BİNT HUVEYLİD
Şehirlerden Mekke, yıllardan 610, aylardan ramazan, günlerden pazartesi, bir Kadir Gecesi...
İlahi vahye mazhar olan Allah Resulü (s.a.s.) yola revan olmuştu, hızlı adımlarla sevdiğinin yanına doğru. Vahyin haşyetinden biraz da ürpermişti. Teskin olmak istiyordu yüreği, ne olmuştu ki kendisine acaba?
“Beni örtünüz, beni örtünüz…” demişti Resûlullah sevgili eşine; örtüyü örten el Hz. Hatice’ydi. Örtü olmuştu, libas-ı hatem olmuştu eşine Hz. Hatice. Başından geçenleri anlatmıştı ona Resûlullah ve “Kendimden endişe ettim.” demişti. Hz. Hatice’nin dilinden dökülen şu sözler nasıl teskin etmişti Resûlullah’ı: “Hayır, Vallahi! Allah seni kesinlikle utandırmaz. Çünkü sen, akrabalık bağlarını sıkı tutar, doğru söz söyler, bakıma muhtaç olan kimselere yardım eder, elinde avucunda olmayana verir, misafiri ağırlar ve haksızlığa uğrayanlara destek olursun.” (Buhari, Bed’ü’l-vahy, 3)
Ürperti ve şaşkınlık içinde olan Resûlullah eşinin sevgi ve anlayış dolu bu sözleriyle bir nebze olsun rahatladı.
Allah Resulü’nün böyle hayret dolu bir olayda ilk olarak eşi Hz. Hatice’nin yanına gitmesi, bu durumu onunla paylaşması, Hz. Hatice’nin de eşine verdiği bu destek ve teselli, Allah Resulü’nün ailesinin temel değerlerini bize anlatmaktadır. Sevgi, saygı, güven ve destek... Aileyi ayakta tutacak bu değerler, Allah Resulü’nün Hz. Hatice ile olan evliliğinde mevcuttu.
Bir ara vahiy kesiliyor, kalbi daralıyor Resulüllah’ın üzüntüden (Buhârî, Bed’ü’l-vahy, 3). İşte bu hüzünlü ve endişeli bekleyiş döneminde yine sevgili eş Hz. Hatice destek oluyor Resûlullah’a. Bir süre sonra ilahi vahiy, “Ey örtüsüne bürünen kalk ve uyar.” (Müddessir, 74/1-2)
buyuruyor. İşte o örtüyü kaldıran ve her daim adım adım Resûlullah’ın yanında yâr ve yardımcı olan bir eş Hz. Hatice. Zorlukların aşılacağı, darlıkların genişleyeceği, her şeyin Allah’ın elinde olduğunu söyleyerek teskin ediyor sevgili eşinin kalbini. Bir kadının eşinin yanında nasıl olması gerektiğini gelecek zamanların eşlerine öğretiyor âdeta. Malıyla, canıyla, nefesiyle, sözleriyle ortaya koyuyor desteğini.
Kâbe’de birlikte namaz kılmışlardı, Kâbe’yi tavaf etmişlerdi. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 209-210) Mekke sokaklarında yürürken içi huzur doluydu artık Resûlullah’ın, Hatice’si de iman etmişti ona, sonra evlatları da... Artık adımlarını daha emin basıyordu, yanında ailesi vardı, çünkü aile demek güven demekti.
On beş yıllık evliliğinin her lahzasında yanı başında o vardı. Her zaman vakarlı duruşu ve teskin edici sözleriyle cihana örnek bir eş aynı zamanda bir mümine hanım Hz. Hatice...
Allah da Hz. Hatice’ye, bu davranışları karşısında selam yollamıştı Cebraille. Cebrail, ona hem Allah’ın selamını hem de kendi selamını yolladı. Hz. Hatice’nin kalbi duracakmış gibi oldu. O an selamla birlikte büyük bir müjdeye de mazhar oluyor; “içerisinde gürültü ve yorgunluk bulunmayan cennette, oyulmuş inciden mamul bir ev” (Buhari, Menâkıbü’l-ensâr, 20) müjdesi.
Bu mümtaz örneklerde her şeyden önce Hz. Hatice’nin Allah’a olan teslimiyetini görmekteyiz. Sonra eşe olan güven ve destek. Sorgulamadan, yermeden, kırıp dökmeden... Eşe gönülden inanmak, hem de hiç kimse inanmamışken onun yanında olabilmek yüce bir imanı ve ahlakı gerektiriyordu aslında. Burada teskin edebilmek için önce iman etmek gerekiyordu. Önce Allah’a iman, sonra eşe sonsuz güven ve itimat.
