ALLAH KÖTÜLÜĞÜ EMREDER Mİ?

Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ

Allah kötülüğü emreder mi? Allah’tan başka yaratıcı olmadığını ve her şeyi O’nun yarattığını söylüyorsunuz. O zaman kötülüğü de Allah yaratmış olmuyor mu? Eğer Allah yaratıyorsa bunlara rıza mı gösteriyor?
Kurguyu böyle yaparsanız Allah’ın kötülüğü emrettiği veya rıza gösterdiği gibi bir sonuç çıkar. Hâlbuki burada, “Kötülük ve kötü nedir? Allah’ın emri ne anlama gelir? Rızasından ne anlamalıyız?” gibi soruları sormadan, doğrudan bu kurgu üzerinden cevap vermeye kalkışmak olayı bir tarafından tutmak ve eksik cevaplamak olur.
Peki, buradaki eksik ne?
Eksik, benim sorduğum soruların bulunmamasıdır. Zaten inanç ilkeleri konusundaki yanlış anlamaların çoğu, eksik veya örtük soru sormaktan kaynaklanmaktadır. Cevap veren kişi de sorudaki eksiği veya gizlenen kısmı görmezse cevap yetersiz kalır, hatta yanlış anlamayı pekiştirir.
Öyleyse önce kötülüğü ele almamız gerekiyor.
Evet. Önce kötülüğün ne olduğunun tespit edilmesi gerekir. Mutlak kötülük, insan iradesinin sonucunda ortaya çıkan iradi veya ahlaki kötülüktür. Diğer kötülükler görecelidir. Örneğin bir vahşi hayvanın avını yakalayıp öldürmesi ve yemesi, öldürülen bakımından kötü, yiyen bakımından iyidir. Daha da önemlisi hiçbir olgu ve olay tek başına kötü sayılmaz. Kişinin niyeti ve kastına göre değer kazanır. Örneğin; “bıçakla kesmek” tek başına düşünüldüğünde kötü veya iyi olarak nitelendirilemez. “Bıçakla kesme” eylemini bir cerraha nispet ettiğimizde iyidir, bir katile nispet ettiğimizde kötüdür. Demek ki nispetler belirleyicidir. Çünkü iki olayda da bıçakla bir insanın bir yerini kesme eylemi bulunmaktadır. Burada cerrahın niyeti insanı iyileştirmek veya vücudunu zararlı şeylerden ayıklamak iken katilin kastı kin ve nefret duyduğu bir kişiyi öldürmektir. Bakıldığında katili ve kesici maddeyi yaratan Allah’tır. Katil olan kişi kesici maddeyle bir insanı yaraladı ve ölümüne sebep olduysa bunun sorumlusu Allah’tır, diyebilir miyiz?
İyi ama siz “Katilin fiilini de Allah yarattı.” diyorsunuz.
Doğrudur ve gerçek olan budur. Çünkü eğer katilin fiilini kendisi yaratmış olsa onu tersine çevirme yani hiç yaratılmamış hâle getirme imkânının olması gerekir. Hâlbuki katil öldürme fiilini yaptıktan sonra pişman da olsa artık geriye dönememektedir. Hâlbuki niyet ve kasıt aşamasında insan vazgeçebilir ve niyetini değiştirebilir, fiile dönüştüğünde ise iradesinden ve elinden çıkar. Bu da gösteriyor ki fiilin meydana gelmesinde insanın niyeti ve kastı dışında bir etkisi yoktur. Zaten katil, fiilden değil fiili işleme niyeti ve kastından dolayı suçlanır. Buradaki fiil nedir? İnsanın bir yerini kesmektir. Eğer bu fiil suç olsa ameliyat yapan cerrah da aynı suçu işlemiş sayılmalıdır. Nitekim yanlışlıkla öldürmelerde kasıt olmadığı için öldüren, katil sayılmaz. Tekrar söylemek gerekirse burada kötü olan fiilin kendisi değil, fiili işleme niyeti ve kastıdır. İnsan, işte bu niyet ve kastından dolayı sorumludur. Zaten bir fiili iyi ve kötü yapan da irade, niyet ve kasıttır.
O zaman Allah’ı niye sorumlu tutuyorlar?
Dikkat ederseniz genelde Allah’ı sorumlu tutanlar, mağdurlar değil de kötülük yapanlar, katiller ve zalimlerdir. Üzerlerinden suçu atmak için veya bir bahaneye sığınmak için, “Canım işte adamın öleceği varmış. Eceli gelmiş. Bu onun kaderiymiş, Allah böyle takdir etmiş.” gibi cümlelerin arkasına sığınmak isterler. Böylece sorumluluktan kurtulmaya veya olayı saptırmaya çalışırlar.
İslam’ın bu konudaki anlayışı nedir?
İslam’ın kader anlayışı bu konuda açıktır: “Kader hiç kimsenin günahının, zulmünün ve katliamının gerekçesi olamaz.” Çünkü Allah’ın yaratması ayrı şeydir, rızası ve emir vermesi ayrı şeydir. Allah’ın yaratması imkân vermesidir. Verilen imkân iyi de kullanılabilir kötü de. Allah’ın rızası ve emri imkânın iyi kullanılması yönündedir. Sözgelimi, devletin otoban yapması aşırı hıza rıza göstermesi anlamına gelmez. Otoban bir imkândır ama hız limitlerine uygun kullanılması bir kuraldır. Yüce Allah da kulunu verdiği imkândan değil, imkânı iyi ve veya kötü kullanmasından sorumlu tutar. Fiil bir imkândır, hiç kimse fiilden sorumlu tutulmaz. Fiilden sorumlu tutulursa yanlışlıkla öldürme ile kasıtlı öldürme birbirinden ayırt edilemez. Demek ki sorumluluk niyet ve kasta göredir. Fiillerin iyi ve kötü olmasını sağlayan da kasıt ve niyettir. “Ameller niyetlere göredir” (Buhari, Bed’ü’l-Vahy, 1.) hadisi de bu gerçeği bildirir.
