2 KANYON 1 ŞELALE
KASTAMONU

Seher MERİÇ

Araba kullanmayı çok sevdiğimi beni tanıyanlar çok iyi bilir. Pürdikkat kullandığım için arkadaşlarımla yolculuk yaparken onlarla pek az konuşurum. Özellikle virajlı yollar ve ruha iyi gelen müziklerle uzun saatler araç kullanabilirim. Şimdi diyeceksiniz, nereden çıktı bu virajlı yollar diye. Hemen anlatayım. Birkaç arkadaşla Kastamonu yolundaydık. O kocaman koyu renkli, iri gözleriyle yolun ortasında duruverdi. Sık sık sağa sola dönerek takip ettiğim her iki tarafı da yemyeşil ağaçlarla kaplı Kastamonu’nun bu dar köy yolunda bir anda yola atladı minik ceylan. Hemen frene bastım. Ardından da annesi geldi. Yavrusunun önünde durdu. Birbirimizin gözlerine bakakaldık. Ardından zıplayarak yolun karşısındaki koyu yeşil ormanın içine dalıverdiler. Büyülenmiş gibiydim. Güya hepimiz fotoğrafçıydık. Yaban hayatı ve kuş fotoğrafları çekiyorduk. Hiçbirimizin aklına fotoğraf çekmek gelmemişti. Aniden karşılaştığımız bu güzelliğin fotoğrafını şükürler olsun ki gözlerimizle çekmiştik.

Hem sahili hem dağlarıyla büyülü bir doğası olan nadide Karadeniz kenti Kastamonu’nun bendeki hatırası böyle başlamıştı. Tarihi Amazonlara kadar dayanan ve birbirinden lezzetli yemekleri olan bu güzel kentte sizlere bilinenin dışında üç farklı tabiat şaheserinden bahsetmek istiyorum.

Sizlere ilk tavsiyem bu bölgeyi yeteri kadar anlamak ve mis gibi çam havası almak için bir gece konaklamanız olacaktır. Rotamız üzerindeki en uygun yer Kastamonu’nun Pınarbaşı ilçesi diye düşünüyorum.

Bölgeyi tamamen çevreleyen Küre Dağları, adını dağların orta kesimindeki Küre ilçesinden almış. İlçe, bakırlı pirit yataklarının da ev sahibidir. Anıldığı bir diğer isim olan İsfendiyar Dağları ise 1291–1461 yılları arasında bölgede hüküm süren sekizinci Candaroğulları beyi olan İsfendiyar Bey’e atfedilir.

Büyük bir bölümü Kastamonu il sınırları içinde kalan Küre Dağları Millî Parkı, zengin flora ve faunaya sahip yörelerinden biridir.

Horma Kanyonu

Yolculuğumuza Horma Kanyonu’ndan başladık. Pınarbaşı ilçe merkezine 3 km mesafede olan Kanyon sahip olduğu doğal zenginlikleri ile Batı Karadeniz’in görülmesi gereken yerlerinden biri. Kanyon içerisinden Ilıca Şelalesi’nden dökülen Zarı Çayı geçiyor. Kireç taşlarının oyulması ile değişik kaya şekilleri oluştuğunu sizler de göreceksiniz. Batı Karadeniz’in tüm güzelliklerini gözler önüne seren Horma Kanyonu dağ yürüyüşü için de oldukça elverişli bir yapıya sahip. Kanyon sporları ve doğa fotoğrafçılığı için bulunmaz bir yer. Günümüzde ailelerin rahatlıkla yürüyebileceği 3 km’lik son derece sağlam, doğaya uygun ahşap parkur bulunuyor. Parkur yapımında 270 ton çelik ve 500 metreküp ahşap kullanılmış. Ayrıca sağlamlık testleri de yapılmış. Güvenle yürüyebilirsiniz. Horma Kanyonu’nun; doğal akvaryum niteliğinde olması, etkileyici dev taş kazanları ve bölgeye özel endemik bitki çeşitleriyle dikkatinizi çekeceğine eminim.

Pınarbaşı’ndan özellikle erken saatte kanyona doğru yol alırsanız yola kadar inen sisle içiniz biraz ürperse de sis bulutu arasında yer yer görünen Küre Dağları sizi heyecanlandıracaktır. Horma Kanyonu’na vardığınız zaman kanyonun girişinde bulunan otoparka aracınızı park edebilirsiniz.

3 kilometrelik parkuru kuş cıvıltıları ve akan su sesleri eşliğinde yürürken o kadar büyüleniyorsunuz ki bitirmeden asla dönemeyeceksiniz. Harika manzaralar eşliğinde içinize bol oksijenli havayı çeke çeke ilerledikçe ruhunuza âdeta huzur ve mutluluk yayılıyor.

Kanyonda yürümeye başladığınız ilk dakikalarda bir asma köprüden geçiyorsunuz. Bu sizi ürkütmesin. Dediğim gibi yürüyüş parkuru son derece sağlam. Aklınızda olsun; kanyonun tek sıkıntılı geçiş yeri sona doğru yani şelaleye yaklaşırken. İlk başlarda herhangi bir geçiş problemi yaşamıyorsunuz.

Parkur zaman zaman kanyon tabanından 50-60 metre yüksekliğe ulaştığı için bu yükseklik hem heyecan yaratıyor hem de Kanyon’un bütün güzelliklerini görme imkânı sunuyor. Aynı zamanda su seslerinin arasında her şeyden uzak kendinizle baş başa kalıp ruhunuzu arındırabiliyorsunuz.

