AKDENİZ’İN
ADALET KILICI:
BARBAROS HIZIR HAYREDDİN PAŞA

Nermin TAYLAN

Engin deryalar fatihi, Akdeniz’in adalet kılıcı, korsanların korkulu rüyası, haçlı şövalyelerinin can düşmanı, Baba Oruç’un hak sancaktarı, Müslümanların denizlerdeki sığınağı, Kaptan-ı Derya namıdiğer Barbaros Hızır Hayreddin Paşa…

Uzun yıllardır Müslümanlara karşı bir savaşın öncülüğünü yapan ve bir kültür medeniyeti Endülüs ile Afrika’daki çeşitli bölgeleri işgal ederek binlerce Müslüman’ı korkunç işkencelerle öldüren İspanya İmparatorluğu, Cezayir’de de çeşitli kaleleri işgal ederek kan döküyor, korkunç şekilde insanları öldürmeye devam ediyordu.

Bu sırada Cezayir sahilinin 300 metre açığında sarp kayalıklardan oluşan küçük bir adacık üzerinde kurulmuş güçlü bir kale olan Penon Kalesi’nden sırf zevk için şehri top ateşine tutarak cami minarelerini yıkan ve Cezayir halkına zulmeden İspanyol askerleri, Cezayir’in Türklerin eline geçmesinden sonra buna cesaret edemiyorlardı.

Barbaros, bunların varlıklarını umursamamasına rağmen limana bu kadar yakın bir yerde konuşlanmalarını da tedbire uygun görmediği için kale kumandanı Martin de Vargas’tan bölgeyi terk etmelerini istedi. Ancak İspanyol kumandan 6 Mayıs 1525’te bu emre top atışlarıyla cevap verdi.

Günlerce süren karşılıklı bombardımanlara kalenin arkasını çeviren kadırgalar da katıldı ve 16 Mayıs’ta güçlü kalenin siperleri yıkıldı. Barbaros’la birlikte korkusuzca kale duvarlarına merdivenleri dayayıp kaleye çıkan gözü pek leventler, düşman askerlerinden 800’ünü ölü ele geçirirken 400’ünü de esir aldılar.

Cezayir mahzenlerindeki 30.000 esirini kullanarak kaleyi tamamen yıktıran Barbaros, çıkan taşlarla da adayı sahilden ayıran denizi doldurtarak gemilerin sığınabileceği güzel bir liman inşa ettirdi.

İşte böyle bir adamdı Barbaros Hızır Hayreddin Paşa. Çünkü o, Avrupa devletlerinin birbiri ardına sömürge yarışına girdiği, kan ve gözyaşıyla devletlerini kurduğu, adına keşif dedikleri seferlerle çeşitli milletlerin topraklarını işgal ettikleri yetmezmiş gibi bu milletleri soykırıma uğrattıkları bir dönemde, Midilli’de dünyaya gelmiş ve ailesinden en sevdiklerini korsanlara kurban vermişti.

Hayreddin Paşa, Fatih Sultan Mehmed’in ordusunun neferi, Midilli fatihlerinden Vardari Yakup Ağa’nın oğlu olarak 1478 yılında Midilli Adası’nda dünyaya gelmişti. Hayreddin’in kendisinden başka İshak, Oruç ve İlyas isminde üç erkek kardeşi daha vardı. Midilli’nin fethinden sonra adaya yerleşen Yakup Ağa ticaretle hayatını idame ettiriyor, oğulları da kendisine yardım ediyordu. Ancak İshak dışındaki üç kardeş deniz sevdalısıydı ve Oruç Reis bu sevdasının gereği olarak deniz ticaretiyle uğraşıyor ve kısa zamanda bir gemi sahibi olmayı başarıyordu. Oruç’un kardeşlerinden Hayreddin ve İlyas da ağabeyleriyle birlikte deniz aşırı seferlerle ticaret yapıyorlardı.

Oruç Reis çok genç yaşta bir tüccar olmayı başarmıştı lakin ticaret gemilerini yüzdürdüğü Akdeniz, bir korsan yatağıydı. Özellikle Rodos gibi bazı Akdeniz adalarında konuşlanan haçlı şövalyeleri kendilerinden olmayana yaşama hakkı tanımıyor, baskınlarla hem ticaret gemilerine el koyuyor hem de gemi mürettebatını köle olarak alıyorlardı. Bu haçlı şövalyelerinin yaptığı baskınlardan birinde İlyas Reis şehit olurken Oruç Reis de esir düştü. Oruç, bir müddet sonra esir hayatından kaçmayı başardı ve Midilli’ye gelerek ticaretine devam etti. Fakir fukarayı gözetmesi, zenginden alıp fakire vermesi, ihtiyaç sahiplerince sığınılan emin bir kişi olması sebebiyle zamanla “Baba” lakabını aldı ve korsanların korkulu rüyası, mazlumların sığınağı oldu.

Baba Oruç Akdeniz’de fetihler yapar ve haçlıların en büyük düşmanı hâline gelir. Müslümanların Baba diye andıkları Oruç, kızıl sakalı sebebiyle haçlılarca “Barbarossa” olarak anılır. Cerbe Adası’nı üst olarak kullanan Baba Oruç’un en yakın adamı ise kardeşi Hayreddin’dir. Ünleri tüm Akdeniz’e yayılan bu iki kardeş, Tunus Sultanı Muhammed ile anlaşarak Tunus’daki Halkü’l-Vaâd liman kalesini kullanmaya başlar.

