AİLE

BİR SIĞINAKTIR


Aydın HIZ


Hayatın fırtınalarına karşı insan korunmak ister. Bazen bir sofranın sıcak buharıdır sığınak bazen sesini alçaltmayı bilen odaların duvarı. İnsan, hayatın kış mevsiminde dışarıda fırtınalara tutulur. Soğur yaşamaktan, üşür ruhunun derinlikleri. Kapı eşiklerinde birinin onu beklediğini bilmenin umudu, adımlarına güç verir. Hırçın rüzgârlara inat yürümek ister. Bilir ki sığınmak insanın insana en kısa yoludur. Titreyen elleriyle çalar kapıyı. İçeriden birinin “Geldin mi?” diye soran sıcak sesine sığınır. Hayatın kırgınlıkları, zorlukları, soğuk rüzgârları dışarıdadır artık. Omuza düşen battaniye, sıcak bir sofra, gülümseyen yüz, samimi birkaç cümle… Kırıldığımız yerleri saklamadan gösterebildiğimiz bir çatıdır aile. Çünkü burası, kusursuzların salonu değil eksikleriyle yürümeyi öğrenenlerin yuvasıdır. Atölyesinden dönen usta babanın nasırlı elleri, sınavdan çıkan çocuğun teri, komşuya uğrayan annenin sıcak şefkatiyle oturulur sofraya. Soğuk dışarıda kalmıştır, kabullenişlerde ısınır insan. Gönül, ancak kabul gördüğü yerde dinlenir.

Aile bir bahardır.

Mevsimlerin nazeninde yeniden dirilişe, yeniden çiçeklenmeye fırsat verir. Bahar, takvimle gelmez tek başına; annenin sevgisiyle, babanın şefkatiyle gelir çoğu kez. Evin içinde bahar açtığında sesler yumuşar; kırgınlıkların üzerine ince bir çiğ iner. Ağır olan hafifler, “daha sonra” diyerek erteleyen “şimdi” yapmayı dener. Sevgi bir bahardır birbirini sevenler için. Ertelendikçe çiçeklerin solacağını bilmektir. Gerektiğinde özürle başlar ailede bahar, teşekkürle büyür, affedişle meyve verir. Çocuk gülüşlerinin tohumları odalara yayılır; yaşlıların duası toprağın sabrı gibi çöker kalbe. Kuşakların birbirine bıraktığı gölge, rüzgârı kırmak içindir; güneşi kesmek için değil. Bahar için tek bir gül yetmez; pek çok tomurcuğun birbirine göz kırpması gerekir. “Yapabiliriz” cümlesi işte o kabuğun ilk çatlağıdır. Bir bakarsın, bir zamanlar konuşmaya çekindiğin şeyler aynı sofrada usul usul dillenir; konuştukça çitler değil yollar belirir aramızda. Kelimelerden duvar örülmez, sözcüklerden köprüler kurulur. Çünkü sevgi, gönülden gönüle bir yol bulmaktır.

Aile bir yağmurdur.

Gönül toprağına düşen, kurumuş kalplere inen ince bir serinlik gibi. Yağmurun kıymeti, gürültüsünde değil toprağa inen her tanenin yerini bulmasındadır. Damla damla bir merhamet ırmağıdır aile. İlk öğrettiği şey paylaşmaktır. Birlikte ıslanmanın güzelliğidir: Kuru kalmaktan gayrı teselli bilmeyen kalbe paylaşmayı öğretir. Birlikte içilen çayın buharı, kaşık seslerinin anlamlı şıngırtısı, konuşulmadan anlaşılmanın ıslak harfleridir aile. İnsan bilir ki burada yanlış anlaşılmaz. Şemsiyeyi tek başına değil omuz omuza tutmayı öğretir: “Ben üşürüm, sen ıslanma.” değil, “Birlikte ıslanırız, birlikte ısınırız.” cümlesinin şerhidir bir aile. Damlalar çoğaldıkça adımlarımız aynı ritme girer; sokak uzasa da telaş kısalır. Birlikte olmanın, bir çocuğa şemsiye olmanın değerini bilir herkes. Aile, bardaktan taşan su değil bardağın dudağa her değdiğinde yenilenen şükürdür. En güzel ikramın gönülden sunulan olduğunu bilmek, aynı çatı altında gökyüzünü birlikte büyütmektir. Gönül tarlasına yağmur olmaktır. Bereket, birlikte ıslanmanın adıdır çünkü.

