ALEKSİTİMİ
"Nasıl hissediyorsun?” sorusu sizin için ne anlam ifade ediyor? Bu soru size yöneltildiğinde ne hissettiğinizi ifade etmekte güçlük çekiyor musunuz? Belki de verdiğiniz cevaptan bir türlü emin olamıyorsunuz. Hisleriniz her sorulduğunda bocalıyor, yahut düşüncelerinizi yanlış kelimelerle ifade ediyorsunuz (Örneğin “Kızgınım” demek yerine “Bu yaptığı şey çok saçma”). Zorlayıcı deneyimlerin ardından kendinizi bedensel olarak çeşitli semptomlar yaşarken buluyor musunuz? Örneğin zor geçen bir iş deneyiminin ardından sabaha kadar başınızın ağrıdığı, midenizin bulandığı oluyor mu? Ya da herhangi başka türlü rahatsız edici belirtiler sizi ziyaret ediyor mu? Eğer cevabınız “evet”se ve bu durumu hiç de azımsanmayacak sıklıkta yaşıyorsanız yazının devamı ilginizi çekebilir. Konumuz “aleksitimi”, en kısa tabirle “duyguları fark etme ve tanımlama güçlüğü”.
Aleksitimi Nedir?
Aleksitimi, kişinin, duygularını tanımlayamaması sorunudur. Aleksitimik kişiler, duygularını fark etmekte ve tanımlamakta güçlük çekerler. Onların da herkes gibi duyguları vardır aslında fakat duygularını önemsemezler. Onlar için duyguları hissetmek ve ifade etmeyi seçmek, duygusal olmak demek, duygusal olmak da zayıf olmak demektir. Duygularını fark ettiklerinde ve ifade ettiklerinde utanç ve suçluluk gibi duyguları tetiklenir. Duyguları hissetmeye ve paylaşmaya gönüllü olmanın alışık olmadıkları bu ağır yükünü deneyimlemek yerine duygularının sesini tümden kısarlar.
Yazar Philippa Perry, kitabında Terapist Jerry Hyde’ın bu konuya dair metaforunun yer aldığı şu cümleleri bizlere alıntılar: "Duygular için stüdyodakiler gibi bir mix panosu yoktur, sadece ana ses vardır. Üzgün olmanın ve acının sesini kısıp mutluluk ve neşeninkini artıramazsınız. Birinin sesini kısarsanız, hepsinin sesi kısılır." Aleksitimik olmak, sadece zorlayıcı duyguları deneyimlemek ve ifade etmekten kaçınmak anlamına gelmez; daha keyifli ve olumlu duygular için de bu durum geçerlidir.
Aleksitimik bireyler, duyguları sorulduğunda çoğu zaman soruyu garipseyebilirler, bocalayabilirler ve/veya hızlıca zihinlerinden geçen düşüncelerini ifade ederler. Sıklıkla duygularını hissetmekten ve dile getirmekten kaçınan kişinin gün geçtikçe duygularını fark etme, ifade etme ve deneyimlemeye dönük becerileri daha fazla körelir. İçsel rehberler olan duygularla bağlantı zayıfladıkça kişinin tehlikeli durumlardan kendini koruma, sorunlarını fark edebilme ve çözüm üretebilme becerileri de zayıflar yahut gelişmez. Örneğin, sıklıkla suistimal edildiğiniz bir iş yerinde çalışırken hissettiğiniz öfkeden ve ümitsizlikten sürekli kaçındığınızda neye uğradığınızı tanımlayamazsınız ve bu istismara “dur” demenizi sağlayacak enerjinizin de yolunu kesmiş olursunuz. Ayrıca kişi, bu duyguların getirdiği haberi alamadığı için benzer suistimal edici döngülere girmekten kendini alıkoyacak farkındalığa da erişemez. Neyin içinde olduğunu ve varlığının buna nasıl reaksiyon verdiğini fark edemediğinden sorunlarını daha çok mantığı ile çözmeye çalışır. Bu yüzden sıklıkla “Hangisi doğru olur?” sorusu ile “Ya yanlış yaparsam?” kaygısı arasında sıkışır kalır. İlişkilerinde de bu sıkışıklığı giderebilmek için fikir almaya ve yönlendirilmeye ihtiyaç duyar. Herkesin doğrusu ve yanlışı da birbirinden farklı olduğundan kişinin mevcut sıkışmışlığı azalmaz, bilakis artar ve bu yüzden karar veremez hâle gelir. İnsanlara bu noktada duyduğu ihtiyaç, daha kolay maniple edilmesinin de önünü açar.
