AİLE İÇİ İLETİŞİMDE DUYGUSAL ZEKÂNIN ÖNEMİ

Dr. Rukiye KARAKÖSE
Klinik Psikolog, Psikoterapist

Aile toplumun kalbidir. Aile, hayatın en temel yapı taşlarındandır. Hayata dair ilk adımların atıldığı, kendimizi ve dünyayı tanıdığımız, yaşamak için gerekli temel yol haritalarını edindiğimiz yerdir.
Aile ayrıca kişiliğimizin temellerinin atıldığı yerdir. Özellikle 0-6 yaş arasında kişiliğin büyük bir kısmı inşa olur. Çocuk, dünyaya, ilişkilere ve kendisine ebeveynin gözünden bakar. Onların değer yargılarını, doğru ve yanlışlarını sorgulamaksızın alır, kabul eder. Ta ki ergenlik çağına kadar bu böyle devam eder. Ergenlikte bir sorgulama süreci başlar. Bu süreç de kimlik inşası bakımından oldukça önem taşır. Çocukluk ve ergenlikte öğrendiklerimiz, maruz kaldıklarımız kaderimiz değildir. Ancak hayata, kendimize ve ilişkilere dair ilk öğrenmelerimiz olduğundan epeyce güçlü şekilde içimize yerleşir ve hayata dair ilk şemalarımızı oluştururlar. Yetişkinlik döneminde ciddi ve kararlı bir öğrenme sürecine girildiği takdirde buradaki eksiklerimizi gidermek, yaralı taraflarımızı onarmak hayat boyu mümkündür.
Aile için ilişkiler ve iletişim tarzı, bireylerin psikolojik ve sosyal gelişimi üzerinde oldukça büyük bir rol oynamaktadır. Yürümek, konuşmak nasıl temel yaşam becerileriyse duygularımızı tanımak, yönetmeyi öğrenmek ve sağlıklı iletişim kurmak da o derece hayati becerilerdir.
Çocukluk çağında ailede öğrendiğimiz aile içi iletişim becerileri, sağlıklı ilişkilerin kurulması ve sürdürülebilmesi için oldukça kritik bir etkiye sahiptir. Bu iletişimin kalitesi ise doğrudan aile üyelerinin duygusal zekâsı ile ilişkilidir. Duygusal zekâ, akademik ya da entelektüel anlamda tanımlanan zekâdan (IQ) farklı olarak bireylerin kendi duygularını ve başkalarının duygularını anlama, yönetme ve bu duygulara uygun şekilde tepki verme yeteneğidir. Duygusal zekâ konusunda doğuştan bir yetenek ve yatkınlığa işaret eden araştırmalar olmakla birlikte çocukluk çağı öğrenmelerimizle gelişen ve artan bir yetenek olduğunu da söyleyebiliriz.
Duygusal zekâ, Daniel Goleman’ın araştırmaları ile 90’larda gündeme gelen ve popüler olan bir kavramdır. Duygusal zekâ, dört temel bileşenden oluşmaktadır: Bunlar öz farkındalık, öz yönetim, sosyal farkındalık ve ilişki yönetimi becerileridir. Öz farkındalık, bireyin kendi duygularını anlama ve tanıma yeteneğidir. Bu beceri kolay gibi görünse de pratikte edinmek ve uygulamak için ciddi bir emek vermeyi gerektirmektedir. Pek çok insan “kör nokta”ları sebebiyle kendi duygularını tanımlamakta ve ifade etmekte zorlanmakta, zaman zaman da inkâr yoluna gitmektedir.
Öz yönetim, bu duyguların kontrol altına alınması ve uygun bir şekilde ifade edilmesidir. Bu beceri de ebeveynlerin model olması ile öğrenilebilecek bir beceridir. Öfkesini, kaygısını, üzüntüsünü yönetmekte güçlük çeken ebeveynlerle büyüyen çocuklar için bu duygular baş edilmesi güç içsel zorlanmalar olarak deneyimlenecektir. Böyle bir ortamda büyüyen bireyler duyguları karşısında kaygıya kapılabilir ve inkâr, rasyonalize etme, bastırma veya uygunsuz yolarla açığa vurma gibi savunma mekanizmalarına başvurabilirler.