İnsan bunu nereden bilecek?
Aslında insan fıtratını koruyup aklını kullansa iyi ve kötünün ne olduğunu anlayabilir. Ama Allah, rahmeti gereği kitap indirerek ve peygamber göndererek bunları hatırlatmıştır. Hatta peygamber göndermediği bir kavmi sorumlu tutmayacağını da bildirmiştir. Yüce Allah adildir; bildirdiği ve uyardığı konulardan sorumlu tutar. Allah’ın emri ve rızası da bildirdikleri hususundadır. “Öldürmeyeceksin, haksızlık yapmayacaksın; eziyet, işkence ve zulümde bulunmayacaksın.” emirlerine uymayanları Yüce Allah adaleti gereği cezaya çarptırır. Ama kötülükten kaçınan ve iyi işler yapanlara da mükâfat verir.
Peki, siyonistlerin iddia ettiği “İşaya’nın kehanetine” ne demeli? Allah’ın emrini yerine getirdiklerini söylüyorlar.
Öncelikle böyle bir emir var mı ve bu emir Allah’a ait mi? Böyle bir emrin Allah’a ait olması için eldeki Tevrat’ın Hz. Musa’ya indirilen kitap olması gerekir. Hâlbuki bugün elimizde bulunan Tevrat, Allah’ın indirdiği ilahi kelamın aslı olmayıp Yahudiler tarafından tahrif edilmiş şeklidir. Bunun en önemli delili son ilahi kitap olan Kur’an’dır. Kur’an kendinden önceki kitapların devamı ve onları tasdik eden kitaptır. Kur’an’da “Gerçek şu ki Yüce Allah insanlara zerrece zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler.” (Yunus, 10/44.) ayetinde Allah’ın zulümle hiçbir şekilde alakasının olmadığı bildirilmiştir. “Bir topluluğa olan kin ve nefretiniz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adil olunuz!” (Maide, 5/8.) ayetiyle de zulüm değil tam aksine adalet emredilmiştir. Tevrat’ın tahrif edildiğini ise Kur’an şu ayetle bildirir: “Az bir kazanç ve çıkar elde etmek için kendi elleriyle yazıp da ‘İşte bu Allah katındandır’ diyenlere yazıklar olsun! Yine yazıklar olsun iftira edip elleriyle yazanlara! Bir kez daha yazıklar olsun geçici az bir kazancın peşinde koşanlara!” (Bakara, 2/79.) Bütün bunlar gösteriyor ki Yahudilerin “Allah bunu emrediyor.” iddiaları temelsiz ve boştur.
O takdirde Yahudiler kötülüklerine kılıf mı uyduruyorlar?
Tam da öyle. Nitekim iddia ettikleri “İşaya’nın kehaneti” meselesi bunu açık ve net olarak ortaya koymaktadır. Ne diyor orada? “Yeşu halka, ‘Bağırın! Rab kenti size verdi.’ dedi. ‘Kent içindeki her şeyle birlikte Rabbe koşulsuz adanmıştır…’ Kentin surları çöktü. Herkes bulunduğu yerden dosdoğru kente girdi. Böylece kenti ele geçirdiler. Kadın, erkek, genç, yaşlı, küçükbaş ve büyükbaş hayvanlardan eşeklere dek kentte ne kadar canlı varsa hepsini kılıçtan geçirip yok ettiler… Sonra kenti içindekilerle birlikte ateşe verdiler. Ancak altını ve gümüşü, tunç ve demir eşyayı Rabbin tapınağının hazinesine koydular…” (Tevrat, Yeşu, 6/16-24.)
Bu anlatı Gazze’de yapılanlara ne çok benziyor?
Doğru. Kur’an’ın birçok yerinde Yahudilerden bahsedilmesinin hikmeti budur. Kur’an’da Yahudi zihniyetinin yol açtığı kötülükler örnek olarak anlatılır. Bu zihniyeti taşıdıkları sürece Yahudiler bu kötü örneklikten de kurtulamazlar. Bu kötü örneklik, günümüzde siyonizm olarak tezahür etmiştir. Bu zihniyette olanların ellerine düşmeyegörsün bir kent, bütün nefes alan canlıları yok ederler; sadece çok sevdikleri altın, gümüş ve değerli madenleri bırakırlar. İnsanın aklına geliyor, Gazze’nin hedef seçilmesinde acaba sahilindeki petrol ve doğalgaz yataklarının etkisi var mıdır?
İyi de bu ırkçı bir bakış olmaz mı?
Müslüman asla ırkçı olamaz ve asla antisemitistler gibi bir kavme düşmanlık yapamaz. O yüzden ben, “bu zihniyette olduğu sürece Yahudiler” ifadesini kullandım. Yahudi ırkına mensup olanları değil, taşıdıkları zihniyeti eleştirdim. Yoksa her bir Yahudi bizim gibi Allah’ın kulu bir insandır, Müslüman olduğunda da din kardeşimizdir.