Hz. Hatice’nin nasıl bir eş olduğunu vefatından sonra Hz. Peygamber’in ona olan sözlerinden ve taltiflerinden öğrenmekteyiz. Aynı zamanda Resûlullah’ın bu sözleri, sevdiğine karşı göstermiş olduğu vefayı da temsil etmekteydi. Hz. Peygamberin dilinden Hz. Hatice ile ilgili dökülen her hatıra, her söz aslında Hz. Hatice’nin nasıl bir eş, nasıl bir anne, nasıl bir mümin olduğunu ortaya koyuyor ve bizlerde hayranlık uyandırıyor.
Gıpta edilecek bir hanım sahabidir Hz. Hatice. Peygamber Efendimiz sahabileri gökteki yıldızlara benzetmişti (Beyhakî, el-Medhal, 164). Nedir gökteki yıldızlar? Hepsi geceyi aydınlatan birer kandildir, yönümüzü bulmaya yardım eder, karanlıklar içinde kaldığımızda yol gösterirler bize. İşte Resûlullah’ın bu veciz ifadesindeki, gökteki yıldızların en nadide olanlarındandır Hz. Hatice. Çünkü o, ilk imanla şereflenen, alnı ilk kez secdeye değen, imanla Kâbe’yi ilk tavaf eden, imanı uğruna ilk defa fedakârlıkta bulunan, ömrünü ve malını hiç düşünmeden İslam yoluna serdeden fedakâr mümine bir hanım sahabidir Hz. Hatice.
Tahire (temiz, saf)… Üstün iffeti sebebiyle İslam’dan önceki unvanıydı Hz. Hatice’nin. Çağının ahlaki bozukluğu karşısında temiz fıtrata sahip biri olarak tanınmış ve saygınlık görmüş yüce bir şahsiyet. Tahireydi, tahirle birleşti yolu.
Tacireydi… Mekke’nin önde gelen tüccar kadınlarından biriydi aynı zamanda. (İbn Hişâm, es-Sîretü’n-nebeviyye, I, 187)
Yirmi beş yıl... Hz. Hatice ile Resûlullah’ın bir ticaret kervanı meselesinde yolları birleşmişti. Hz. Hatice, onun dürüstlüğüne hayran olup kendisine evlenme teklifinde bulunmuştu. Bu teklifi kabul eden Resûlullah, Hz. Hatice’yle on beş yılı peygamberlikten önce, on yılı da peygamberlikten sonra olmak üzere yirmi beş yıl evli bulunmuştu.
Hz. Hatice, Allah Resulü ile evliliğinden önce yaşadığı iki evliliğinden üç çocuk sahibi olmuştu (İbn Kesîr, el-Bidâye, VI, 315-316). Hz. Hatice vefat edene kadar yirmi beş yıl boyunca Resûlullah’ın biricik eşi ve yoldaşı olmuş ayrıca bu evlilikten Kasım ve Abdullah adlarındaki iki oğulları; Zeynep, Rukiyye, Fatıma ve Ümmü Gülsüm adlarında dört kızları dünyaya gelmiştir (İbn Sa’d, Tabakât, I, 132-133).
Bir gün Resûlullah, bir dal parçasıyla çizgiler çekiyordu toprağa. Sahabe büyük bir dikkatle onun elini ve dudaklarını takip ediyordu. Gördükleri, dört uzun çizgi. Resûlullah kendisini izleyen sahabeye sordu. “Biliyor musunuz nedir bunlar?” Sahabe, “Allah ve Resulü en iyi bilendir.” diyerek bu çizgilerin ne manaya geldiğini öğrenme iştiyakında bulundular. Resûlullah, “Hanımların en hayırlıları şunlardır: İmran’ın kızı Meryem, Müzahim’in kızı Asiye, Huveylid’in kızı Hatice, Muhammed’in kızı Fatıma.” (Tirmizî, Menâkıb, 130) buyurarak Hz. Hatice’yi, dünyadaki en hayırlı kimselerden biri olarak özetlemektedir.
İşte biz bu yirmi beş yılı iyi idrak etmeliyiz. Nasıl âlemlere rahmet olarak gönderilen ve müminlere en güzel örnek olarak sunulan Hz. Peygamber’in (s.a.s.) hayatını bir mümin olarak kendi hayatımıza tatbik etmeye çalışıyorsak onun Hz. Hatice ile geçen bu mümtaz yıllarını da aile hayatımıza tatbik edebilmeliyiz. Özellikle de mümin hanımlar, Hz. Hatice’nin ahlakını, hassasiyetlerini, tercihlerini, eş ve anne olma vasıflarını yani ömrünü ömürlerine rehber edinmelidir. Zira bugünün aile hayatının yitik değerleri olan sevgi, saygı, şefkat, güven, merhamet, iffet ve diğerkâmlık gibi hasletler onların evliliklerinin temelini oluşturmaktadır. Onların evlilik hayatları bizler için en güzel örnekliktir; ailenin tesisi ve devamında çıkabilecek sorunlara yol gösterici bir kılavuz mesabesindedir.
