ALTUNCAN HATUN
Selçuklu Devletini Yıkılmaktan Kurtaran Kadın

Meryem DALĞIÇ
Başkanlık Vaizi

Kadın ve erkek aynı özden yaratılan, vahye muhatap kılınan, farklılıklarıyla birbirinde tamamlanan, hayatın yükünü birlikte omuzlayan iki kıymetli varlıktır. Birinin varlığı diğerinin mevcudatı ile kaimdir, elbette insan neslinin daimîliği de buna bağlıdır. Bu hakikat Orhun Abideleri’nde şöyle ifade edilmiştir: “Tanrı, Türk milleti yok olmasın diye babam İlteriş Kağan ile anam İl Bilge Hatun’u yükseltti.” Katun/Hatun; “Türk hükümdarının eşi, saygın kadın, yönetici kadın” demekti. Yönetimde ve devlet protokolünde hükümdardan sonra gelirdi. Kadim Türk geleneğinde annelik vasfıyla ailenin en önemli unsurunu teşkil eden kadın, temiz ve güzel ahlakıyla bilinirdi. Kuşkusuz onun nitelikleri bununla sınırlı değildi. Türklerde erkek çocukları gibi kız çocukları da son derece donanımlı bir şekilde yetiştirilirdi. Ok atan, ata binen, kılıç kuşanan kadın, içtimai ve siyasi hayatta varlığını daima hissettirirdi. O, cesaretiyle savaş meydanında bazen rütbesiz askerdi, bazen de bir komutan vasfıyla ordunun başına geçer devleti yıkılmaktan kurtarırdı. Büyük Selçuklu hükümdarının eşi Altuncan Hatun da “devlet kurtaran kadın” olarak tarihte iz bırakanlardandı. (Emine Akarsu, Büyük Selçuklu Devleti’nin Devletleşme Sürecinde Kilit Şahsiyet: Altuncan Hatun, Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, s. 104-110)
Altuncan Hatun; güzel ahlaklı, dindar, hayırsever, edepli, kültürlü, güçlü ve iradeli bir kimse olarak bilinirdi. İlk olarak Harezmşah ile evlendi, bu evlilikten Enûşirvan adında bir oğlu dünyaya geldi. Eşini genç yaşta kaybeden Altuncan Hatun’a Tuğrul Bey, veziri Kündurî aracılığıyla evlenme niyetinde olduğunu iletti. Bu teklifi kabul eden Altuncan Hatun, sultanın eşi olarak oğluyla birlikte Selçuklu sarayına geldi. Kısa zamanda zekâsı, basireti, azmi ve fevkalade yapıcı şahsiyeti ile kendisini kabul ettirdi. O, herkes tarafından sevilen sayılan bir sultan eşiydi. Devlet işlerine hakkıyla vâkıf, inisiyatif sahibi, otoriter bir kadın olması hasebiyle Tuğrul Bey, devlet meselelerinde onunla istişare etmeden karar vermezdi. Hatta çok karmaşık sorunları dahi eşinin görüşüne havale etmekten çekinmezdi. Altuncan Hatun, aldığı isabetli kararlarla Sultan üzerindeki etki ve nüfuzu oldukça yüksekti. Tuğrul Bey nezdindeki bu müstesna yerini fark eden hükümdarlar, ondan medet umar, sulh dâhil olmak üzere çeşitli meselelerde kendisinden aracılık yapmasını isterlerdi.
