1950’Lİ YILLARIN
BASINI DİNÎ HADİSELERİ NASIL AKTARIYORDU?
Dr. Mehmet BULUT
DİB Emekli Başkanlık Müşaviri
İkinci Meşrutiyet Dönemi’nden 1990’lı yıllara kadar “basın” denince İstanbul veya Türkiye geneli dağıtımı yapılan gazeteler akla geliyordu. Bu süreçte gazetelerin kamuoyu oluşturmada güçlü bir rolü vardı. Halk sosyal, siyasi, ekonomik gelişmeleri gazetelerden takip ediyor, verilen haber ve yapılan yorumlardan önemli ölçüde etkileniyordu.
Sözü edilen alanlar yanında, sayıca az da olsa ülkemizde dinî içerikli hadise ve gelişmeleri yansıtmada gazetelerin etkili olduğu kuşkusuzdur. Hemen belirteyim ki hassaten 1970’li yıllara kadar gazetelerin bu alana yaklaşımı taraflı, çoğu kez aleyhte ve manipüle edici bir nitelikteydi. Din hizmetlilerine karşı da bir ön yargı vardı. Hatırlayanlar vardır, bir zamanlar bir replik hâline gelmişti; keçisi çalınan müftü haberi, “müftü keçi çaldı” şeklinde çarpıtılarak pervasızca verilebilirdi. Öte yandan birçok gazete başta ramazan ayı olmak üzere dinî gün ve gecelere haber ve makale olarak yer verirdi; ancak bunlar neredeyse her yıl aynen tekrarlanan rutin haber ve yazılar olurdu. Bununla birlikte dinî hassasiyetli ancak etki gücü fazla olmayan az sayıdaki gazete ve dergide halkı dinî konularda aydınlatan yazılar, dinî gelişmeleri çarpıtmadan aktaran haberler de vardı.
Ben bu yazıda 1950’li yılların basınının, yani gazetelerinin dinî hadiseleri yansıtma ve yorumlama tarzına ilişkin bazı notlar aktarmak istiyorum. Örnekleri daha çok dönemin önemli gazetelerinden Vakıt’ın (o yıllarda bu gazete “Vakıt” adıyla çıkıyordu) koleksiyonundan tarayarak seçtim.
Vaizler ve vaazlar
Önceki yıllara nazaran 1950’li yıllarda vaizler ve yapılan vaazlar basında daha fazla yer bulabilmişti. Tahmin edileceği gibi bunlar da daha çok aleyhte ve karalayıcı haber ve yorumlardı. Bununla birlikte konuya objektif yaklaşan haberlere de rastlanıyordu. Diyanet İşleri Başkanlığının vaaz hizmetlerinden yorumsuz bir şekilde bahseden birkaç haber bu kabildendir. Mesela 26 Şubat 1950 tarihli Vakıt’ta çıkan bir haberde İzmir Cezaevinde Başkanlık tarafından görevlendirilen vaizlerin vaaz verdiği bilgisi yer almıştı. Başka bir haberde 1951 Ramazan’ında 24 gezici vaizin seçilerek iki ay süre ile değişik illerde vaaz etmelerinin kararlaştırıldığı duyurulmuştu. 23 Mart 1956 tarihli bir gazetede ise İstanbul’da ramazanda 570 camide 20 vaizle idare edileceği haberi yer almış, vaizlerin sayıca yetersiz olduğu anlatılmak istenmişti.
Önceki yıllara benzer şekilde 1950’li yıllarda da vaizler ve yaptıkları konuşmalar basınca mercek altında tutulmuş, aleyhte haber ve yorumlara yer verilmişti. Yaptıkları konuşmalar dolayısıyla gözaltına alınan, tutuklanan, cezalandırılan vaizlerden sık sık söz ediliyordu. Bir kısım gazete bununla da kalmıyor, kendine vazife çıkararak vaizlerin sıkı bir takip ve disiplin altına alınmasını, konuşmalarının kontrol edilmesini yetkililerden istiyordu. Mesela vaiz Feyzi Boyner, Haziran 1957’de 4 ay 10 günlük hapis cezasına çarptırılmış, 17 Temmuz 1957’de de Senirkent Cezaevine konulmuştu. Bu arada adı geçen vaizin Büyük Millet Meclisince affı talep edilmiş, ancak bu talep reddedilmişti. Bu reddedilme olayı birçok gazetede memnuniyetle karşılanmış hatta bu gelişme için Asım Us, 13 Haziran 1957 tarihli Vakıt’ta “İnkılapların zaferi” başlığıyla bir yazı kaleme almıştı.
