ALLAHUEKBER DAĞLARI VE SARIKAMIŞ

Seher MERİÇ

Pandemiden önceydi, yaz mevsiminin bitmesine yakın zamanlardaydık. Eylül başıydı sanırım. Birkaç aile çoluk çocuk çam ağaçlarının ve şahane bir gölün olduğu bir yerde kamp yapmıştık. Gece olup güneş dağların ardına saklanınca gecenin serin yüzüyle merhabalaştık. Akşama doğru hem yemeklerimizi yapmak hem de gece boyunca ısınmak için etraftan topladığımız çalı çırpı ile ateş yaktık. Yemekten sonra kamp ateşinin kenarında ellerimizde kocaman fincanlardaki sıcacık çaylarımızı yudumlarken hikâyeler anlattık, yıldızları seyrettik. Gecenin ilerleyen saatlerinde soğuk havalara uygun olarak tasarlanmış sıcak kamp çadırlarımızda şişme yatakların üzerinde serdiğimiz -20 derece korumalı uyku tulumlarımıza girerek sabaha kadar güzelce uyuduk.

Sabah olduğunda ise ben her zamanki gibi erkenden kalkarak sönen kamp ateşimizi yakıp çay yapmak için sıcak suyu kaynattım. Güneş yavaş yavaş yüzünü göstermeye başladığında o zamanlar 11 yaşında olan minik Sude çadırından çıkıp yanıma geldi.

-Seher Teyze ne yapıyorsun?

-Çay için su kaynatıyorum Sudecim.

Gelip ateşin başına yanıma oturdu.

-İyi uyuyabildin mi? Çadırın rahat mıydı? Gece üşüdün mü? diye sorunca aldığım cevap beni çok etkiledi.

-Seher Teyze her şey çok güzel. Annem, babam ve ben çadırımızda sıcacık uyuduk, dedi ve durdu.

-Ne oldu Sude, neden sustun, dedim.

-Aklıma babamla beraber seyrettiğimiz bir belgesel geldi. Orada vatanımız için savaşırken donarak şehit düşen askerlerimiz vardı.

-O yerin adını hatırlıyor musun Sudecim?

-Evet, Sarıkamış...

İkimiz de sabah serinliğinde üşüyen ellerimizi kamp ateşinde ısıtırken sıçrayan kıvılcımları takip ettik bir süre.

-Biliyor musun Seher Teyze; Sarıkamış, kıştan bile soğukmuş, dedi.

İşte ben de bu yüzden dergimizin bu ayki sayısında Sarıkamış’ı anlatmak istedim.

Sarıkamış, Kars iline bağlı bir ilçe. Rivayete göre, Çerkez beylerinden biri, bu toprakları biraz yiyecek ve bir sarık aldığından buranın adı “Sarığaalmış” olarak söylenmiş. Bilahare sarıçam ormanlarına nazire olarak “Sarıkamış” denilmiş.

Son yıllarda oldukça rağbet edilen bir ulaşım olan turistik Doğu Ekspresi ile gidebileceğiniz gibi tabii ki hava ve kara yoluyla da ulaşabilirsiniz. Hangi şehirden buraya geleceksiniz bilemiyorum ama ülkemizin en doğu ucunda olduğu göz önünde bulundurulursa kara yolu yerine hava yolunu tercih etmenizi tavsiye ederim. Bu arada konaklayacağınız yeri de özellikle kış mevsimi gidecekseniz önceden ayarlamanız gerekiyor. Çünkü bu bölgeye kış aylarında hem yurt dışından hem de yurt içinden kayak yapmak için çok sayıda ziyaretçi geliyor.

Peki Sarıkamış’ta ne oldu ?

Yıl, 1914…Yer, Sarıkamış… 60 bini donarak olmak üzere 78 bin şehit verdik. 1914 yılının 15-22 Aralık tarihleri arasında, Sarıkamış yakınındaki Allahuekber Dağlarında, Kars’ı Ruslardan geri almak için harekâta katılan 60 bin askerimiz donarak şehit oldu. Allahuekber Dağlarının yer yer 2-3 bin rakımlı geçitlerinde ısı -30 dereceye kadar düşüyordu. Türk askerlerinin büyük bölümü ise çölden gelmişti ve üzerlerinde yazlık üniformalar vardı. Yetersiz teçhizat, yiyecek ve silah ama en önemlisi soğuk yüzünden binlerce şehit verdik.

