ANADOLU’DA BİR YÜZYIL

BOYUNCA SÖNMEYEN ATEŞ CELÂLÎ İSYANLARI

Gülay ASLAN ALBAYRAK

Osmanlı Devleti’nde devlet düzeninin bozulmasına bağlı olarak Anadolu’da siyasi, ekonomik, sosyal ve idari alanlarda yaşanan olumsuzluklara karşı ortaya çıkan ayaklanmaların genel adıdır “Celâlî İsyanları”. Bu isyanlar adını, Yavuz Sultan Selim döneminde 1519 yılında Tokat civarında dinî ve sosyal içerikli bir ayaklanma başlatan Bozoklu Celâl’den almıştır. Daha sonraki yıllarda Anadolu’da meydana gelen benzer tüm karışıklıklar da aynı adla anılmaya başlanmıştır. Yavuz Sultan Selim döneminde ortaya çıkan ilk Celâlî hareketleri kısa sürede bastırılmış ve devlet otoritesi yeniden sağlanmıştır. Duraklama dönemi olarak kabul edilen XVII. yüzyılda çıkan Celâlî İsyanları ise hemen bastırılamamış, neredeyse bir yüzyıl devam ederek devleti zor durumda bırakmıştır. Celâlî İsyanları sadece bir isyan değildi; bozulmaya başlayan devlet düzenine, askerî sisteme ve ekonomiye verilen genel tepkinin göstergesiydi. Peki, ne olmuştu da Anadolu’daki isyanlar bu kadar uzun süre devam etmiş, devlet de bu isyanları bastırmakta zorlanmıştı?

İsyanların Sebepleri

Osmanlı Devleti’nin kuruluş ve yükseliş dönemlerindeki şehzadeler, genç yaşta sancaklara gönderilir; burada devlet yönetimini, orduyu, bulundukları bölgelerde halkı çok yakından tanırlar, tahta çıkmadan tecrübe sahibi olurlardı. I. Ahmet 1603 yılında 13 yaşında tahta çıkınca sancağa çıkamamış ve devlet tecrübesinden yoksun kalmıştı. I. Ahmet’ten sonra padişahlar da onun gibi genç yaşta tahta çıkmak zorunda kaldılar. Nitekim Genç Osman 14 yaşında, IV. Murad 11 yaşında, IV. Mehmed ise henüz 6 yaşındayken tahta çıktı. Sancağa çıkma geleneği de terk edilince devlet yönetiminde padişah eşleri etkili olmaya başladı. Bu durum, saray içerisinde güç mücadelelerini de beraberinde getirdi. Dönemin en dikkat çekici rekabetlerinden biri, IV. Mehmed’in annesi Hatice Turhan Sultan ile babaannesi Kösem Sultan arasında yaşandı. Saraydaki bu çekişmeler, devletin büyüyen sorunlarına çözüm bulunmasını zorlaştırırken merkezî otoritenin de zayıflamasına neden oldu.

Devlet içerisindeki güç mücadeleleri yalnızca sarayla sınırlı değildi. İstanbul’daki kapıkulu askerleri ve özellikle Yeniçeri Ocağı da devlet içindeki yönetimde güç merkezi hâline geldi. Öyle ki, padişahların tahta çıkmalarında, tahttan indirilmelerinde, sadrazamların ve diğer devlet adamlarının göreve gelmelerinde ve görevden alınmasında söz sahibi oldular. Bu durum, padişahların ve devlet adamlarının görevlerini hakkıyla yapmalarına engel oldu. Sadrazamlık görevine getirilen Köprülü Mehmet Paşa birtakım ön şartlar ileri sürmek zorunda kaldı ve bu şartların kabulü ile görevini hakkıyla yapabildi.

Merkezî otoritenin zayıflaması, askerî ve ekonomik alanlarda da ciddi sorunlara yol açtı. Osmanlı Devleti artık eski dönemlerde olduğu gibi kısa sürede zafer kazanamıyordu. Uzun süren savaşlar hem ekonomiyi hem de halkı yıpratıyordu. Girit’in fethi yaklaşık 25 yıl sürmüş, Avusturya ve İran savaşlarının uzun sürmesi nedeniyle devlet, halktan yeni vergiler toplamak zorunda kalmıştı. Özellikle geçimini topraktan sağlayan köylüler bu durumdan ağır şekilde etkilendi. Bu dönemde uygulanmaya başlanan “iltizam sistemi” de Anadolu’daki huzursuzluğun büyümesinde önemli rol oynadı.