İstanbul Valisi Fahreddin Kerim Gökay’ın İstanbul’da vaizlerle yaptığı toplantı, 6 Nisan 1950 tarihli Vakıt’ta Hakkı Süha Gezgin imzasıyla yazılan “Vali ve Vaiz!” başlıklı yazıyla eleştirilmiş, bu toplantının laikliğe aykırı olduğu ileri sürülmüştü. Bunun yanında az da olsa “münevver vaizler” ve benzeri başlıklarda haber ve yorumlar da kendine yer bulmuştur.
İrtica-mürteci haberleri
1950’li yıllar boyunca ana akım gazetelerde irtica-mürteci haberleri eksik olmadı; bu yıllarda “irtica var” haberleriyle resmî merciler, kolluk kuvvetleri teyakkuz altında tutulmaya çalışılmıştı. Bu cümleden olarak bazı devlet yetkililerinin “İrtica yoktur!” mealindeki demeçlerine de gazeteler şiddetle karşı çıkmıştı. Mesela 25 Mart 1951 tarihli Vakıt’ta yer alan haberde, Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri’nin bu mealdeki demecine temasla, “Gençler kendisine Anadolu’dan aldıkları mektupları gösterdiler.” denmekteydi.
Tarikat mensubu olduğu ileri sürülen kişilere ilişkin “baskın yapıldı, yakalandı, tutuklandı, mahkûm oldu” gibi başlıklarla verilen haberler ise sayılamayacak kadar çoktu. İlginçtir ki ülkemizin önde gelen Genel Kurmay Başkanlarından Fevzi Çakmak’ın cenaze merasiminde yaşanan bazı hadiseler bile irtica ile irtibatlandırılabilmişti. 10 Nisan 1950’de vefat eden Mareşal Fevzi Çakmak’ın cenazesinin büyük bir topluluk tarafından kaldırılması, cenazede tekbir getirilmesi ve bu arada yaşanan bazı olaylar da “irticai hareketler” olarak nitelendirilebilmişti.
Dinî gün ve gecelere ilişkin rutin haberler
Başta ramazan olmak üzere Mevlid, Regaib, Miraç, Berat Kandilleri ve Kadir Gecesi ile dinî bayramlara ilişkin duyuru, haber ve yazılar gazetelerin rutin konuları arasındaydı. Kandiller, ramazanın başlangıcı ve bayramlarla ilgili duyurular İstanbul Müftülüğü kaynaklıdır. Bilhassa ramazana takaddüm eden günlerde gazetelerde, “ramazana hazırlık” başlığıyla kısa yazılara sıkça rastlanmaktaydı. “Hazırlık” diye yazılan şeylerse, pide gramaj ve fiyatı, mahyalar, lokanta ve kahvehanelerde alınan tedbirler, bazen camilerde ramazan ayı için yapılan düzenlemeler ve İstanbul Müftülüğünün vaaz programları gibi şeylerdi. Bazı yıllar gazetelerde ramazan sayfaları da bulunabiliyordu. Yine bazı gazeteler ramazanın ilk günlerinde bir imsakiye de verebiliyordu.
