alt ıslatma, çeşitli korkular, aşırı kaygılı olma gibi durumlar olabiliyor.
Etki cinsiyete göre de değişebiliyor. Bir araştırma, aile içi tartışmalarda kız çocuklarının erkek çocuklarına göre daha fazla etkilendiğini ortaya koyuyor. Kız çocuklarında kaygı bozuklukları, depresyon gibi duygu durumu ile bağlantılı bozuklukların görülme riski daha yüksek olabiliyor.
Burada önemli bir husus da süreklilik. Bu tartışmaların ve çatışmaların devam etmesi, çocuk üzerindeki etkiyi derinleştiriyor ve sadece çocukluk dönemini değil yetişkinlikteki akademik, sosyal becerileri, ilişki kurma kapasitesini ve hayat başarısını doğrudan etkileyebiliyor.
Aile İçi Tartışmalarda Çocuk Nasıl Korunabilir?
Öncelikle anne baba olmanın büyük bir sorumluluk olduğunu belirterek başlamakta fayda var. Bu sorumluluk, zaman zaman gayret, kendini tanıma, kontrolde olabilme, iyi ilişkileri yürütebilme yeteneğini de içerir. Anne ve baba olarak, çift ve eş rolümüze yatırım yaptığımızda, aramızdaki ilişkiyi güvenli hâle getirdiğimizde, problemleri konuşabilir ve çözebilir hâle geldiğimizde, aslında çocuklarımız için en önemli şeyi yapmış oluruz ve onlara harika bir miras bırakmış oluruz. Bir çiçeğin solmadan büyüyebilmesi için uygun bir toprak, su, hava ve uygun ortam sıcaklığı gerekir. İlişkiniz buradaki hava ve ortam sıcaklığıdır, gelişmesi için uygun bir habitat oluşturur.
Anne babalar bazen çocukların, gerginliklerini ve huzursuzluklarını anlamayacaklarını ve bundan etkilenmeyeceklerini varsayarlar. Onlara göre sözler yeterlidir; “İyiyiz, sıkıntı yok.” demek yeterlidir. Ancak, çocukların algıları, insanın geri kalan yaşam dönemlerine göre en açık evrededir. Kelimeleri değil, daha çok duyguları yakalarlar ve hissederler. Anne baba olarak, çocukların önünde eşimizle nasıl konuştuğumuza, nasıl ilişki kurduğumuza dikkat etmeliyiz. Sadece burada değil; trafikte yersiz hareketler yapan sürücülere öfkelenirken, alışveriş yaparken kasiyerle konuşurken, üzgün ya da gergin olduğunuzda buna bağlı yüksek tepkiler verirken, eşinize sinirlenip sonra onu affederken, yanlış yola girdiğiniz için kendinizi eleştirirken vs. dikkat etmek önemlidir.
Önemli hususlardan birisi de zaman zaman aile içi tartışmalar kaçınılmaz bir hâl alabilir ve bir şekilde zuhur etmiş olabilir. Bu durumlarda çocuğa bir açıklama yapılmalı, durum izah edilmelidir. Özellikle çocukta kendinden kaynaklı kavga ettiğinize dair bir eğilim fark edilirse şu anki kavgalarının çocukla ilgili olmadığı, bazen anne babaların tartışabileceği ama sonradan bunu çözüp yeniden aralarını düzeltebilecekleri belirtilmelidir. Çocuk şunu öğrenme fırsatı yakalar: Bazen işler kötüye gidebilir ama iyiye de gidebilir, işler düzelebilir. Umudu artar, kaygısı azalır. Tam da bu noktada kavga durumlarından sonra yapılan ama çocuklarda kafa karışıklığı oluşturan bir davranış kalıbından bahsetmekte fayda var. Anne babanın tartışmasına çocuk şahit olur, üzerinden bir gece geçer ve sabah kahvaltısına uyandığında anne babasının hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam ettiklerini gözlemler. Burada çocuk gerçeklik algısını sorgulayabilir: Acaba dün akşam tartışan anne babam mı gerçekti? Yoksa şu anda gördüklerim mi? Hikâyenin eksik parçası vardır. Nasıl barıştıklarını, nasıl yatıştıklarını ve nasıl normale döndüklerini görememiştir ve o eksik parçayı doldurmaya çalışır. Bu sebeple herhangi bir kavga yaşandığında çocukların nasıl çözümlendiğine şahit olmaları da öğretici olabilir.
Yine sıklıkla görülen davranış kalıplarından biri çocukları tartışmanın bir parçası haline getirmektir. “Söyle oğlum Ahmet, baban şunu yapmıyor mu? Söyle kızım sen söyle ki baban bir duysun.” gibi ifadelerle çocukları anne baba arasından birini seçmek zorunda bırakacak durumlardan kaçınmak gerekir. Çocuk için anne de baba da çok ehemmiyetlidir. Birinden birini ‘kaybettirmeye’ hakkımız yoktur. Ayrıca, yine anne baba olarak çocuklardan güç devşirmek, sizi, çocuğunuzun gözünde, desteğe muhtaç, kendini savunamayan ve güçsüz olarak algılanmanıza yol açabilir. Bu da hayatının geri kalanında ailesinin ve çevresinin kurtarıcısı olacak yetişkinler yetiştirmeye dönük eğilimleri ortaya çıkarabilir.
Çocukla ilgili sorunların ve sorumlulukların çocuk yanında tartışılması da yine çiftlerin sıklıkla karşı karşıya geldikleri durumlardan biridir. Çocuk, bu tartışmalardan kendiyle ilgili gerçekçi olmayan; ‘İstenmeyen bir çocuğum, sevilmiyorum, yalnızım, korunmayan biriyim’ gibi çıkarımlarda bulunabilir. Bu yüzden ilkesel olarak çocukların yanında, onlarla ilgili meseleleri tartışmamakta fayda vardır.
Özetle, çocuklarımızın her şeyin farkında olduğunu, bunları kelimelere dökemeseler dahi duygu düzeyinde her şeyi hissedebileceklerini aklımızdan çıkarmamamız gerekir. Unutmayalım, ebeveynlik hem en büyük sorumluluklardan biridir hem de becerilerimizi geliştirebileceğimiz, büyüten ve olgunlaştıran süreçlerden biridir. Anne baba olduğumuz için bu kaynak içimizde mevcuttur.