Toplumumuzda yaygın olan bu beceri eksikliği, pek çok klinik sorunla da bağlantılıdır. Varlığı bilinçli şekilde fark edilmeyen, tanımlanmayan ve ifade bulmamış duygular, “istenmeden” göz ardı edilseler de varlıklarını sürdürürler ve kendilerini ifade edecek yeni kanallar oluştururlar. Ansızın gelen ağrılardan uzun süreler boyunca geçmeyen bağışıklık sistemi hastalıklarına kadar pek çok bedensel yanıt; bastırılan, deneyimlenmekten ve ifade edilmekten kaçınılan duyguların habercisi olabilir. Bunun yanı sıra göz ardı edilemeyecek kadar yoğun gelen duygusal zorlantılar ve psikolojik şikâyetler de vakitlice ve yeterince kulak kabartılmamış duyguların kendilerini duyurmak için kullandıkları bir başka araç olarak kişinin karşısına çıkarlar.
Aleksitimi Hangi Şartların Sonucudur?
Aleksitimi doğuştan gelen bir bozukluk veya kişilik ile alakalı bir sorun kesinlikle değildir. Çevresel faktörlerle gelişen ve buna bağlı öğrenme deneyimleri ile de pekişen bir çeşit beceri eksikliğidir. Dolayısıyla bu soruna zemin hazırlayan çevresel faktörleri anlamaya çalışmak bu sorunu gidermek ile ilgili nelerin belirleyici olabileceğine dair bize bir imkân sunar.
Aleksitimik bireyler, sıklıkla aleksitimik ebeveynlere/bakım verenlere sahiptirler. Duyguların hiç konuşulmadığı, sorulmadığı, ifade edilmediği ailede büyüyen bir çocuğun duygularını ifade etme becerisinin yeterince gelişmemesi pek şaşırtıcı olmayacaktır.
Ebeveynler, kendileri duygularını ifade etme becerilerine sahip olsalar dahi çocuklarını duygularını ifade ettiklerinde sıklıkla utandırmaya ya da suçlamaya yönelirlerse bu, çocuğun davranışının cezalandırılması anlamına gelir. Ve ceza pek tabii davranışı azaltmaya ya da ortadan kaldırmaya hizmet edecektir. Duygularını ifade ettiği için utandırılan ve suçlanan çocuk, bu davranışı repertuarından çıkarmaya yönelecektir.
Bunun yanı sıra, ebeveynlerin kendi sorunlarından dolayı süreğen tehdit altında büyüyen, ebeveynine ebeveynlik etmek durumunda kalan, kendi duygusuna ve ihtiyacına yönelmeyi suç gibi gören, ebeveyninin duygu ve ihtiyacına göre hareket etmesi hep ödüllendirilmiş, kendi duygu ve ihtiyacı gündeme geldiğinde ise ihmal edilmiş çocuklar da kendi duygusunu fark etme ve ifade etme becerisi konusunda yoğun sıkıntılar yaşayabilirler. Bunu bir bencillik ya da zayıflık alameti gibi görebilir, duyguları fark etmenin ve deneyimlemenin tehlike yaratacağı kuralı ile hayatlarını sürdürebilirler. Bu da kişinin duygusu ile arasına katman katman bir mesafe sokacaktır.