Sosyal farkındalık, başkalarının duygularını anlama yeteneğini ifade eder. Pek çok insan yakın ilişkilerinde karşısındakinin duygularını, kendi korkuları, kaygıları ve geçmiş koşullanmaları sebebiyle ve düşük empati yüzünden algılamakta zorlanmaktadır.
İlişki yönetimi ise bu duygulara uygun tepki verme ve etkili iletişim kurma kabiliyetidir. Aile içi iletişimde bu sayılan bileşenlerin her biri, sağlıklı ilişkilerin kurulmasında kritik öneme sahiptir.
Aile içindeki iletişim, bir vücudun kan dolaşım sistemi gibidir. Hayatiyeti ve tüm organların beslenmesini sağlamak bu sistemin işidir. Aile içi iletişim bireylerin birbirleriyle olan tüm etkileşimlerini kapsar. İyi bir iletişim için sevgi temeli şarttır ama sadece sevmek yetmez. Emek ve sabır gerekir. Sağlıklı bir aile içi iletişim, aile üyeleri arasında güven, anlayış, saygı ve dayanışmayı inşa eder. Duygusal zekâ ise bu iletişimin kalitesini artırır. Duygusal zekâsı yüksek olan insanlar, duygularını daha iyi ifade ederler ve diğerlerinin duygularını anlamakta daha başarılıdırlar. Bu beceriler sayesinde, aile içi çatışmalar daha kolay çözülür ve sağlıklı bir iletişim ortamı sağlanır.
Empati ve Anlayış
Empati, duygusal zekânın en önemli bileşenlerinden biridir. Bu beceri, aile içi iletişimde oldukça önemli bir rol oynar. Empati, bir insanın ötekinin duygularını anlama ve onunla özdeşim kurabilme yeteneğidir. Bir diğer deyişle empati, “başkasının penceresinden o olarak bakabilmek”tir. Aile üyeleri birbirlerinin duygularını anladıklarında, daha derin bir bağ kurarlar. Örneğin, bir çocuk okuldaki bir sorunla ilgili kaygı duyduğunda, ebeveyninin onu anlaması ve duygularını önemsemesi, çocuğun kendisini anlaşılmış hissetmesine ve güven duymasına yardımcı olur. Bu ve benzeri durumlarda (canım, çok endişeli görünüyorsun, kaygılanmışsın, üzgünsün gibi yansıtmalarla) çocuğun duygusunu aynalamak çocuğun duygusunu tanımasına yardımcı olur ve anlaşılmış hissetmesini sağlar. Bu ve benzer örneklerin ailede çoğaltılması hem çocuk hem de ebeveyn için olumlu bir iletişim iklimi sağlar.
Çatışma Çözümü
Birbirlerini sevip saysalar da tüm aile üyelerinin aynı şekilde düşünmesi ve yaşaması her zaman mümkün değildir. İnsanın olduğu her yerde farklı düşünceler, yaklaşımlar ve fikirler de olacaktır. Bu farklılıklar zaman zaman küçük ya da büyük sürtüşmelere sebep olur. Bu sebeple aile içindeki çatışmalar da bir yere kadar kaçınılmazdır. Ancak duygusal zekâsı yüksek bireyler, bu çatışmaları daha sağlıklı bir şekilde yönetebilirler. Duygusal zekâ, bireylerin kendi duygularını ve başkalarının duygularını anlamasına yardımcı olur. Bu sayede, çatışma anında duygusal tepkilerini kontrol edebilir ve yapıcı bir iletişim kurabilirler. Örneğin, bir aile üyesinin yaşadığı sıkıntıyı eleştiri, yargılama, suçlama veya dışlama olmaksızın anlamak ve ona şefkatle yaklaşmak, çatışmanın çözümünde hayati bir önem taşır. Bunun mümkün olabilmesi bunu özellikle ebeveynlerde görerek modellemeye bağlıdır. Sorun çözümünde sakin, sabırlı ve şefkatli davranan ebeveynlerle büyüyen çocuklar taklit ve özdeşim yoluyla bu davranışları öğrenecek ve sorun çözerken benzer sağlıklı mekanizmaları kullanacaklardır.
