Muhammed Kâmil YAYKAN
“İnsanlar, hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır…”
İsmet Özel
Artık her şeyi internetten öğreniyoruz. Peki, öğrenebiliyor muyuz? Aradığımız, sorguladığımız veya araştırdığımız husus hakkındaki tüm bilgileri -gerçekten- hakkıyla görebiliyor muyuz? Ya da soruyu şöyle soralım: Bize gösteriliyor mu?
Soruyu daha da derinleştirmek adına küçük bir test yapalım. Bir arkadaşınızla internette aynı şeyi aratın. Platform önemli değil, arama motorları da olur, sosyal mecralar da. Aynı kelimeyi, kişiyi, şehri veya ülkeyi. Acaba karşınıza aynı sonuçlar mı çıkıyor, sizin ilk sıradaki sonuçlarınızla arkadaşınızınkiler birbirine ne kadar benziyor?
Biraz daha soruyla devam edelim. Sosyal medya hesaplarınızda kaç arkadaşınız var, 120, 230, 1283? Peki siz bunca arkadaşınızdan kaç tanesinin paylaşımlarını görüyorsunuz? Ya da platform size bunların kaç tanesini gösteriyor? Bu arkadaşlarla ortak paydanız diğerlerinden daha mı fazla? Yoksa aynı yerde mi çalışıyorsunuz? Ya da aynı memleketten misiniz? Veya tuttuğunuz takımlar aynı ve benzer marka arabaları mı kullanıyorsunuz? Bihakkın okumadığımız, hatta anında onayladığımız kullanıcı sözleşmelerindeki şu ibareler dikkatinizi hiç çekti mi? “Kullanmış olduğunuz falanca uygulama, deneyiminizin özelleştirilmesi, kişiselleştirilmesi ve gelecekteki kullanımlarınızın iyileştirilmesi adına çerez politikaları uygular. Bu çerezler…”
Günlük koşturmaca içerisinde kimi zaman ara vermek kimi zaman merakı gidermek kimi zaman da istemsizce bakıverdiğimiz o büyülü ekran, dokunduğunuz anda arka plandaki sayısız süzgeçten geçirerek çıkarıveriyor karşınıza, dün tadını beğendiğiniz kahvenin reklamını ya da yeni ayakkabılarıyla “post” atan iş arkadaşınızın mutlu paylaşımını… Yeni adı Meta olan Facebook şirketinin CEO’su Mark Zuckerberg’in tabiriyle “Evinizin önünde ölen bir sincap, şu anda Afrika’da ölen insanlardan daha çok ilgi alanlarınıza uygun olabilir.” cümlesinden yola çıkarak diyebiliriz ki: Filtre balonu, tüm bu anlattıklarımız çerçevesinde kullanıcıları küçük birer balonun içine hapsetmek için üretilmiş bir dijital algoritma. Amaç sizi konfor alanınızda tutarak platformda geçirdiğiniz süreyi uzatmak ve sizin üzerinizden maksimum kazanç sağlamak. Karşınıza ilginizi daha çok çeken reklamlar çıkararak daha fazla alışveriş yapmanıza kapı aralamak. Mutlu olma hayali ile peşinden mütemadiyen koşup durduğunuz ev, araba, beyaz eşya, tatil ya da her neyse o şeyle ilgili ekranınıza daha çok bilgi düşürerek vaktinizi çalmak. Bu hiç de masum olmayan amaçları icra ederken de epigrafta atıfta bulunduğumuz arkadaşlık ilişkilerinizi kullanarak dikkatinizi çekmek ise en yaygın olarak kullanılan yöntem. Hikâyeler arasında gezinirken karşınıza çıkan reklamları kim belirliyor? Haftaya memlekete gidip uzun zamandır yüz yüze görmediğimiz o akrabanın dört gün önceki fotoğrafı niye şimdi önümüze düşüyor?
BİLİYOR MUSUNUZ?
Bugün vaktimizin önemli bir kısmını çalan dijital medya uygulamaları aslında birer şirket ürünü. Gıda marketleri nasıl şirketse sosyal medya platformları da birer şirket. Ve bu şirketlerin de amacı daha çok müşteri çekip pazardaki pastadan büyükçe bir dilim yiyebilmek.
Şirketler tarafından kullanıcılarını “mutlu etme isteği” ile “içeride tutma” amacıyla oluşturan filtre balonları zaman içinde bakış açımızın sıradanlaşmasına yol açıyor ve bu da bizi bir düşünce körlüğüne sürüklüyor.
Hep aynı gazeteleri, aynı köşe yazılarını takip eden; aynı kanalları ve programları izleyen kişilerde de görülen düşünce körlüğü zaman içinde toplumsal birlikteliği de sekteye uğratıyor ve bugün hepimizin muzdarip olduğu fanatikleşme, radikalleşme ve kutuplaşmaya zemin hazırlıyor.
DAHA FAZLASINI
MERAK EDENLERE
Jean Baudrillard’ın 1970’lerin dünyasını anlatan ama günümüze de ışık tutan Tüketim Toplumu isimli kitabı.
Paco Underhill tarafından kaleme alınan, büyük firmaların satış ve pazarlama stratejilerinin aslında biz insanların en temel ihtiyaçlarından doğduğunu anlatan Neden Satın Alırız? isimli eser.
Filtre balonu kavramının isim babası Eli Pariser’in TED konuşması.
Bİ’ ŞEY
YAPMALI!
Burada tüm suçu web tabanlı uygulamalara atmak tabii ki çok insafsızca olur. Bazılarını bazılarına tercih etmek, arkadaşlık ilişkilerini bazılarıyla daha da ilerletmek, benzer fikirlere ve görüşlere sahip olanlarla daha fazla vakit geçirmek bizi insan yapan en önemli özelliklerimizden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Amerikalı ünlü yazar ve girişimci Jim Rohn’un da ifade ettiği gibi “İnsan, en çok vakit geçirdiği beş kişinin ortalamasıdır.”
Harekete geçmek ise zor olmamakla beraber rahatsızlık verici. Balonu patlatmak aslında çok kolay ama konfor alanınızın dışına çıkmak var işin ucunda. Yapmanız gereken bugüne kadar okumadığınız, izlemediğiniz kısacası “size göre” karşıt görüşle tanışmak.
Her geçen gün daha göreceli hâle gelen hakikati bulmak modern zamanlarda hakikaten zorlaşıyor. Hele bir de ekranlarımıza servis edilen şey onlarca hatta yüzlerce filtreden geçmişse… Yapılması lazım gelen şeyi Namık Kemal’in meşhur sözüyle özetleyelim: “Bârika-i hakikat, müsâdeme-i efkârdan doğar.”