Doğa sporları için de doğal bir akvaryum niteliğinde olan Batı Karadeniz, doğaseverler ve sporcular için harika fırsatlar sunuyor. Horma Kanyonu’nda doğa yürüyüşleri ve profesyonel kanyon tırmanışları yapabilirsiniz. Ayrıca kanyonun kartpostallık görüntülerini mevsim fark etmeksizin fotoğraflayabilirsiniz.

Ilıca Şelalesi

Horma Kanyonu yürüyüşünüzün sonunda vardığınız Ilıca köyü sizi eşsiz bir güzellikle buluşturuyor. Köyün sınırları içerisinde yer alan ve 15 metre yükseklikten dökülen Ilıca Şelalesi’nin güzelliği karşısında âdeta büyüleniyorsunuz. Suyun döküldüğü yerde oluşan doğal havuzun ve çevresini saran çeşitli bitki örtüsünün oluşturduğu egzotik görüntü karşısında saatlerce doğanın tadını çıkarabilirsiniz. Buraya ilk gittiğim yıllarda şelalede yüzülebiliyordu. Ama şimdilerde yanlış kullanımdan dolayı yüzmek yasaklanmış. Ilıca Şelalesi’ni gördükten sonra dilerseniz tekrar 3 kilometrelik parkuru yürüyerek yahut Ilıca Köyü’nde bulunan taksilerle başladığınız noktaya geri dönebilirsiniz.

Doğayı sevenlerin ve huzuru arayanların vakit kaybetmeden gidip görmesi gereken Horma Kanyonu’nu ziyaret etmek için aslında mevsim hiç fark etmez. İlkbaharda artan su miktarı ve yeniden canlanan doğasıyla ayrı bir büyüleyiciliği var; yine de ben sonbahar mevsimini tercih edin derim. Sonbaharın tüm renklerini burada keşfedebilirsiniz. Mutlaka Batı Karadeniz rotanıza Horma Kanyonu’nu ekleyin ve o atmosferde huzuru hissedin, hiç bitmeyecekmiş gibi adımladığınız yolda kafanıza takılan her şeyi ardınızda bırakarak geri dönün. Ama doğayla baş başa kalmayı ihmal etmeyin.

Valla Kanyonu

Eğer sabah erkenden Horma Kanyonu’nu gezerseniz aynı gün Valla Kanyonu’na da vakit ayırabilirsiniz. Biraz ilginç bir hikâyesi olan Valla Kanyonu 1994 yılında meraklı bir grup öğrenci tarafından keşfedilmiş. İstanbul Teknik Üniversitesinde okuyan 4 öğrenci kanyonun içine inerek yürüyüşe başlamış, aradan yaklaşık 14 gün geçtikten sonra da Kastamonu’nun Cide ilçesinden çıkmışlar. Yaklaşık 2 haftalık kayboluşun ardından bu dört genç Valla Kanyonu’nu keşfetmiş ve tanıtımını yapmış.

Kanyonun ortalama 800 metre ile 1200 metre arası derinliği insanı ürpertiyor. Türkiye’nin en derin kanyonu diyebiliriz Valla Kanyonu için. Karstik bir vadi yapısına sahip olan kanyon, Devrekani Çayı ile Kanlıçay’ın birleştiği noktadan başlıyor, 12 km boyunca Cide ilçesi istikametine doğru uzanıyor. Küre Dağları’ndan doğan Devrekani Çayı, Cide ilçesinden Karadeniz’e akmadan evvel Valla Kanyonu’nu oluşturuyor.

Valla Kanyonu geçişi zor ve tehlikeli olan bir kanyon. Rehbersiz, teçhizatsız bu kanyona girmek büyük hata. Zira kanyon yer yer daralıyor, içindeki suyun yükseltisi artıyor. Önceki yıllarda kanyona giren birçok profesyonel dağcı dahi yolunu kaybetmiş ve ekipler tarafından kurtarılmış.

Kanyon içerisinde Devrekani Çayı’nın oluşturduğu şelaleler yer alır. Yer yer kanyonun yüksekliği 1000 metreyi aşar ve sarp kayalıklarla çevrelenir. Bu sarp kayalıklarda akbaba, şahin, kartal gibi yırtıcılar yaşar.

Şüphesiz kanyonun en etkileyici yeri seyir terasıdır. Aslında burada 2 tane seyir terası var. Bir diğeri Kerte Seyir Terası yani kanyon üzerine kurulan ilk teras. İkinci kurulan teras ise Murat Başı, Valla köyü yakınındaki terastır.

Giriş ücretinizi ödedikten sonra yaklaşık 15 dakikalık bir yürüyüşle patika yola giriyorsunuz. Patika yolun devamında ahşaptan kurulan iskeleler sizi seyir terasına ulaştırıyor.

Valla Kanyonu seyir terası üç katlı olarak kurulmuş. Sanılanın aksine camdan değil demirden. Üç katlı terasa döner merdivenlerden kıvrılırken adrenalini hissetmeye başlıyorsunuz. En üst kata çıktığınızda ise manzara hakikaten muhteşem. Derinlik duygusu ürkütmüyor değil hani ama yine de çok keyifli.

Valla Kanyonu’nu da gezdikten sonra isterseniz Daday ilçesine geçerek at çiftliğinde gezinti yapabilir veya Kastamonu merkeze gidip tarihî şehri gezebilirsiniz. Tabii bu gezinize ağız tadı olarak da etli ekmek eşlik etmelidir.

Batı Karadeniz, farklı coğrafyası, temiz havası ve tüm renkleri barındıran tabiatıyla bize muhteşem güzellikler sunan bir cennettir. Eminim sizler de bu gizemli kanyonları adımlarken “İyi ki gelmişim.” diyeceksiniz.

Hayat, güzel şeyleri yarına bırakacak kadar uzun değil...