ALLAH’A (c.c.) YAKIN OLMANIN ADI
KURBAN
Hüseyin DERİN
DİB Başkanlık Vaizi

“Sana kurbân olan sürsün
safa-yı kebş-i İsmail,

Cenâbın Merve’si erbâb-ı hacata medar olsun.”

Nevî

Adıyla tadıyla kurban; şanıyla şerefiyle kurban; Allah’a (c.c.) yaklaştıran, inananları/insanları birbirine yakınlaştıran kurban…

Özleminle, hasretinle, manevi kazanım ve hissiyatınla bize, ailemize, milletimize, ümmet-i Muhammed’e hoş geldin…

İşte tam Kurban Bayramı havasını koklama, hissetme ve yaşama vakti. Yine bir bayrama daha kavuştuk. Bizler için sadece bir bayram değil birçok duygu ve düşünceyi yoğun olarak yaşadığımız günler başladı. Deprem sebebiyle yaşadığımız üzüntülerimizi, sıkıntılarımızı, dertlerimizi, acılarımızı; bayram ve kurban ile sevgiye, sevince, huzura dönüştüreceğimiz mübarek vakitler bu günler. Deprem bölgesinde kurbanlarımızı vekâletle kestirerek kardeşliğimizin daha da pekişeceği mübarek vakitler bu günler. İnananların Allah’a kulluğunu ve yakınlığını ibadetiyle gösterdiği, şükrünü ifade ettiği ve diğer insanlara yakınlaşma vesilesi elde ettiği sayılı günler bu günler. Eşimiz, çocuklarımız, büyüklerimiz ve milletimiz ile Müslüman olmanın sevincini yaşayacağımız kıymetli günler bu günler.

Aynı zamanda inananların fitneden, fesattan arınarak yakınlaşmaya, tek vücut olmaya ihtiyacının fazla olduğu dönemde kavuştuk Kurban Bayramı’na. Şükrün ifadesi olan kurbanlarımızı ibadet amacıyla keserken paylaşarak yardımlaşma ve kardeşlerimizin hâlleriyle hemhâl olmanın tadına varıyoruz. Kurban; şirk, israf, hayvana eziyet ve çevre kirliliği gibi olumsuz düşüncelerden arınarak taabbüdi, mali ve sosyal nitelikleri bir arada bulunduran bir ibadet hâlini almıştır. Bu sebeple öz ve biçim olarak birçok anlam ve hikmetleri de içinde barındırmaktadır.

Bizler, tevhid inancına aykırı ögelerden temizlendikten sonra Hz. İbrahim’in (a.s.) sünnetine uygun biçimde ihya edilmiş ve sosyal işlevlerinin çeşitlenmesiyle manevi olarak zenginleştirilmiş kurban ibadetini yaşamaya ve yaşatmaya çalışıyoruz. Allah (c.c.), bizlere öyle bir ibadet emretmiş ve bizi bununla yükümlü kılmış ki en yakınımızdan dünyanın en ücra köşesindeki insana kadar, ister inanmış ister inanmamış olsun onlarla iletişim kurma, yakınlık hissi oluşturabilme, sevme sevilme, kardeşlik kurabilme gibi duygu ve düşünceleri insan olmanın gereği olacak şekilde en güzeliyle yaşayabilmekteyiz.

Kurban; toplumlarda kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu canlı tutarken sosyal adaletin gerçekleşmesine de katkıda bulunur. Kurbanın hem zengini hem fakiri ilgilendiren yönleri bulunmaktadır. Kurban sayesinde iki farklı el, görünmez ve kopmaz sağlam bir bağ ile bir araya gelmektedir. Bir taraftan zengine malını Allah’ın rızası, yardımlaşma ve başkalarıyla paylaşma amacıyla harcama zevk ve alışkanlığı kazandırırken kişiyi cimrilik hastalığından, dünya malına düşkün olmaktan kurtarır. Diğer taraftan fakirin de varlıklı müminler aracılığıyla Allah’a şükretmesine, dünya nimetlerinin adaletli dağılımı konusunda taşıyacağı karamsarlık ve düşmanlıktan kendini kurtarmasına ve kendini toplumunun asil üyesi görmesine ve hissetmesine vesile olur.