Aile bir cümledir.

Sözlere sığmayan bir manayı kendi havuzunda besleyen bir cümle… Hayat bazen sözü yarıda bırakır; araya hastalık girer, gurbet uzar, beklenmedik kırgınlıklar kapıyı çalar. Ama eşiğinde içeriyi yoklayan gözler varsa yarım kalan cümleler er geç devamını bulur. Bekleyişte saklıdır ailenin değeri. Sabrı sevgiyle yoğurmak, fedakârlığın cümlelerine kendi özünden özneler katmaktır. Susmanın da konuşmaya dâhil olduğu bir cümledir aile. İnsan bilir ki nokta koymak ancak birlikte karar verildiğinde güzeldir. Kelimelerin yanyana gelmesi değil anlamlı bir bütün oluşturmasıdır aile. Aynı cümlenin ögeleri olmak, mutluluğa dair geleceğe bir söz bırakmaktır. En güzel sıfatları birbirine yakıştırmak, ötekine nesne olmaktır. Çocukların kendi cümlelerini kurmasına yardım etmek, manayı sonraki satırlara akıtmaktır. Aile, birlikte konuşmaya açılan bir besmeledir. Allah’ın rahmetini dilemenin zarif imlası, birbirine cennet olmanın kısa lügatidir.

Aile bir iç avludur.

Kapıdan içeriye girince bütün gürültüyü dışarıda bırakır. İç avlu, eşyanın değil bakışların gölgelendiği yerdir; serin taşlara oturup birbirimizin yüzünü, günün tozunu siler gibi okuruz. Dışarıda kırgınlıkların gölgesi uzun olur, aile kısaltır bunu. İş yerindeki hengâme, sokaktaki curcuna, günün koşturmacası çocukların neşesiyle donar, eşlerin yüzündeki gülümsemeyle erir, sofranın bereketiyle kaybolur. Ailenin kapısı sokağa açılsa da ferahlığı göğe bakar. İlahi rahmetin perdesi aralanır böylece. Günün yorgunluğunu unutturan bir nefestir aile. Aynı ritmi farklı göğüslerde attıran bir can olur. Birbirinin avlusunda soluklanmak, birbirinin bahçesinde neşelenmektir. Kuş olmaktır birbirinin dallarında, yuvayı birlikte beslemek, geleceğin rüyasını yatırmaktır kuluçkaya. Dışarıya hükmeden hız, burada yerini ritme bırakır. Nefes alırız birlikte. Bir tabak zeytin, bir dilim ekmek, yarım cümle… Hepsi aynı sofrada tamamlanır. Ve akşam inerken avlunun ortasındaki küçük göğe bakarız: Gürültü dışarıda kaldığı için değil içimizde yer bulmadığı için susmuştur. Artık burada yakınlığın sesi vardır. Yüksek olmayan ama derine inen bir ses. Çünkü söz, duvar olmak için değil gölgelik kurmak için yükselir burada.

Aile bir ormandır.

Körpe fidanları fırtınalardan koruyan ulu bir orman… İnsan bir tohumdur bu dünyaya düşen. Hayat ormanında endemik ağaç olmaya namzet bir nüvedir. Ve özünde ilahi sırları barındıran bir çekirdek. Gün gelince filizlenir ve uç verir toprağın üstünde. Taze yapraklarıyla hayatı heceler; naif, kırılgan ve masum… Fakat her canlı korkuyla sınanır. Körpe sevinçlerin asude rüzgârlarla savrulduğu günler yakındır. Bir fidan en çok ormana yakışır. Çünkü bir fidanı en iyi, ormanın şefkati korur, arsız fırtınalardan ve hoyrat kasırgalardan. Zararlı unsurlara, cinsiyetsizleştirme akımlarına karşı aile bir köprüdür; yapay mutluluklardan kurtulup gerçek saadete varacağımız kadim bir kapı. Fıtratıyla barışmayan kimse mutluluğu yakalayamaz çünkü. Peygamberimizin (s.a.s.) “Kimin bir çocuğu varsa onunla çocuklaşsın!” düsturuna göre gerçek sevincin ve neşenin yaşandığı bir hediyedir aile; gök sofrasından sunulan rahmani bir bağıştır. Aile güçlüyse toplum da güçlüdür çünkü. Mevsimin ilk meyvesini çocuklara ikram edermiş Efendimiz Aleyhisselam. Bu bilinci taşıyan anne-babanın oluşturduğu, çocukları kültürel erozyonlara, ahlaki aşınmalara karşı sığınaktır aile. Dışarıda yaşadığımız zorluklara karşı geri döndüğümüzde bulacağımız güvenli bir ocaktır. Topluma zerk edilmeye çalışılan cinsiyetsizleştirme politikalarına karşı korunaklı bir aşiyandır aile.

