TEMAŞA

ZÜBEYDE ANDIÇ

İshak Paşa Sarayı

Ağrı Dağı’nın sert rüzgârlarına göğüs geren gövdemle Doğubayazıt’ın yıkılmaz kalesiyim ben. Hem saray hem cami hem medreseyim. Güç bendedir, inanç bendedir, ilim bendedir. Bende örülüdür sabrın yıkılmaz taşları. 1685 yılında Çolak Abdi Paşa’nın hayaliyle yükselen duvarlarımla Ağrı Dağı’na yoldaş olmaya başladım. İshak Paşa zamanında 1784’te tamamlandım. Tam doksan dokuz yılda, nakış nakış işlendim taşlara. Her bir taşımda Selçuklu’nun vakarı, Osmanlının asaleti, Fars sanatının inceliği, Batı sanatının gösterişli işlemeciliği gizlidir. Dört taç kapıma nakşedilen yüz on farklı motifle Anadolu’nun kültürel dokusunu, Anadolu toprağına can verenlerin ölümsüz ruhunu yansıtırım. Kapılarımdan giren yolculara altın varaklı odalarımın güzelliğini, tek minareli camimin zarafetini, yapım içinde dolaşan suyun sıcaklığını fısıldarım. Fatihler, beyler, dervişler ağırladım soframda. Nice kervanlar uğurladım uzak diyarlara. Kılıç kalkan seslerini de duydum, zafer naralarını da... Gün batımında kızıla boyanan taşlarımla lisanı lisanıma, gönlü gönlüme değenlere Doğu’nun en güzel masallarını, hikâyelerini anlatırım. Nergis dallarına konan bülbüllerle beraber Ağrı Dağı’nın dumanıyla efkâr yarıştıran türküler söylerim.