Hz. Âdem’in iki oğlunun Allah’a kurban takdim etmeleri (Maide, 5/27.), ilahi dinlerin hepsinde kurban hükmünün konulduğunun bildirilmesi (Hac, 22/34.), Peygamber Efendimizin (s.a.s.), hicretin 2. yılından (624) itibaren kurban bayramlarında kurban kesmeye başlaması, bizlere kurban ibadetinin önemini hatırlatmaktadır. İlk insan ve peygamber ile çocuklarının yaptıklarının Allah katında değer bulması için gereken tek şeyin takva olduğunu göstermektedir. İnsanlık tarihi kadar eski olan kurban ile takvanın iç içe olduğunu anlamaktayız. Günümüzde de Müslümanlar bu hassasiyetle davranmakta ve kurbanlarını kendileri ya da vekâletle hem bulundukları şehirlerde hem de dünyanın en ücra yerlerinde kestirmektedirler. Böylece hisse paylarının ortak kullanılması ya da dağıtılması ile insanlar arasında yakınlaşmalar olmaktadır.

Düşünün, bir din kardeşiniz uzaklardan size hediye göndermiş olsa ne hissederdiniz? Belki de Allah’a el açıp hayır dua ederdiniz. Hiç görmediğiniz, tanımadığınız din kardeşlerinin birbirlerini iman bağıyla hatırladığını düşünürsünüz. Hâlini gizleyen ya da söyleyemeyen kişilerin sevindiğini görür, sevildiğinizi hissedersiniz. İşte budur, bizleri bir yapan, bir olan Allah’a kulluğa götüren. Bir Müslümanın bulunduğu ülkede gayrimüslim komşusuna inancı ne olursa olsun kurban eti götürmesi; Allah’ı, Resulü’nü, Müslümanları özellikle de komşularını tanımasına vesile olabilir. Yanlış düşüncelerden arınmasına fırsatlar verebilir.

Etle kurbanın farkını ayıran şeyin takva olduğunu bilmeliyiz. Kurbanı hayvanın eti veya derisi için kesiminden (zebh, tezkiye) ayıran temel fark, onun Allah’ın rızasını kazanma ve isteğine boyun eğme gayesiyle kesilmiş olmasıdır. Kur’an’da kurbanın kan ve etinin değil kesenlerin dinî duyarlılıklarının (takva) Allah’a ulaşacağının belirtilmesi (Hac, 22/37.), bu konudaki hassasiyetimizi artırmaktadır. Müminler her yıl kurban kestiğinde Hz. İbrahim ile oğlu İsmail’in Allah’ın buyruğuna mutlak itaat konusunda verdikleri, Kur’an’da da özetle aktarılan (Saffat, 37/102-107.) başarılı sınavın hatırasını tazelemiş ve kendilerinin de benzeri bir itaate her zaman hazır olduklarını simgesel davranışla göstermiş olmaktadırlar. (DİA, Kurban, XXVI, 436.)

Kurban denilince aklımıza hac ibadeti ve onun bizlerde oluşturduğu ve yaşattığı bir olma duygusu gelir. Hac için niyetimiz bir olur. İhram için niyetimiz bir olur. Arafat’ta bir olmayı yaşarız. Dualarımızda bir oluruz. İhramlıklarımızla ahiretin sahnesini yaşarız. Kâbe’nin etrafında tavaf ederken birlikte olmanın zevkini yaşarız. Dünyadan arınmanın şuuruna varırız. Hacı olup memleketimize vardığımızda ailemiz, çocuklarımız ve büyüklerimizle bir araya gelip dünya yaşantısına geri dönmenin manevi sızısını hissetmeye başlarız.

Bu hâlimizin ifadesi olarak Hayalî Bey’in şu îdiyyesini hatırlayabiliriz:

“Kâbeveş mestûr olan dilberler oldu âşikâr,

Nûr görmüş hâcıveş uşşâkı nâlân eyledi.”

Allah (c.c.), kurban ile Kurban Bayramı’nı bizler, milletimiz, inananlar ve bütün insanların kardeşliği için fırsatlarla doldursun. Pişman olunacak yanlışlıklardan, düşmanlıklardan ve kırgınlıklardan uzaklaşmaya vesile kılsın. (Âmin.)