Soğuk havanın uğuldayarak konuştuğu Sarıkamış’ta, yüreklerinde vatan sevdası olan askerimizin ağzından kelimeler bile havada asılı kalıp donuyordu. Yürüdükçe yollar kısalacağına daha da uzuyordu. Zaman aynı hava gibi donup kalmış, geçmiyor. Evlatlarımız yavaş yavaş tükeniyorlar ve adımları yavaşlıyor. Sonra vatan toprağı uğruna -30 derecede 60 bin yiğit beyaz karlara gömülüyor.

Rus Kafkas Ordusu Kurmay Başkan Vekili Dük Aleksandroviç Pietroviç Sarıkamış’ta gördüklerine anılarında şöyle yer vermiş: “İlk sırada diz çökmüş dokuz kahraman. Mavzerleriyle nişan almışlar, tetiğe asılmak üzereler ama asılamamışlar… İkinci sırada cephane taşıyanlar var, sandıkları bir avuçlamışlar ki kâinattan hırslarını almak istiyor gibiler. Öylesine kaskatı kesilmişler… Ve sağ başta Binbaşı Nihat. Dimdik ayakta, başı açık, saçları beyaza boyanmış, gözleri karşıda… Allahuekber Dağlarındaki son Türk müfrezesini teslim alamadım. Bizden çok evvel, Allah’larına teslim olmuşlardı.”

Sarıkamış kuşatma harekâtı, aşırı soğuk ve açlık yüzünden, hedef ele geçirilemeden 5 Ocak 1915’te sona erdi. Osmanlı ordusu bu dağlarda, 60 bini donma sonucu tam 78 bin şehit verdi. Rus birlikleri de bu savaşlarda 32 bin askerini kaybetti. Bunun en önemli sebebi ise ordunun kış şartlarına hazır olmaması ve olumsuz iklim şartları sebebiyle ikmal ve iaşe hizmetlerinin yapılamamasıydı. Bu satırları yazarken bile orada şehit olan Mehmetçiğimizi yüreğimde hissediyorum. İçim burkuluyor. Analarının kınalı kuzuları birer birer bembeyaz bir soğuğun içinde son nefeslerini veriyor ve Rablerine kavuşuyorlar.

9. Kolordu Kurmay Başkanı Yarbay Köprülülü Şerif İlden, şahit olduğu manzarayı şöyle anlatıyor: ’’…En nihayet dağa çıktık. Bizi çok geniş ve uçsuz bucaksız sanılan bir kar yaylası karşıladı. Pek yorulmuş ve takatsiz düşmüştük. Tam yayla üstünde keskin bir rüzgâr ve şiddetli bir tipi başladı. Bu andan itibaren göz gözü görmez oldu. Kimsenin kimseye yardım etmesi ve hatta söz söylemesi, sesini işittirmesi imkânı kalmadı. Uzun, sonsuz denecek kadar uzamış olan yol kolu dağıldı. Herkes kendi canının derdine düştü. Asker enginlerde, dere içlerinde, orman bucaklarında, nerede bir kara nokta, dumanı çıkan bir ocak gördüyse oraya saldırdı ve kolordu çözülüp eridi... Subaylar çok uğraştılar, fakat kimseye söz işittirmek gücü kalmamıştı. Hâlâ gözümün önündedir; yol kıyısında karların içine çömelmiş bir er, bir yığın karı kollarıyla kucaklamış, titreyerek, feryat ederek dişleriyle kemiriyor, tırnaklarıyla kazıyordu... Kaldırıp yola götürmek istedim. Er önceki hareketlerini hiç bozmadı ve beni hiç görmedi. Zavallı cinnet geçiriyordu... Böylece şu uğursuz buzullar içinde biz belki on binden çok insanı bir günde karların altında bıraktık ve geçtik...’’

Gündüz vaktini bölgenin gülen yüzü olarak adlandırabiliriz. Ama bir de gece var. Gece koyu, gece acı... Gecenin tek bir yüzü olur o da “soğuk”tur. Bütün bunları neden mi anlatıyorum. Atalarımızın şehit olarak bizlere emanet ettiği bu toprakların ne kadar kıymetli olduğunu unutmayalım diye.

