ALTIN SANAT TEZHİP

Nagihan AYDIN

Başlangıçtan itibaren sanatla birlikte yol alan insan, bu yolculukta estetiğe olan meylini aşikâr kıldı. Kalemin kâğıda nazende dokunuşları sanatla neşvünema bulup ruhumuza gülümsedi. İnsanın sözü güzel söyleme ve yazmada gösterdiği titizliği, yazdığı yazıları güzel biçimde sunma arayışında da belirleyici oldu. Bir çiçeğin, yaprağın belki de küçücük bir noktanın ahenkle diğerine tutunması bu estetik çizgileri oluşturmaya ilk adımdı.

Hayatın her sahasında sanatın izlerine rastlamak mümkün. İnsanın hayata bakış açısı, yaşam biçimi ve toplumlar arası görülen farklılıklar sanatın bir tür değiştirici gücünü yansıtmakta. Sanatın geldiği noktada, ortaya konulan eserler de o dönemin insanlarının nasıl bir hayat yaşadığını resmetmekte.

Sanat denildiğinde geçmişte birçok devlet kuran milletimizin, her alanda olduğu gibi sanat alanında da özgün ve nitelikli eserler ortaya koyan sanatkârlar yetiştirdiğini, kendi sanat anlayışını ortaya koyduğunu ve aynıı zamanda dünya medeniyetlerine katkıda bulunduğunu belirtmekte fayda var. Bu bakımdan Türk İslam sanatları kategorisinde tezhip sanatı da tarihî seyri ve etkileri bakımından önemli bir yere sahiptir.

Sözlük anlamına göre “altınlama” olarak adlandırılan tezhip, bir tür süsleme sanatıdır. İslam kökenli kitap bezeme sanatlarının ortak adı olarak da ifade edilen tezhip, en yaygın özelliği ile hüsnühat denilen güzel yazıların etrafını desen ve motiflerle süsleme olarak karşımıza çıkar. Ancak tezhip, sadece hüsnühat yazılarının etrafını süslemek için kullanılmamıştır. En temelde güzel yazıların etrafına yapılan teknik olarak bilinse de aslında el yazması kitapların başlık ve diğer sahifelerini süslemek için de kullanılmıştır.

Tezhip sanatı, yalnız altın yaldızla işlenen tür ve tekniklerde değil aynı zamanda boyalarla yapılan ince kitap tezyinatını da içinde barındırır. Tarihî seyrinde ve günümüzde özgün üsluplarla geliştirilen tezhip, çeşitli çizgiler, motifler bazen de hayvan figürleriyle de karşımıza çıkmıştır. Yapılan her bir tezhip çalışmasında bir bütünlüğün bulunması, tezhibin süsleme sanatı olmasının yanında bazı çalışmalarda tamamlayıcı özelliğinin olduğunun da kanıtıdır. Kitapların, levhaların, murakka ve sahifelerin süslenmesi ile yapılan bu sanatla uğraşan erkek sanatkârlara “müzehhib”, hanım sanatkârlara ise “müzehhibe” adı verilmiştir.

Sanatın icrasının her alanında olduğu gibi, tezhip sanatında da bu sanatı icra edenlerin kültür ve medeniyet izlerine rastlamak mümkündür. Bu anlamda tezhip sanatının icra edildiği dönemlerin izleri ve bu izleri oluşturan kültür mirasının görüntüsüne üslup denilmesi yerinde olacaktır. İçinde bulunulan dönemin maddi ve manevi kaynaklarıyla işlenen tezhip, sonraki nesillere her zaman çift yönlü beslenerek aktarılmıştır. Bu husus, hakkıyla işlenip geleceğe ulaştırılması son derece mühim ve diri kalması gereken bir emanet olarak görülmüştür.

Tarihî seyrine bakıldığında tezhip sanatı çok eski milletlere dayanır. Türk tezhip sanatı da ilk olarak Orta Asya’da gelişmeye başlamış ve uzun süre devam etmiştir. Uzun süreli bu yolculukta, farklı kültür ve medeniyetlerin birbirini etkileme özelliği sanatın diğer dallarında olduğu gibi tezhip sanatında da görülür. Anadolu’da Selçuklular zamanında İran üzerinden giren akımlardan etkilenen tezhip sanatı, burada onu sanatsal çalışmalarında uygulayan kişilerce üslup kazanarak millî bir zevke bürünerek yolculuğunu sürdürür.

Tezyinî sanatların ortak özelliği olan desen, tezhip sanatında da bezeme amacıyla yapılan tasarımların çizgilerle ifade edilmesidir. Desenin her bir çizgisi, çizen kişinin hayal gücünün ulaştığı noktaları, bu zenginliğin sağladığı zevki, görgü ve edep seviyesinin iz düşümüdür. Desenin nereye, ne miktar ve ölçüde çizileceği, onu tasarlayanın hüner ve becerilerinin ortaya konulmasıdır. Bu bakımdan tezhip sanatında mükemmelliğin ve hayreti mucipliğinin ölçüsü ilk olarak desen ölçülerinde ortaya konulur diyebiliriz.