1516 yılında ele geçirdikleri yüklü bir gemiyi hediye olarak Piri Reis himayesinde Yavuz Sultan Selim’e yollayan iki kardeş, padişahın desteğinin devamının yer aldığı bir name ile çeşitli hediyelere mazhar olur. Bundan sonra ağabeyleri de kendilerine katılır ve ardın sıra Kuzey Afrika’da fetihler yaparlar. 1516 yılında Cezayir’e yerleşerek burada bir devlet kurarlar. Ancak bu fetihlerden birinde Tlemsan halkının ihanetiyle karşılaşan Oruç Reis, askerleri yarıp kaçacağı esnada savaşa devam ederse öleceğini bile bile leventleriyle geri döner ve tam nehri geçerken aldığı bir mızrak yarasıyla 1518’te şehit olur. Başı, kendisini öldüren İspanyol teğmen tarafından İspanya kralına götürülerek sergilenir. Bu da yetmezmiş gibi “Büyük Türk denizcisi öldü!” diye günlerce şenlikler yapılır ancak onun sancağını devralan Barbaros Hayreddin Paşa ağabeyinin yolunu devam ettirerek haçlı donanmalarını yerle bir etmek suretiyle Türk’ün kılıcını Akdeniz’de sallamaya devam eder.

Akdeniz’de yaptığı fetihler, kazandığı zaferler ve Andera Doria’yı yenilgiye uğratmasıyla ün kazanan Hızır Reis, Andrea Doria’nın Mora kıyılarını vurması ve Osmanlıyı sıkıntıya düşürmesiyle, 153’te Kanuni Sultan Süleyman’ın bir Hatt-ı Hümayunu ile Osmanlıya çağrılır.

Nameyi alan Hızır Reis, oğlu Hasan’ı Cezayir’e kral olarak bırakır ve en meşhur 19 adamını alarak muhteşem bir donanmayla yola çıkar. Cezayir’in tapusuyla Kanuni’nin huzuruna çıkan Akdeniz fatihi, 200 kölenin taşıdığı altın ve gümüş dolu sandıklar, 200 deve yükü ipek ve çeşitli kumaşların yer aldığı büyük bir serveti hediye olarak sunmasının ardından Sultan’a hitaben şu sözleri söyler:

Bir Hayreddin kulun geldi,

Sen O Şah’ı Süleymane

Sana layık nemiz vardır!

Kabul eyle fakirane

Cezayir’in tapusuyla gelen hediyeleri kabul eden Kanuni Sultan Süleyman, kendisine kaptan-ı deryalığı taltif eder ve Hızır Reis Osmanlı Devleti’nin ilk kaptan-ı deryası olur.

Barbaros Hayreddin Paşa, Akdeniz’de İspanyol ve İtalyanlarla savaşmış, onlardan her türlü taktiği öğrenmiştir. Oruç Reis’le birlikte kazandığı zaferler sebebiyle birçok stratejisi ve öngörüsü oluşmuştur. Osmanlı’ya gelince tüm tecrübesiyle donanmayı yetiştirir, personele silahları adapte eder. Tersane-i Âmire’ye nizam verir. 1533’ten 1546’ya kadar Osmanlı’ya hizmet eder. Onun döneminde Akdeniz bir Osmanlı gölü hâline gelir. İspanyol donanmasını defalarca yener. 1536 yılında Otranto’yu alır, Ege’deki Venedik adalarını ele geçirir. Preveze’de bizzat Papa’nın oluşturduğu ve o güne kadarki en büyük donanma olan haçlı donanmasını yener.

Barbaros Hayreddin Paşa, Kanuni’nin isteğiyle Seyyid Murad’a Türk edebiyatının ilk otobiyografisini yazdırır. Gazavat-ı Hayreddin Paşa isimli bu otobiyografi eserinde yer alan “Şehid olamayıp hasta yatağımda can verdiğime üzülürüm.” sözü onun dünya görüşünü ve davasını en güzel şekilde ifade etmektedir.

4 Temmuz 1546 tarihinde İstanbul’da hayatını kaybeden Barbaros Hayreddin Paşa, ölümünden beş yıl önce Mimar Sinan’a yapımına başlattığı ve ölümünden iki yıl önce tamamlanan kendi konağının hemen yanındaki türbeye defnedilir.

Barbaros Hayreddin Paşa’nın Sancağındaki Semboller

Sancağın orijinali beş metre olup bugün İstanbul Beşiktaş’taki Askeri Müze’de bulunmaktadır.

Sancağın dört bir tarafında yer alan isimler dört halifenin isimleridir ve İslam birliğini sembolize eder.

Sancağın alt tarafındaki Hz. Davud (a.s.) mührü (Süleyman mührü diye de geçer), Hz Süleyman’ın rüzgâra hükmeden bir peygamber olması münasebetiyle kullanılmıştır. Çünkü Barbaros bir deniz kaptanıdır ve gemilerini yüzdürebilmek için her daim rüzgârın yardımına ihtiyacı vardır. Onun da Hz. Süleyman gibi rüzgâra hükmetmesi gerekmektedir.

Pençe-i Âli Âba ise Hz. Muhammed’in kızı, damadı ve çocuklarını yani neslini simgeler.

Sancaktaki Zülfikar ise Allah’ın aslanı olan Hz. Ali’nin adaletini sembolize ettiği gibi bir ayağı Şark’ta, bir ayağı Garp’ta olan Osmanlı’yı da ifade etmektedir.