Dinî gün ve geceler vesilesiyle gazetelerde kısa makaleler de yer alabiliyordu. Vakıt’ta bu tür yazıları “Ramazan”, “Bayram” gibi başlıklarla daha çok Hakkı Süha Gezgin kaleme almıştı ve bu tür yazılarında hemen her yıl benzeri şeyleri tekrarlamaktaydı. İhmal edilmeyen ve bazen tefrika olarak yer verilen bir konu da eski ramazanlara ilişkin hatıralardı. İstanbul’da ramazan gece ve günleri, bayramların kutlanması, tertiplenen eğlenceler... Adı geçen gazetede, 5 Temmuz 1951’de yayımlanan Cemaleddin Server Revnakoğlu’na ait “Tarihte Ramazan” başlıklı uzunca bir yazı ve 6 Temmuz’da yayımlanan Münir Süleyman Çapanoğlu’na ait “Eski Ramazanlar, Sema Kahveleri” başlıklı makale kayda değerdir. Ramazan hatıraları yanında mesela Revnakoğlu’nun Vakıt’ta değişik tarihlerde çıkmış “Eski Muharremlerden Hatıralar”, “Edebiyatımızda Miraciye ve Regaibiye” gibi dizi yazılarının da kültürel değeri haiz olduğu söylenebilir. 27 Mayıs 1952’den itibaren Sadri Sema imzasıyla yayımlanan “Ramazan Konuşmaları” başlıklı seri yazılar, 6 Mayıs 1954’ten itibaren bu defa “Ramazan Sohbetleri” başlığı altında çıkmıştı.
Ramazan konusunda farklı bir haber 18 Mayıs 1955 tarihli Yeni Sabah gazetesinde çıkmıştı. “Binlerce kişi iftar etti, namaz kıldı” manşetiyle verilen haberde, İstanbul Okmeydanı’nda iftardan sonra 20 bin kişinin katılımıyla açıkta teravih namazı kılındığından bahsedilmişti.
Bazı yıllarda ramazanın sonuna doğru İstanbul Müftülüğünün duyurusu olarak fitre miktarlarına da yer verilebilmişti, tabii bu vesileyle vatandaşa dağıtılan sarı fitre zarflarından söz edilmekteydi.
9 Ağustos 1954 tarihli gazetede yer alan “Kurban Bayramı kutlu olsun” başlıklı yazıda, “Ordumuza tebrik mesajları” alt başlığıyla Milli Savunma Bakanlığının orduya hitaben yayımladığı bayram mesajına yer verilmişti. Benzer şekilde, 17 Haziran 1959’da yer alan haberde de Millî Müdafaa Vekili ile Erkânı Harbiye-i Umumiye Reisinin Türk Silahlı Kuvvetlerine hitaben ayrı ayrı Kurban Bayramı mesajı yayımladıkları duyurulmuştu. Bununla birlikte bu yıllarda, başta Diyanet İşleri Başkanları olmak üzere üst düzey hükûmet ve devlet görevlilerinin gazetelerde bayram demecine pek rastlanmaz.
1950’li yıllarda gazetelerde dinî günler çerçevesinde günümüz insanı için ilginç gelebilecek bazı haberler de yer almıştı. Mesela bir gazetenin 30 Mart 1957 tarihli sayısında, “Ramazanda kahve tevziatı” başlığını taşıyan haberde, hane başına 100 gram kahve dağıtılacağı duyurulmaktaydı. 1951 yılı hem ramazan hem de kurban bayramı dolayısıyla “Bayram kupası” adıyla düzenlenen futbol turnuvasına ilişkin haberler de günümüz insanı için tebessüme yol açabilir. Vakıt’ta 14 Haziran 1959’da verilen bir haberde, kurbanlık koyun fiyatlarıyla ilgili 1958’de yayımlanan tebliğde değişiklik yapıldığı haber verilmekteydi.