Aleksitimi sorununa zemin hazırlayan muhtemel faktörden bir diğeri de travmatik deneyimlerdir. Travmatik deneyimler esnasında bedenimiz olağanüstü hâl durumuna geçer. Beden ya savaşacak ya da var gücüyle kaçarak kendini koruyacaktır. Fakat bu ikisinin de mümkün olmadığı durumlarda beden donma tepkisi geliştirir. Donma dediğimiz şey, esasen bedenimiz ve ruhumuz arasındaki bütünlüğün birkaç saniye için bölünmesi anıdır. Hisler donar. Kişi, acıyı ya da başka bir duyguyu o anda hissedemez. Beden kilitlenmiş gibidir. Tamamen kişiyi travmatik tehditin acısından korumak için ortaya çıkan bu tepki, dakikalar içinde, güvende hissedilen ilk anda çözülür. Lakin bazı insanlar için o güvenlik anı gelmek bilmez ve duygularla beden arasındaki bu kopukluk daimi bir hâl alır. İşte bu kopukluğun davranışsal karşılıklarından biri aleksitimidir.
Aleksitimi Nasıl Çözülür?
Aleksitimi bir beceri eksikliğidir ve her beceri gibi duyguları tanıma, ifade etme becerisi de gayet tabii kazanılabilir ve geliştirilebilir.
İlk aşama, duyguları fark edebilme aşamasıdır. Duyguları fark etme noktasında da en önemli yardımcımız bedenimizdir. Gün içerisinde olumlu ya da olumsuz fark etmeksizin, sıklıkla şu soruları yönlendirerek ilk aşamada bedeninizdeki duyumsamalar ile bağ kurun:
“Şu an bedenimde neler oluyor?”
“Vücudumda nasıl bir duyumsama hissediyorum?”
“Bedenimdeki hisleri daha çok nerede ve ne şekilde hissediyorum?”
Bu soruları sıklıkla kendinize sormayı alışkanlık edinirken bir taraftan da duygularla ilişkinizi gözden geçirin.
Kendinize şu soruları sorabilirsiniz:
“Olumlu ya da olumsuz her duyguyu hissetmeye ve onları fark etmeye açık mıyım?”
“Duygularımı ifade etmek hakkında zihnimden neler geçiyor? Çeşitli ön yargılarım olabilir mi? Varsa neler? ”
“Bu ön yargılarla hâlâ hareket etmenin kazanımları ve bedelleri neler oldu? Bu kazanımlar için bu bedelleri yaşamaya gönüllü müyüm?”
“Bu ön yargılar ve kurallar nasıl gelişti? Ben bunları nasıl öğrendim? Bu konuda artık yeni bir şeyler öğrenmeye gönüllü müyüm?”
Eğer duygularınızı ifade etmeye gönüllü iseniz temel duygu ifadelerini (üzüntü, mutluluk, korku, şaşkınlık, öfke, ilgi, utanç, iğrenme gibi) günlük hayattaki ifadelerinize yerleştirmeye çalışın. Örneğin; “Geç geldiğin için çok korktum.”, “Bugün birlikte vakit geçirmek beni çok mutlu etti.” gibi…
Yakın ve derin ilişkiler geliştirmeyi kendinize hedef edinin. Zira mevcut iletişim dilinizi ve ilişki şeklinizi nasıl ki ilk ilişkilerinizden (bilhassa ebeveyn ilişkilerinden) öğrendiniz, yine ilişkiler aracılığıyla yeni yollar öğrenebilirsiniz. Moreno’nun da söylediği gibi “İlişkilerde yaralanır, ilişkilerde iyileşiriz.”
Kendinize nasıl hissettiğinizi daha sık sorun. Ve kendinize, duygusuz gözükmenin bir güç olmadığını, kimseyi güçlü kılmadığını hatırlatın. Bizler insanız ve her duygu bizler için var. İlişkilerde her duygumuzla kendimiz olmaya ihtiyacımız var. Sahte bir imajın peşine düşmek, bizi sığ ve yalnız hissettiğimiz ilişkilere mahkûm edecektir. İşte bu yüzden duygularınızla bağ kurma ve onları ifade etmeye gönüllü olma yolculuğundan vazgeçmeyin. Bu, hem size hem sağlığınıza hem de ilişkilerinize çok iyi gelecektir.