Tezhip sanatında kullanılan desen çeşitleri genel hatlarıyla üç ana kategoride değerlendirilir. Bunlardan ilki, sınırlı bir alan içerisinde başlayıp biten pano özelliği olan desenlerdir. Pano özelliği olan desenler genellikle sure başlarında ve serlevhalarda karşımıza çıkar. İkincisi, kitap sanatlarında en güzel örneklerine rastlanan ulama (raport) desenlerdir. Genellikle zahriye sayfası ve koltuk tezhibi için tasarlanan desenlerde rastlamak mümkündür. Üçüncü grupta tasarımları cetvel ve pergelle tasarlanan iki boyutlu geometrik görünüme sahip, bütün İslam ülkelerinde kitap ve diğer bezemelerde kullanılan geometrik (hendesi) desenler yer alır. Her bir desen çeşidinde ortaya konulan klasik çalışmalara verilen özgünlük tezhip sanatının daima gelişmesine kaynaklık etmiştir.

Tezhip sanatında uygun desenlerle yapılan çalışmalar, aynı zamanda üzerine gerçekleştirilecek tekniğe de uygun olarak tasarlanır. Bu tekniklerde kullanılan sıralama ve uygulanış biçimleri bir ahenge hizmet eder. Bu bakımdan tekniklerin sıralamasında ilk sırada düz tezhip denilen, zemini boyalı klasik tezhip yer alır. Klasik tezhipte en çok kullanılan teknik olarak karşımıza çıkan “zemini boyalı klasik tezhip”, belli bir sıralamayla işlenir. “altın içinde altın” denilen “zerenderzen” ise altını mat ve parlak tonlarında kullanmak suretiyle yapılan tezhiplere verilen isimdir. Sulu altınla gölgeli tarzda yapılan süslemelere ise “halkârî” adı verilir. Tahrirleri birbirine paralel giden iki çizgi şeklinde çizilen desenlerin olduğu tezhiplere ise “çift tahrir” adı verilirken altın serpme tekniği isminde bilinen “zerefşan” bu tekniklerin sonuncusudur.

Her bir teknikte tezhip işleminin hatırı sayılır güzellikte ortaya konulması, müzehhib ve müzehhibenin manevi âleminin de yoğrulmasına bağlıdır. Bu tezahürün her çizgi ve motifte karşılık bulması estetiğin sahibine bir atıftır. 17. yüzyılda geleneksel yapısını koruyan tezhip sanatında 18. yüzyılda Batılı etkiler görülmeye başlamıştır. Osmanlı’da Kanuni Sultan Süleyman döneminde ön plana çıkan tezhip ustaları Şah Kulu ve Kara Memi’dir. Şah Kulu’nun öğrencisi olarak bilinen Kara Memi, kitap süslemesinde uygulanan klasik kuralları esneterek yeni bir üslup ortaya koymayı başarmıştır. Ayrıca nakkaşların babası olarak bilinen Baba Nakkaş ve Ali Üsküdari de tarihte bilinen tezhip sanatkârlarındandır.

Türk hat sanat eserlerini daha ihtişamlı göstermek ve etkilerini uzun yıllar korumasını sağlamak düşüncesiyle ortaya çıkan tezhip, kaynağını Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şerifleri en güzel hâliyle miras bırakma arzusundan alır. Geçmişte bu fikirle çıkılan yolda özellikle Osmanlı Dönemi’nde saraylarda kurulan nakkaşhanelerde ustalar ve çırakları bir arada maaşlı olarak görev yapar, devletin bünyesinde sanatını icra ederlermiş. İnsanı manevi anlamda terbiye ettiği düşünülen tezhip sanatı, her yönüyle ayrı bir disiplin eğitimidir. Öyle ki insanın bu sanatı icra ettiği vakitte son derece yumuşak huylu ve sükûnet sahibi olması beklenirdi. Sanatkârı bir bütün olarak terbiye eden tezhip sanatının, her bir kalem ve fırça darbesinin sanatkârın ruhunda hissedilmesine dayandığı ifadesi de bundan olsa gerek. Öfke ve hırsı hissiyatında barındırmayan bu sanat, âdeta nefis ve nefesin terbiye edildiği hanedir.

Tarihte güzel olanı korumak ve en güzel biçimde aktarmak adına yapılan tezhip çalışmaları her dönemde hat sanatıyla birlikte yol almıştır. Pek çok hattatın aynı zamanda tezhip ustası olduğunu da bilmekteyiz. Bu da sanatın bir bütün olarak insanın maddi ve manevi yönden kemalâta ulaşmasında koruyucu kalkan vazifesindeki bir noktaya götürdüğünün nüktesidir. Nitekim gönüllere nakşedilmesi aşkın, sabrın ve büyük bir özverinin sonucunda gerçekleşmektedir. Geleneksel sanatların bu anlamda bir tür edep eğitimi olduğunu belirtmek doğru olacaktır. Günümüzde yıpratıcı etkileri görülen birçok meşguliyetin arasında derin bir nefes almaya kim ihtiyaç duymaz ki? Kalbe ve ruha hayranlık veren, huzura ermeyi sağlayan tezhip sanatı da bu anlamda sadra şifa olarak bediiyat yolculuğuna devam ediyor.