Osmanlı Devleti’nin kuruluş ve yükseliş dönemlerinde ordunun en önemli ve büyük bir kısmını eyalet askerleri denilen tımarlı sipahiler oluşturuyordu. Toprağa bağlı olan bu askerler, bulundukları bölgenin gelirleriyle geçinir, savaş zamanında asker yetiştirerek orduya katılırlardı. Barış dönemlerinde ise bulundukları yerin güvenliğini sağlarlardı. Ancak uzun süren savaşlar ve devletin artan nakit ihtiyacı nedeniyle “iltizam sistemi” yaygınlaşmaya başladı. İltizam sistemi, bir bölgeden toplanacak vergi miktarının önceden belirlenmesi ve vergi toplama hakkının açık artırma yöntemi ile en yüksek bedeli ödeyen kişilere devredilmesiydi. Devlet bu yöntemle yıl sonunda köylülerden alınacak vergiyi önceden alarak acil para ihtiyacına çözüm getirmiş oluyordu. Ancak bu durum, halk üzerindeki baskının daha da artmasına neden oldu. İltizam sahibi olan mültezimler, devlete peşin ödedikleri vergiyi yıl sonunda köylülerden her şartta tahsil etmeye çalışıyordu. Ağır vergiler altında ezilen halk da zamanla toprağını terk etmek zorunda kaldı. Öyle ki 1603-1610 yılları arasında yaşanan ve tarihe “Büyük Kaçgun” olarak geçen dönemde yüz binlerce köylü can ve mal güvenliği kalmadığı için köylerini terk etmek zorunda kaldı.

Tımar sisteminin bozulması yalnızca köylüyü değil Osmanlı ordusunun yapısını da derinden etkiledi. Sistemin çözülmesiyle birlikte devlet, Anadolu’daki gençlerden “sekban” adı verilen tüfekli geçici askerler toplamaya başladı. Ancak savaşlar sona erdiğinde bu askerlerin büyük bölümü işsiz kaldı. Geçim sıkıntısı yaşayan bu askerler zamanla Anadolu’da çeteler kurarak ve köylere baskın düzenleyerek halktan zorla para toplama yoluna gitti. Böylece Anadolu’daki başka bir sorun olan güvenlik sorunu ortaya çıkmaya başladı ve gün geçtikçe sorunlar daha da büyüdü.

Celâlî isyanlarının bir başka önemli nedeni de Osmanlı parasının değer kaybetmesiydi. Coğrafi keşiflerden sonra Avrupa’ya büyük miktarda altın ve gümüş girmiş, bu da Osmanlı Devleti’ni olumsuz yönde etkilemiş, devletin gümüş para birimi olan akçenin değerinin giderek düşmesine neden olmuştu. Paranın değer kaybetmesiyle birlikte fiyatlar yükselmiş, hayat pahalılığı artmıştı. Vergiler çoğu zaman akçe üzerinden belirleniyor, ancak akçenin değer kaybetmesine rağmen vergi miktarlarında düzenlemeye gidilmiyordu. Akçenin değer kaybı halkın alım gücünü düşürürken vergilerin aynı şekilde sürdürülmesi toplumsal huzursuzluğu daha da artırdı.

Celâlî isyanlarının büyümesindeki önemli etkenlerden biri de bazı devlet adamlarının başlattığı ayaklanmalardı. Görevinden haksız bir şekilde alındığını düşünen ya da beklediği makama getirilmeyen paşalar veya beyler, emrindeki askerlerle birlikte Anadolu’da isyan hareketleri başlatıyordu.

Celâlî İsyanları ve Bastırılması

Duraklama döneminin en büyük Celâlî liderlerinden biri Karayazıcı Abdülhalim’di. Uzun süren Osmanlı-Avusturya savaşlarının yarattığı karışıklıktan faydalanan Karayazıcı, etrafına topladığı gruplarla Urfa ve çevresinde büyük yağmalar gerçekleştirdi. Osmanlı Devleti bir yandan Avusturya ve İran savaşlarıyla uğraşırken diğer yandan Anadolu’daki bu isyanları bastırmakta zorlanmıştır. Karayazıcı’nın ölümünden sonra isyan hareketinin başına kardeşi Deli Hasan geçti. Kütahya ve Afyonkarahisar çevresinde etkili olan Deli Hasan’ın isyanı uzun süre kontrol altına alınamadı. Bunun üzerine Osmanlı yönetimi farklı bir yöntem uyguladı ve Deli Hasan’ı Bosna Beylerbeyliği görevine getirdi. Bir isyan liderinin yüksek bir devlet makamına atanması, Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu çaresizliği göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Ancak bu durum da isyanları tamamen sona erdiremedi: Deli Hasan, Haydaroğlu, Gürcü Abdünnebi ve Katırcıoğlu gibi Celâlî reislerinin ünü Anadolu’ya yayıldı. Hatta bazı isyan liderlerinin ölümünden sonra bile adamları onların mücadelelerini sürdürmeye devam etti.