Altuncan Hatun, ömrü boyunca bu üstün meziyetlerinin gereğini yerine getirmiş, bilhassa devletin varlığına yönelik tehlikelere karşı hayatı pahasına da olsa kıyasıya mücadele etmişti. Onun Selçuklu Devleti’ne en büyük hizmeti, üvey kardeşi İbrahim Yınal’a karşı taht kavgası mücadelesinde Tuğrul Bey’e vermiş olduğu destekti. Tuğrul Bey, içinde bulunduğu meşakkatli durumdan kurtulmak için Hemadan’da başlatılan isyanı bastırmak üzere sefere çıktı. Eşi Altuncan Hatun’a, üvey oğlu Enûşirvan ve veziri Kündurî’ye de Abbasi hilafetini, Şii baskınına karşı korumaları ve şehrin güvenliğini sağlamaları için Bağdat’ta kalmalarını emretti. Bir bakıma Bağdat’ın ve Halife’nin savunmasını Altuncan Hatun üstlenmişti. Ancak bir süre sonra Tuğrul Bey’in savaşı kaybettiği ve esir düştüğüne dair kötü haberler geldi. Bağdat’ta başta Halife olmak üzere herkes panik içerisindeydi. O kadar ki vezir Kündurî bile ne yapacağını şaşırmış, herkes canının derdine düşmüştü. Zira Şii tehlikesi henüz bertaraf edilmemişti. Devlet erkânı ve rütbeli komutanlar arasında soğukkanlılığını kaybetmeyen ve ne yapacağını çok iyi bilen biri vardı. O da gerektiğinde ata binen, kılıç kuşanan, orduları komuta eden Altuncan Hatun idi. Bu sırada İbrahim Yınal’a yenilen Tuğrul Bey, vezirine, eşine ve üvey oğluna mektuplar yazarak Bağdat’ı bırakıp mevcut kuvvetleriyle kendisine yardıma gelmelerini söyledi. Bağdat’ın korumasız kalacağını düşünen Halife, bunu onaylamadı, vaziyeti kurtarmak için de Enûşirvan’ı tahta çıkarmayı plandı. Kündurî de bu planı destekledi ancak Altuncan Hatun duruma müdahale etti. Öncelikle veziri yanından uzaklaştırdı, kendisine itiraz eden oğlunu da zincire vurdurdu. Oğlunun ve vezirin saraylarını yağmalattı. Selçuklu askerlerine durumu izah ederek her ikisinin de Sultan’a ihanet ettiklerini ve cezalandırılması gerektiğini söyledi. Halife’nin kendisini tevkif etmek istemesi üzerine de ordunun başına geçerek Hemedan üzerine yürüdü. Tuğrul Bey, başta Altuncan Hatun olmak üzere yardıma gelenlerin sayesinde İbrahim Yınal’ı mağlup etmeyi başardı.
Altuncan Hatun, böylesine tehlikeli ve kritik bir dönemde almış olduğu cesur bir karar ile hem eşini hem de Selçuklu Devleti’nin geleceğini kurtardı. Onun bu uğurda kendi öz evladını esir etme teşebbüsü, şüphesiz vatan ve millet sevgisi ile dolu asil bir ruhun tezahürüydü. O, bir milletin geleceğini tehlikeye atmaktansa evladını feda etmeyi yeğledi.
1060 yılında Cürcan’da vefat eden Altuncan Hatun’un Peygamber aşkı ve onun ehlibeytine olan sevgisi dillere destandı. Bu sevgisi o kadar ileriydi ki kendisi öldüğünde Tuğrul Bey’den halife soyuna mensup bir kadınla evlenmesini istedi. Hatta malı mülkü neyi varsa hepsini ileride Sultan’ın eşi olacak Halife’nin kızına çeyiz olarak verilmesini vasiyet etti. Onun bu vasiyeti son nefesinde dahi Selçuklu Devleti’nin yüksek menfaatini düşünerek yaptığı bir incelikti. Zira böylece Selçuklu-Abbasi arasında bir ehlibeyt bağının kurulmasını hem Türk hem de İslam’ın savunuculuğunu tek bir çatıda toplanmasını dilemişti. (Zekeriya Kitapçı, Abbasi Hilafetinde Selçuklu Hatunları ve Türk Sultanları, Selçuk Üniversitesi Yayınları, s. 61-63).