Hac
1950’li yıllarda hac seyahati ve hacılarla ilgili haberler de basında yer almıştı. Mesela 20 Eylül 1950 tarihli Vakıt’ta Mekke’de 70 bin hacının toplandığı haber veriliyordu. 11 Ağustos 1951 tarihli nüshasında da “40 bin Mağribi yaya olarak hacca gidiyor” başlıklı bir haber yer almıştı. 934 hacının güneş çarpmasından öldüğü haberi de yine 1951 haccıyla ilgili verilen haberler arasındaydı. Verilen haberlerden 1953 yılında Türkiye’den hacca gidenlerin sayısının 45 bini aştığını öğreniyoruz. Haberler yanında az sayıda ve çoğu ilgisiz, tutarsız da olsa bu yıllarda hacla ilgili yorumlar da yer almıştı. Mesela 18 Ağustos 1954 tarihli “Aradaki fark” başlıklı makalede Hakkı Süha Gezgin, hac konusunda Müslümanlarla Hristiyanlar arasındaki farkı anlatmaya çalışıyordu. Ona göre, fakirlik ve birçok sıkıntıya rağmen hacca gitmede ısrarlı Müslümanlara karşı, ulaşım kolaylığı, rahatlık ve maddi imkânlara rağmen Efes’te Meryem Ana’yı ziyaret edip hacı olanların azlığı dikkat çekiciydi. 14 Nisan 1955 tarihli gazetede Hasan Kumçayı imzası ve “Hacı otobüsleri” başlığıyla verilen haberde ise Suudi Arabistan’ın hacıları taşımak üzere Amerika’dan 319 adet otobüs aldığına işaret edilerek bu otobüslerin sağlayacağı kolaylıklara dikkat çekiliyor, bir ironi de yapılarak bu şartlarda haccedenlerin artık “hacı” ünvanını alamayacağı söyleniyordu.
Bu süreçte bazı yıllar kolera salgını gerekçe gösterilerek hac seyahatinin engellendiğine ilişkin haberler de çıkmıştı. Mesela 1958’de İçişleri Bakanlığının o yıl için hacca gidişi yasakladığı duyurulmuştu. Haccın yapılamadığı yıllarda basının bu durumu biraz da memnuniyetle karşıladığı intibaını ediniyoruz.
Dinî nitelikli dizi/tefrika yazılar
1950’li yıllarda başta Vakıt olmak üzere gazetelerde, günümüz gazetelerinde örneğine rastlamadığımız dinî nitelikli dizi/tefrika yazılar da yer almıştı. Bunların bir kısmının kayda değer ve okuyucu açısından faydalı olduğunu söyleyebiliriz. Tarih sırasına göre birkaçını şöyle sıralayabiliriz:
Ahmed Esad Ben’im imzasıyla yayımlanan ve ilk kısmı Ağustos 1950’de tamamlanan 48 serilik “İslam Meşalesi Hz. Muhammed”; Hüseyin Kazım Kadri’nin, gazetenin 8 Nisan 1952 tarihli nüshasında 28 sayfalık bir forma hâlinde verilen -daha sonra kitapçık olarak da basılmıştır- “Kabahat Müslümanlıkta değil, Müslümanlardadır. İçtimai meselelerimiz”; Luis Sabuncu imzasını taşıyan 6 yazılık “Ramazan hakkında Müslüman olmayan birisiyle münakaşa”; Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu tarafından kaleme alınan ve Haziran 1954’ten itibaren uzunca bir süre devam eden “Battal Gazi”; gazetenin Mayıs 1956 tarihli nüshalarında imzasız yayımlanan “Bir Asır Önce Bayram Alayları”. Bu dizi yazılardan bir kısmının dinî kültür açısında da önemli sayılabileceğini belirtmek isterim.
1950’li yılların gazetelerinde yer alan dinî mahiyetteki haber ve yorumlar elbette bu yazıda yer verilenlerden ibaret değildi. Nitekim diğer bir kısmına dergimizin Temmuz ve Ağustos 2022 sayılarında değinmiştim. Bu yazı onların bir mütemmimi sayılabilir. Her üç yazıyı birlikte değerlendirdiğimizde ülkemizde bilhassa ana akım gazetelerin 1950’li yıllara geldiğimizde bile dinî nitelikteki gelişmelere, yaşanan olaylara çoğu kez sağlıklı bir şekilde yaklaşmadığını, gazetelerde yer verilen haber ve yorumların mahiyetleri itibarıyla ülke insanının dinî bilgi ve kültürüne beklenen düzeyde katkı sağlayamadığını, din hizmetlilerine de bu süreçte çoğu kez menfi bir imaj biçildiğini üzülerek ifade etmemiz gerekir.