Aile bir bahçedir.

İnsan sevildiği yerde güzelleşir. Bir kuş gibi kanat çırpmayı öğreneceği yuvadır aile. Renklerine hayat iklimini boyayacağı kilimdir. Sevgi, merhamet ve iyiliğin desenleriyle süslenmiş kadim bir kilim. Aile bir şenliktir. Dallarda yankılanan kuş sesleri, narin yaprakları sallayan rüzgârın ahengi ve doğal kokuların yayıldığı cennetsi bir düş... Aile, maddi ve manevi değerlerin şemsiyesi altında yapılan bir yolculuktur. Sevgiyle atılır adımlar, şefkatle yürünür bu yolda. Gökyüzünde kara bulutlar görünüyor. Aile bahçesini talan etmek isteyenler var şimdi. Deniz köpürüyor dalga dalga. Fırtına yaklaşıyor. İnsanlık bahçesine yapay imajlarla modifiye edilmiş barbarlar dadandı. Neoliberal akımlar aileyi yok etmek istiyorlar. Bireyi ve toplumu ifsat eden sapkın ideolojiler, dijital plotformlarda gençlerimize zarar veriyorlar. Önce anlamsızlık dünyasında yalnızlaştırıyorlar çocuklarımızı. Ardından yapay kimlikler pazarlıyorlar yavrularımıza. Oysa yuva bir barınaktır insan için. Sıcak bir ekmek kokusudur aile. Çocuksu heyecanların kaybolmayacağı bir dönüş yoludur. Suni kimliklerden arındığımız bir kendilik okuludur. Samimiyet ve içtenlikle yıkandığımız temiz bir nehirdir. Cinsiyetsizleştirme imajına karşı fıtratın sofrasını süsleyen lezzetli bir yemektir aile. Dayanmak, dayanışmak ve paylaşmaktır.

Aile bir gökkuşağıdır.

Hayat, yağmurla güneşin aynı anda görünmesidir aslında. Kederle sevinci yan yana dizebilmektir. Bir ucu geçmişe bağlanır hayatın, diğeri yarınlara. Altından geçtikçe değil altında durdukça anlaşılır kıymeti. Renkler aynı gövdeden doğar ama birbirine karışmadan parlar; her biri diğerine sınır değil gölge olur. Anne bir renktir ailede, baba başka bir renk. Çocukların kahkahası sıcak bir kırmızıya boyar hayatı, yaşlıların duası güngörmüş bir derinlik katar maviye. Arada tonlar, söylenmeden anlaşılan cümlelerdir âdeta. Burada renkler eksilmez, birbirini tamamlar. Birbirini görmek, birbirine merhem olmaktır aile. Çünkü birbirimizi nasıl gördüğümüz, dünyayı nasıl göreceğimizi belirler. İnsan insana aynadır evin içinde. Kusurlarını da görmek ve öyle sevmektir. “Ben”in boğulmadığı bir “biz” olmaktır. Zira kusuru yok saymak değildir onarmak; kusurla birlikte güzel kalabilmenin yolunu bulmaktır. Kişi kendi rengine sahip çıkar burada, birlikte bir gökkuşağı oluşturur. Yorgunlukların birbirini tüketmediği, umutların birbirine dâhil olduğu ortak bir güzellik var olur böylece.