Bir şeyi öğrenmenin en iyi yollarından biri de deneyimlemektir. Bu yüzden sizlere bir sorum olacak: Şimdiye kadar en çok nerede ve ne zaman üşüdünüz?

Siz düşünürken ben size yaşadığım iki hatıramı anlatayım isterseniz.

Bundan 10-15 sene evveldi. Afyonlu biri olarak soğukla her ne kadar aram iyi olsa da Sarıkamış’ta bir kış akşamı Kars’a gittiğim zamanki kadar hiç üşümedim diyebilirim. Tamamen yolcu dolu ve ısıtması da fena olmayan bir minibüsün içinde, üzerimde kalın kıyafetler, bere ve eldiven olduğu hâlde iliklerime kadar üşüdüğümü söyleyebilirim. Yolculuğum yaklaşık bir saat sürdü. Vardığım yerde su bardağı ile ikram edilen sıcak çaydan sonra yavaş yavaş kendime geldiğimi hiç unutmuyorum.

Nerede ve ne zaman yaşarsak yaşayalım. Hep biliriz ki bu soğuğun bir sonu var. Eve ya da kapalı bir alana gideceğiz ve sonunda üşüyen ellerimiz, soğuktan hissetmediğimiz o ayak parmaklarımız ısınacak. Biz buna mutlu son diyebiliriz. Ama bazen de öyle olmaz.

İkinci hatıram ise Erciyes Dağı’na ait. Soğuğun iyice kendini hissettirdiği bir ocak ayında kayak yaparken birkaç arkadaş farklı bir rota kullanalım dedik. Ama bu pek iyi bir fikir değildi. Çünkü yolumuzu kaybettik. Aniden hava kapanıp grileşti. Ardından başlayan tipi, yönümüzü kaybetmemize ve kayamaz hâle gelmemize sebep oldu. Üzerimizdeki özel korumalı kıyafetleri bile yazlık tişört gibi hissettik. Kayak botlarının içinde ayaklarımız üşümeye başladı. Kısa bir süre bile olsa tipiden dolayı kıpırdayamadık. Öylece yere çömelip kaldık. İçimden bildiğim tüm duaları okumaya başladım. Tüm bunlar en fazla 15 dakika içinde olmuştu. Tipi hafifleyince biz de yavaş yavaş hareket etmeye başladık.

Sonra uzakta bir yerlerden ikindi ezanını duyduk. Duyduğum en güzel ezandı. Ezanla birlikte hava bir anda tekrar açıldı. Hepimiz çok şükür, dedik ve aşağıda gördüğümüz evlere doğru son gücümüzle kaydık. O gün acı bir tecrübe olmuştu. Öğrenmemiz gereken bir çok şey vardı biliyorum. Ama belki de bunlardan en önemlisi, minik Sude’nin dediği gibi kıştan bile soğuk yerler olduğuydu.

Bu yazıda amacım, sizlere Sarıkamış’ta yaşanılanları tarihsel açıdan değil de duygusal açıdan anlatmaktı. Hemhâl olalım istedim. Bunun için de ilk önce “soğuk” kelimesinin sadece beş harften oluşmadığını bilmek gerektiğine inanıyorum.

Her sene Sarıkamış’ta ocak ayının ilk haftasında Kars Belediyesi tarafından “Sarıkamış Şehitlerimizi Anma Günü” düzenlenmekte ve şehit askerlerimizin hatırasına onların ilerleyebildiği son nokta olan Allahuekber Dağlarına doğru bir yürüyüş düzenlenmektedir.

Biz onların ne sayılarını tam biliyoruz ne de isimlerini. Onlar bizim için vatanın her bir şehrinden gelen kınalı ana kuzuları... Mekânları cennet olsun inşallah.

Mehmet Akif’in dediği gibi: “…karşımızda vatan namına bir kabristan yatıyor…”

Bu satırları ben sıcacık evimde yazarken gözlerimden yaşlar dökülüyor. Bu vatan, toprağının altında bunca şehidimiz olduğu için bizim. Ve Allah’ın izniyle kıyamete kadar bizim olacak. Şimdi sizlerden ricam tüm şehitlerimiz için bir Fatiha okuyalım. Ve ne zaman üşüseniz aklınıza bu yazı ve Sarıkamış’taki şehitlerimiz gelsin.