İletişimde Açıklık ve Güven
Duygusal zekâ, aile içindeki iletişimin açıklığını artırır. Aile üyeleri, duygularını açık bir şekilde ifade edebildiklerinde, aralarındaki güven duygusu güçlenir, huzur iklimi sağlanır. Güven, sağlıklı bir aile dinamiği için olmazsa olmaz temel bir unsurdur. Duygusal zekâsı yüksek bireyler, açık ve samimi iletişim kurma becerisine sahiptirler. Bu durum, aile üyeleri arasında güvenin artmasına ve sağlıklı ilişkilerin gelişmesine katkı sağlar. Aksi hâlde savunmacı, ailesine dahi güçlü görünmeye çalışırken doğallıktan uzaklaşan, kendisi olamayan, suni “persona”lar (maske) söz konusu olur ki burada sağlıklı bir iletişimden söz etmek mümkün değildir.
Duygusal Destek ve Bağlılık
Aile içindeki duygusal zekâ, bireylerin birbirlerine sağladığı duygusal desteği etkiler. Mutluluk üzerine yapılan ve meşhur Harvard araştırması (Waldinger, 1938 başlangıçlı) dâhil pek çok çalışma, sosyal bağları güçlü olan insanların en mutlu insanlar olduğunu göstermektedir. Mutluluk hususunda maddiyat, başarı ya da statü gibi dünyevi unsurların değil de sağlıklı, güçlü sosyal bağların ön plana çıkması, ailenin fıtri bir kurum olduğunu da bize hatırlatır.
Duygusal zekâsı yüksek insanlar, başkalarına duygusal destek verme konusunda daha başarılıdır. Açıktır ki bu desteği en çok hak edenler evvelemirde aile üyelerimizdir. Bu destek, aile üyeleri arasındaki bağlılığı artırır. Zira hayatın imtihanları bitmez. Bir aile üyesinin zor bir dönemden geçtiği zamanlarda, diğer aile üyelerinin ona destek olmaları ailenin bütünlüğünü güçlendirir.
Çocukların Duygusal Gelişimi
Duygusal zekâ, sadece yetişkinler için değil çocuklar için de son derece önemlidir. Aile içindeki iletişim, çocukların duygusal gelişiminde büyük bir rol oynar. Hem çocukların temel güven duygusu ve kişilikleri bu sayede gelişir hem de modelledikleri duygusal zekâya dair becerilerini kendi ileriki hayatlarına taşırlar. Ebeveynlerin duygusal zekâsı, çocukların kendi duygularını anlama ve yönetme becerilerini doğrudan etkilemektedir. Bu terbiye sürecinde edindikleri deneyimler çocukların duygusal zekâlarını geliştirmelerine yardımcı olur ve evde, okulda, hayatta sağlıklı ilişki kurma becerilerini artırır.
Aile içi iletişimde duygusal zekânın önemi, tüm fertlerin duygusal ve sosyal gelişimleri bakımından oldukça kritiktir. Duygusal zekâ, sağlıklı ilişkilerin kurulmasına, oluşan çatışmaların çözülmesine, güvenin tesisine ve aile içi duygusal desteğin sağlanmasına zemin hazırlar. Aile üyeleri arasındaki empati, anlayış ve açıklık, sağlıklı iletişimin temelini oluşturur. Duygusal zekâsı yüksek bireyler, hem kendi duygularını hem de başkalarının duygularını daha iyi anlarlar, bu da aile içindeki ilişkilerin güçlenmesine katkıda bulunur.
Hasılıkelam, aile içi iletişimde duygusal zeka, fertlerin ve dolayısıyla ailenin ve toplumun psikososyal sağlığı için kritik bir unsurdur. Duygusal zekâyı geliştirmek, sadece bireyler için değil tüm aile için faydalı ve elzemdir. Bu sebeple aile içindeki iletişimi güçlendirmek ve sağlıklı ilişkiler kurmak için duygusal zekânın önemini unutmamak ve tıpkı okulları, müfredatları ve akademik eğitimi önemsediğimiz gibi bu alanı da önemseyerek bu konuda etkili çalışmalar yapmamız gerekmektedir.