Celâlî liderleri yalnızca devlete isyan etmiyorlar bir yandan da kendi adamlarının yiyecek ve barınma ihtiyaçlarını karşılamak zorunda kalıyorlardı. Bu nedenle sık sık köylere baskınlar düzenliyor, halktan zorla yiyecek ve para topluyorlardı. Bazı gruplar köyleri, kasabaları ve şehirleri yağmalıyor; direnişle karşılaştıklarında ise buraları ateşe veriyorlardı. Anadolu’da yaşayan halk için Celâlî isyanları, yalnızca siyasi bir sorun değil aynı zamanda büyük bir can ve mal güvenliği sorunu haline de gelmişti.

Celâlî İsyanları, genellikle şiddet ve askerî yöntemlerle bastırılmaya çalışıldı. Ancak sorunların temelinde yatan ekonomik ve sosyal problemler çözülemediği için isyanlar uzun yıllar boyunca devam etti. İsyanların bastırılmasında en sert yöntemleri uygulayan isimlerden biri Kuyucu Murad Paşa oldu. IV. Murad döneminde sadrazamlık yapan Kuyucu Murad Paşa, Anadolu’daki Celâlîlere karşı oldukça kanlı bir mücadele yürüttü. Binlerce isyancı öldürüldü, pek çok kişi korku nedeniyle sessiz kalmayı tercih etti. Celali liderinin ölümü üzerine isyanlar bitmiş gibi gözükse de daha sonraları tekrar alevlenmeye başladı. Örneğin Genç Osman’ın öldürülmesinden sonra Erzurum Beylerbeyi Abaza Paşa isyan etti ve Anadolu’da yeniden karışıklıklar başladı. Bu isyanın bastırılmasının ardından Anadolu’da bir süre büyük çaplı Celâlî hareketleri görülmedi. Özellikle IV. Murad’ın 1632 yılında devlet yönetimini doğrudan ele almasıyla birlikte Anadolu’da daha sakin bir dönem yaşandı. Köprülü Mehmet Paşa sadrazam olana kadar geçen süreçte birçok yerel isyan çıktı. Bu dönemin en etkili Celâlî lideri Katırcıoğlu bir süre çevresini yağmaladıktan sonra devletten af istedi. Daha sonra Karaman Beylerbeyi olarak görevlendirildi ve hatta Celâlîlere karşı devlet adına mücadele etti. Bu dönemden sonra Anadolu’da Osmanlı Devleti’ni uzun süre sarsacak büyük Celâlî ayaklanmaları görülmedi.

Sonuçları

Celâlî İsyanları, Osmanlı Devleti’nin Anadolu’daki otoritesini derinden sarsan olaylardan biri olmuştur. Yaklaşık bir yüzyıl boyunca süren isyanlar sonucunda devlet otoritesi zayıflamış, ekonomik düzen bozulmuş, halk isyanlardan büyük zarar görmüş, köylü toprağını terk etmek zorunda kaldığı için üretim azalmış ve Anadolu’nun birçok bölgesi güvensiz hâle gelmiştir.

Osmanlı Devleti isyanları çoğu zaman askerî güç kullanarak bastırmaya çalışmıştır. Sorunların kaynağına inilmeden uygulanan sert yöntemler kalıcı bir çözüm sağlanmasına engel olmuş, Osmanlı Devleti’nin duraklama dönemini yaşamasında en önemli olaylarından biri olarak tarihteki yerini almıştır.

Tarihte bu ay neler oldu?

İstanbul’da Fatih Sultan Mehmet Köprüsü açıldı.

(03 Temmuz 1988)

Diyanet Radyo yayın hayatına başladı.

(09 Temmuz 2013)

Türk Dil Kurumu kuruldu.

(12 Temmuz 1932)

Diyanet TV yayın hayatına başladı.

(19 Temmuz 2012) 

Hatay Türkiye’ye katıldı.

(23 Temmuz 1939)