Resûlullah, “(Kendi döneminin) en hayırlı kadını Meryem’dir. Hatice de (kendi döneminin) en hayırlı kadınıdır.” (Buhari, Menâkıbü’l-ensâr, 20) sözleriyle taltif ettiği Hz. Hatice’den ömrü boyunca destek görmüş ve bunu sıklıkla ifade etmiştir. Hz. Hatice’nin vefatından sonra ahde vefa örnekleri gösteren Resûlullah, sıklıkla onun ismini zikreder, onunla geçen yirmi beş yıla ait hatıralarını çoğu zaman gözleri yaşlanarak, sesi titreyerek yâd ederdi. Bu davranışlarıyla o hem vefa üzere davranmış hem de bizlere onun değer ve kıymetini göstererek onun hayatını örnek almamızı istemiştir. Zira Resûlullah, “Ben onun (Hatice’nin) sevgisiyle rızıklandırıldım.” (Müslim, Fedâil, 75) buyurmak suretiyle Hz. Hatice’nin onun hayatına kattığı değeri ortaya koymaktadır.
Vefa sözlerinden birinde Resûlullah şöyle buyurdu: “Yüce Allah bana Hatice’den daha hayırlı bir eş vermemiştir. Bütün insanlar bana inanmazken o bana inandı. Herkes beni yalanlarken o doğruladı. İnsanlar (yardımlarını) benden esirgediklerinde o bana malıyla destek oldu. Yüce Allah bana başka kadınlardan değil ondan çocuklar ihsan etti.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 118).
Bir vefa örneği daha… Resûlullah, yolda yaşlı bir hanım gördü ve onu görünce sevindi. Hemen yanına oturttu; onunla sohbet etmeye başladı ve daha sonra da ikramlarda bulunarak onu yolcu etti. Bu durumu gören sahabe o hanımın kim olduğunu merak etmişlerdi. İçlerinden biri, “Ya Resûlullah, Sizi bu kadar sevindiren kadın kimdi? Resûlullah, “O, Ümmü Züfer’dir. Mekke’de evimize gelir, Hatice’min saçlarını düzeltir, onu süslerdi.” buyurdu (İbn Hacer, el-İsâbe, IV, 2696; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-gâbe, VII, 322).
Hz Hatice’nin vefatı, hüzün yılı olmuştu gönüllere… Annesinin vefatına hüzünlenen kızı Fatıma’yı şu sözleriyle teselli etmişti Resûlullah, “Ey babasının kızı! Annen şimdi cennette inci, yakut ve mercanlarla süslenmiş bir sarayda konaklamaktadır.” (Heysemî, Mecma‘uz’-zevâ’id, IX, 22)
Hacûn Kabristanı… Hatıraların tekrar tekrar yâd edildiği mekân… Nasıl bir hayat sürerseniz öyle anılırsınız. Hz. Hatice’nin vefatından on bir yıl sonra Mekke’nin kapısına bu sefer bu beldeyi fethetmek üzere gelen Müslümanlar, şehrin kapısında durdular bir an, Resûlullah Hz. Hatice’nin medfûn bulunduğu Hacûn Kabristanı’na yöneldi; gözünde yaş, dilinde dua ve istiğfar… Onu gören sahabe de ağlamaya başlamıştı, hayran kalmışlardı onların arasındaki bu sevgiye. Örnek alınacak bir sevgi ve vefa… Sahabe sormuş, “Ya Resûlullah, Mekke’de evinizde mi kalacaksınız?” Resûlullah, “Akil bize ev mi bıraktı.” (Belâzürî, Ensâbü’l-eşrâf, I, 356) buyurunca sahabe çadırın nereye kurulmasını istediğini sordu. Resûlullah’ın cevabı eşine olan hasreti anlatır, “Hatice’min karşısına.” (Halebî, es-Siretü’l-Halebî, III, 27)
Hz. Hatice Resûlullah’a hem yârdı hem yardımcı, hem eşti hem dost… İlk iman eden kimseydi, ilk sırdaş, ilk yol arkadaş… Ne güzel anlatıyordu onu Resûlullah, âdeta özetliyordu Hatice’sinin hayatını, “Hatice, döneminin en hayırlı kadını.”