TEMAŞA

ZÜBEYDE ANDIÇ

Aynalıkavak Kasrı

Bizans imparatorlarının gezinti ve dinlenme yeri üzerinde yükselip İstanbul’un fethinden sonra Tersane Hasbahçesi adıyla anıldım. Temelim Sultan I. Ahmed döneminde atıldı. Zamanla genişleyen tersane nedeniyle Haliç’in sularına bakan eşsiz bahçe içinde soylu bir yadigâr olarak kaldım. Osmanlı’nın İstanbul’daki sarayları arasında dördüncü büyük saray olarak seçkin bir yere sahibim. Adımla ilgili iki rivayet vardır: Venedik’ten gelen muazzam aynaların kavaklarımla buluşmasından ya da tersanedeki kalyon aynalarının gölgeme vurmasından adımın Aynalıkavak olduğu söylenir. Geleneksel Osmanlı ahşap mimarisinin sivil zarafetini yansıtırken Batı’nın barok ve rokoko izlerini gövdemde taşırım. Arazi eğimine uygun olarak karaya tek, denize iki katımla bakar; Lale Devri’nin ruhunu bağrımda yaşatırım. Tek dilimli kubbemle örtülü Arz Oda’mda III. Selim’in altın tuğrası, Yesarizâde’nin talik hattı ve Enderuni Fazıl’ın övgüleri yankılanır. Bir musiki dehası olan III. Selim, lirik bestelerini Has Oda’mda notalara dökerken Şeyh Galib’in mısraları tavanımdaki bitkisel nakışlara can verirdi. Sultan Abdülmecid’in dokunuşlarıyla yenilenmiş üç asırlık bir müze-sarayım şimdi. Geçmişin izleri arasında musiki ile dolu odalarımda ziyaretçilerimi beklemekteyim.